Çok güzel, çok çok güzel
İçinde intihar edenlerden söz edilen kitapları okudu hep, içinde hastalıklardan, olüm olaylarından söz edilenleri, diye düşundüm lokantada ayakta dururken, içinde insan sefaletinden, çaresızliğinden, anlamsızlığından, işe yaramazlığından söz edilenleri, içinde her şeyin hiç durmadan yıkıcı ve öldürücü olduğundan soz edilenleri. Bu yüzden Dostoyevski ve onu izleyenleri her şeyden fazla sevdi, genel olarak Rus edebiyatını, çünkü onlar gerçekten öldürücüydü, ama bunalımlı Fransız filozoflarını da sevdi.
Sayfa 44·Kitabı okuyor
Alıntı
çiçekler neden afrika yaşamında bu kadar küçük bir yer işgal ederken, asya ve avrupa'da bu kadar büyük bir rol oynadı? bu soru, afrika ve avrasya'nın belli başlı uygarlıklarının yemek ve mutfak kültürleri arasındaki, aslında daha geniş bir özellikler bütünündeki farklılıklara yönelik daha önceki bir ilgiyle benzer köklere sahipti. afrika yemek kültürü sınırlı bir farklılaşma ve gerçekten de kısıtlı bir incelik ortaya seriyordu; yüksek mutfak kültürüne dair çok az şey içeriyordu. bu açıdan bakıldığında afrika'daki farklı mutfak kültürleri büyük oranda türdeşti; hatta farklı toplumsal tabakaların oluşturduğu devletlerde bile. bu durum avrupa ve asya'da kesinlikle geçerli değildir; bu coğrafyalarda toplumsal tabakaların mutfakları, tıpkı evlilikleri gibi "grup içi"ydi; her bir tabakanın kendi yemek tarifleri, yemek malzemeleri, pişirme usulleri, sofra adabı ve sosyal ritüelleri vardı; her birinin, üretimde olduğu gibi tüketim sisteminde de, toplumda olduğu gibi kültürde de (eğer bu kifayetsiz karşılığı kullanabilirsek) kendine ait yeri vardı. kıtalar arasındaki bu genel farklılıkların, toplumsal sistemlerin doğasıyla ve daha özelde de "sınıflar" arası ilişkilerle bağlantılı olduğunu görmüştüm. afrika'nın büyük bir kısmında, farklı toplumsal grupların üyeleri arasında evlilikler sıkça yapılmaktaydı; dolayısıyla bu gruplar kendilerine ait bir alt-kültür oluşturmadıkları gibi yemek pişirme sanatı üzerinde de fazla durmamışlardır. çapa tarımına dayanan ve bronz çağının başlıca icatlarına sahip olmayan toplumlarda, bireyler ve gruplar arasındaki farklılıkların ne üretim araçlarına sahip olmayla ne bu sürece katılanlar arasındaki ilişkilerle belirlendiğini ileri sürmüştüm. aynı şekilde, yazının olmaması da. müslüman bölgeler haricinde, iletişim biçiminin de fazla bir
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Eyvah di’li geçmiş zaman :)
İnsanları ne kadar sevsem de, genel olarak kendiyle yalnız kalmaktan hoşlanan biriyim sanırım. Sen birlikte olurken kendimi kaybetmeyeceğim türden bir insandın. Seninle birlikte olmak kendime daha fazla ulaşabilmemi sağlıyordu.
Alıntı
Düşünce tarihine baktığımızda, trajik düşünürler ve anti-trajik düşünürler arasında bir ayrışma tespit edebiliriz; bizzat kendisi trajik olan bir çatlak gibi de görülebilir bu. Bir tarafta anti-trajikler: İsa ve Marx, Buda ve Sokrates, ve ayrıca Keynes ve genel olarak mutluluk felsefeleri. Onlara göre her şeyin bir anlamı vardır, her şey dünyevi veya göksel bir kurtuluşla iyi biter. Diğer tarafta trajikler: Kant ve Freud, Nietzsche, Max Weber ve Schumpeter. Onlara göre, gölgesi olmayan ışık yoktur, görünmezlik olmadan görünürlük, mutsuzluk olmadan mutluluk, hep mutlu geçen bir aşk da yoktur.
Sayfa 126·Kitabı okuyor
Üslup
"Üslup , altında şairane bir dünya bulunan bütüncül bir algılamadır; biçimleme güçleri , algılayışın kategorileri, daha doğrusu biçimleridir. " 95
Sayfa 95 - Doğubatı·Kitabı okuyor
İnsanı insan yapan en genel ve en önemli fark nedir diye bakınca, özellikle uzaktan ve kuşbakışı bakabilme imkânını bulabilirsek, “yaratıcılık” yanıtı karşımıza dikiliyor...
Sayfa 72
Hayata Dair