İsrailoğulları'nın Mısır'a gelip refaha kavuşup bir topluma dönüşmesi Hz. Yusuf döneminde gerçekleşir. Bu bakımdan, onların kavimleşmesindeki temel taşın Hz. Yusuf olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla Yusuf kıssası yalnızca bireysel bir peygamber kıssası değil, aynı zamanda İsrailoğulları'nın nasıl bir millet hâline geldiğinin başlangıç hikâyesidir. Bu yüzden Tevrat'ın ilk kitabı olan "Tekvin" (Genesis/Yaratılış), evrenin yaratılışıyla başlar ve Hz. Adem'den başlayarak Nuh, İbrahim, İshak, Yakup peygamberler anlatıldıktan sonra Yusuf Aleyhisselâm'ın kıssasıyla sona erer. Tevrat'ın ikinci kitabı olan "Çıkış" (Exodus), Hz. Musa Aleyhisselâm ile başlar, yani İsrailoğulları'nın tarihi ile. Diğer bir ifadeyle, Yusuf [as] olmasa İsrailoğulları olmazdı. Bu yüzden Yusuf Aleyhisselâm tarihî açıdan kritik bir öneme sahiptir. Nitekim Ehl-i Kitap da bunun farkındaydı. İsrailoğulları, bu kıssayı kendi tarih ve miraslarının en önemli parçalarından biri olarak görürler. Çünkü Yusuf Aleyhisselâm sayesinde Yakub Aleyhisselâm ve ailesi Kenan diyarından ayrılıp Mısır'a yerleşmiştir. Mısır'a geldiklerinde Yusuf Aley-hisselâm vezirdi, bu yüzden iyi bir bölgeye yerleştirildiler, ekonomik olarak güçlendiler. Kur'ân-ı Kerîm'de bu, "Yusuf Aleyhisselâm'ın onları kendi tahtına oturttuğu" şeklinde an-latılır. Fakat orada kastedilen artık Yusuf Aleyhisselâm ve bü-tün soyunun Mısır'da refah içinde bir yaşama kavuştuğudur.
Sayfa 27·Kitabı okuyor
"Parmenides ... evrenin düzenini de şiirleştirdi, ve öğeleri karıştırdı, aydınlık ve karanlığı, bunlardan ve bunlar aracılığıyla da bütün görünüşleri [phainomena] türetti. Yer, gök, Güneş, Ay, yıldızlar ve insanların kökeni [genesis] konusunda pek çok şey söyledi."
Sayfa 33 - Pinhan Yayıncılık·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İncil de, ‘can’ ve ‘ruh’ sözcüklerinin anlamları arasında bir farklılık vardır; ruh ve can ‘birbirinden ayrılabilir’ (Heb 4:12). ‘Ruh’ için İbranice ve Yunanca sözcükler (ruach ve pneuma), aşağıdaki şekillerde de tercüme edilebilirler: yaşam, zihin, nefes, ruh, rüzgâr. Tanrı kendi ruhunu, insanı da içeren doğal yaratılışı sürdürmek üzere kullanır. Bu bakımdan, insanın içinde olan Tanrı’nın ruhu, onun içindeki yaşam gücüdür. "Ruhsuz beden ölüdür" (James 2:26). "Tanrı, yaşam nefesini (ruh) içine Âdemin burnuna üfledi ve insan yaşayan bir can (yaratık) oldu" (Genesis 2:7). Bununla ilişkili olarak da Eyüp, "Tanrı’nın ruhu benim burun deliklerimdedir" demektedir (Job 27:3). Böylelikle, İncil ifadesine göre içimizdeki yaşam ruhu doğumda verilir ve beden canlı kaldığı sürece kişi ile kalır. Tanrı’nın ruhu herhangi bir şeyden geri çekildiğinde ise ölüm olur. Ölümde, "Toprak (beden), önceden parçası olduğu yeryüzüne dönecek ve ruh da onu veren Tanrı’ya geri dönecek" (Ecc 12:7). İncil’de ‘can’ olarak tercüme edilen İbranice “nephesh” ve psyche’dir. Böylelikle ‘can’, kişi, beden ya da nefsi ifade etmektedir. ‘Can’, ‘kişi’ ya da bir kişiyi oluşturan tüm şeylerin özetidir. Tanrı’nın yarattığı hayvanlar, "hareket eden yaratıklar… Yaşayan her yaratık" (Genesis 1:20-21) ifadesindeki ‘yaratık’ olarak çevrilen İbranice sözcük, ‘nephesh’ olup; bu, örneğin Genesis 2:7’deki gibi, ‘can’ olarak da çevrilebilir: "ve insan yaşayan bir can oldu."
Daha şimdiden benim hayalimde gördüğüm gibi, gelecekteki güzel halini görüyordu buranın. "Ya sonra?" "Sonra," diye fısıldadım ve onu öptüm, ardından da gülümseyerek kendimi geri çektim: "Sonra bu dünyayı baştan inşa edeceğiz."
Sayfa 336·Kitabı okudu
Hayatta bazı şeylerin tedavisi mümkün değildi. Bazen sadece öyle olması gerekiyordu ve oluyordu.
Sayfa 327·Kitabı okudu
"Çaresiz olduklarında insanların neler yapmaya tenezzül ettiğine şaşarsın," dedim.
Sayfa 316·Kitabı okudu