Kasaba ve çevresinde sahipsiz, olağanüstü bir hızla üreyen çok köpek vardı. Yazları, özellikle okulların tatil olduğu aylar bu köpekler tehlikeli oluyorlardı. Onları öldürmeleri için komutanlık emriyle bizim cellat gönderiliyordu. Bu aşağılık iş bile onda en küçük bir aşağılanma duygusu uyandırmıyordu.
En mükemmel bir insanın bile alışkanlık sonucu kabalaşabileceğine, rezilleşebileceğine inanıyorum. Kan ve baş kalan üzerinde egemenlik sarhoş eder insanı: Kabalık ve rezillik gelişir; insanın aklına, duygularına ulaşır ve sonunda insan normal olma yan şeylerden zevk almaya başlar. Bir canavar olur. Ve insanlığa, pişmanlık duygusuna, yeniden doğuşa dönmesi hemen hemen olanaksızlaşır. Böylesine bir güç sahibi olma isteği salgın bir hastalık gibi bütün topluma bulaşır: öylesine çekicidir güç sahibi olmak. Bu tür olaylara ilgisiz kalan bir topluma hastalık bulaştı demektir. Sözün kısası, bir insanın bir başka insana işkence etmek hakkının olması toplumun bir hastalığıdır; toplumda insana özgü yeteneklerin kaybolduğunun, bir ülkenin yurttaşşları olmak bilincinin yok olduğunun, toplumda çürümüşlüğün başladığının göstergesidir.
Elbette bazı küçük yerlerde doktorlar rüşvet alıyorlardır, görevli oldukları hastanelerin olanaklarını kişisel çıkarları doğrultusunda kullanıyorlardır, hastaları hiç önemsemiyorlardır, tıp bilimini tamamen unutuyorlardır. Bu da bir gerçektir.