8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Katil kim, ipuçları neler gibi düz mantığı, gizemi olan bir polisiyeden ziyade psikolojik, sanatsal ve felsefik derinliği ağır basan; pisikolojik polisiye türünde bir kitap Yolun Sonundaki Kadınlar. Kadın cinayetleri üzerine; parçalanmış Bir zihin akışının içindeki polisiye kitabı. Cinayetlerden çok ölüsevici toplumun, namus adı altında hemen yaftalamaya meyilli toplumun, duyarsızlaşmış seyirci olan toplumun, yozlaşmış toplumun , bir türlü gelmeyen adaletin ağırlığı altında ezilip gerçeklikle bağını koparıp içsel olarak parçalandığı noktadaki farklı versiyonları okuyoruz. Renk sembolizmi ( çevredekilerde sarı renk, kadının üstündeki elbisenin hep mavi oluşu ), dikkatini dağıtarak, detaylarda boğularak ( koku, renk, çevreyi izleme ) travmayı bastırma ; zaman algısının bükülmesi , rüya- halüsinasyon- gerçek karmaşası tam olarak zihin akışı içinde yüzüyor etkisi veriyor. Ve zihnin ne kadar kasvetli, çarpık ve parçalara ayrılmış olduğunu görüyoruz. Karakterimiz zaman-mekan-an-anı karmaşası içerisinde. Zaman takibinde zorlanıyor , anılar birbirine karışıyor, uykusuzluk çekiyor ve biz bunları an ve an yaşayıp aynı karmaşa içine düşüyoruz. İçsel bunalımı içindeyken yaşlı bir adamın oldukça yüklü bir miktar avans ile verdiği teklif ile hayatı tamamen değişti. Sonunu okuduğumda bir süre sindirmem gerekti. Maske detayı bende farklı farklı teoriler oluşturttu. Kitap içinde en çok yakıştırdığım benzetme ortada bir c*set varken fotoğrafını çekmeye çalışan kisileri Hitler selamı verdiğini düşündüğü andı. Aynı zalimlik gerçekten ... Toplumumuzun kanayan yarasına bir de beyin yakacak bir pencereden bakmak isterseniz : Yolun sonundaki Kadınlar. birebir. işbirliği @myhopestars @dersimozel @alakargayayinlari
Yolun Sonundaki KadınlarDersim Özel · Alakarga Sanat Yayınları · 202644 okunma
Suflörün Taktikleri
10/10
·464 syf.··
2026 9. kitabı
Ağır spoiler Okuma İlk kitapta suflör ne yapabilir insanların içinde ki kötülüğü ortaya çıkarıp ölüm makinelerine çevirir bunu görüyoruz daha karanlık ve tempo yüksek bir eser, bu kitapta işe suflör insanları değil iyi amaçla kurulmuş bir sistemi nasıl kotucul hale getiriyor bunu görüyoruz. insanları yok edip yeni hayata başlatan bir sistemi nasıl kotucul bir hale getiriyor, bunu nasıl başarıyor görülüyor daha çok felsefi ve psikolojik bir eser. Kayıp olanlar kendi istekleri ile yeni hayata ulaşıyor suflör işe bu sistemi görüp kayıp olmayı yeni hayatı secenleri bulup ölüm makineleri haline getiriyor. Yorumlarda bazıları Gerekli kötülük ve kötülük hipotezini karıştırmış ya da kendince yorumlamış. Gerekli kötülük: iyi amaç için düşük kötülük getirmedir. Ameliyat oluruz etimiz kesilir bu kötüdür Ama hastalık yok olur bu çok iyidir. Sonuç olarak bu kötülük yapılmalı ki daha büyük iyilik elde edilmeli. İnsanları ortadan yok edip yeni bir başlangıç yapmalarını sağlayan sistem, insanlar yok oluyor yeni bir hayata fanteziye kavuşuyorlar bu onlar için iyi ama çevreleri içi kötü insanlar üzülüyor haber alamıyor. Kötülük Hipotezi: Kötülük insanın tabiatında vardır uygun ortam bulduğu her yerde ortaya çıkar. Onu ötekileştirmek kendini kandırmaktır. İnsanların ortadan kaybolduğu yeni hır başlangıç yaptığı harika sistemi Albert keşfedip kaybolanları Gerçek hayata döndürüp Cinayet makinesi haline getiriyor. Harika bir sistemi bozuyor. Aç kalırsam ölürüm, uçağım alp dağlarına düştü yiyecek yok herkes hayatta, yiyecek olarak zayıflar seçilir öldürülür. Ugun ortamda kötülük hipotezi ortaya çıkar. Normal şartlar da psikolojik rahatsızlığı olmayan birisi yamyamlık yapmaz. Kafası karışan anlamayan olursa yardımcı olabilirim.
Kötülük HipoteziDonato Carrisi · Pegasus Yayınları · 2021116 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kalbimi paramparça etti
10/10
·109 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:25
Marina Sabatier’in 2009 yılında Fransa’da yaşadığı gerçek hayat hikayesi… Aynı ailede büyüyüp kardeşlerimizle aynı hayatı yaşamadığımız söylenir. Diananın yaşadığı da tam olarak bu. Ailesi bütün çocuklarına normal bir anne babalık yaparken sadece Diana farklı şeyler yaşıyor. Çocuğun istismar edildiği çok küçükken anneanne ve teyzesi tarafından fark ediliyor. Onu gören her gören öğretmeni, okul müdürü ve her yetkili olayı anlamasına rağmen, onlar da ihmaller zincirine istemeden kendilerini ekliyorlar. Çocuk hakları, kanunlar, sosyal hizmetler gibi çocuğu koruyan, güvence altına alan ne kadar çok şey varsa gözümde değerini bir kere daha kaybetti. Gerçekten çok fazla prosedür var. Eminim ülkemizde de çocuklarla ilgili yaşanan olaylarda dışardan bakan bir göz en başından bir terslik olduğunu anlamıştır. Bir öğretmen, bir komşu, aileden başka biri eminim fark etmiştir ve bu şekilde prosedürlere takılmıştır. Biz çocukları korumaktan nasıl aciziz? Dünyaya gelirken tek şansımızın denk geleceğimiz aile olduğunu bir kere daha anladım. Bunu yaşamış ve yaşamakta olan bütün çocuklar için çok ama çok üzgünüm. Yeryüzünün çocuk neşesi ile dolu olduğu ve bir tane çocuğun bile mutsuz olmadığı bir dünya istiyorum.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
10/10
·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:42
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatırsınız; bazıları ise son sayfadan sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Alex Schulman'ın 17 Haziran adlı romanı benim için ikinci grupta yer aldı. İlk sayfasından itibaren merak duygusunu diri tutan, her bölümde okuru biraz daha içine çeken bu kitap, sonuna kadar elimden bırakamadığım eserlerden biri oldu. Roman, görünüşte tek bir güne odaklanıyor gibi görünse de aslında yılların biriktirdiği kırgınlıkları, suskunlukları ve aile içindeki görünmez yaraları anlatıyor. Schulman, geçmiş ile bugün arasında kurduğu geçişlerle karakterlerin ruh dünyasını katman katman açıyor. Okurken yalnızca olayları değil, insanların birbirlerine söyleyemedikleri şeylerin nasıl ağır bir yük haline geldiğini de hissediyoruz. Kitabın en etkileyici yanı, sıradan görünen anların altında saklanan duygusal derinlik. Yazar, aile ilişkilerini romantikleştirmeden, tüm karmaşıklığı ve gerçekliğiyle ele alıyor. Sevginin her zaman sıcak ve güvenli bir duygu olmadığını; bazen öfke, kırgınlık ve pişmanlıkla iç içe geçebileceğini gösteriyor. Bu nedenle karakterler kusurlarıyla birlikte son derece gerçek hissettiriyor. Romanın son bölümleri ise kitabın en güçlü kısmını oluşturuyor. Sayfalar boyunca biriken soruların cevap bulması ve olayların anlam kazanması beni derinden etkiledi. Özellikle final, yalnızca şaşırtıcı olmakla kalmıyor; aynı zamanda insanın içine işleyen bir hüzün bırakıyor. Kitabı bitirdikten sonra bir süre düşünmeden edemedim. Çünkü 17 Haziran, sadece bir hikâye anlatmıyor; geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini ve insanların taşıdığı görünmez yükleri sorgulatıyor. Alex Schulman'ın sade ama güçlü anlatımı, duyguları abartıya kaçmadan aktarabilmesi ve okuru karakterlerin iç dünyasına yaklaştırması kitabı unutulmaz kılan unsurlar
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,179 okunma
Esir Şehrin Mahpusu
8/10
·342 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:01
Esir Şehrin İnsanları’nda Kâmil Bey’in bir paşazadeden Kuvayı Milliye neferine dönüşümünü okumuştum. Esir Şehrin Mahpusu ise bu dönüşümün bedelinin, yani yedi yıllık kürek cezasının sarsıcı hikayesi. Kemal Tahir, ilk kitapta koca bir şehri hapishane gibi anlatırken, bu kez gerçek bir hapishaneyi bir ülkenin mikrokozmosu haline getiriyor. Romanı okurken zihnimde hep şu soru döndü durdu: Gerçekten esir olan kim? Dışarıda işgalcilerin gölgesinde, onların lütfettiği konforla yaşayanlar mı, yoksa dört duvar arasında, betonun üzerinde vatanın hürriyetini düşleyen Kâmil Bey mi? Kemal Tahir bu sorunun cevabını öyle bir ilmek ilmek işliyor ki, parmaklıklar ardındaki o loş koğuş, dışarıdaki mütareke İstanbul'undan katbekat daha aydınlık görünüyor gözümüze. Kitapta beni en çok etkileyen kısım, Kâmil Bey’in o güne kadar sadece kitaplardan veya uzaktan sevdiği "halk" ile yüzleşmesi oldu. Katiller, hırsızlar, kumarbazlar... Kâmil Bey aristokrat kimliğinden sıyrılıp o koğuştaki insanlarla hemhal oldukça, aslında aydın-halk kopukluğunun da harika bir eleştirisi yapılıyor. Anadolu’dan gelen her bir zafer haberiyle hapishanedeki dengelerin değişmesi, adeta çöken bir imparatorluğun içeride yeniden küllerinden doğuşunu simgeliyor. Tabii bir de Nermin karakteri var ki, insan okurken öfkeden dişlerini sıkıyor. Kâmil’in davasını, kızının ve kendisinin konforunu bozan bir "delilik" olarak görmesi, aslında dönemin bir kısım seçkinlerinin memleket derdinden ne kadar uzak olduğunun en somut kanıtı. Nermin kişisel rahatının peşindeyken, Nedime Hanım ise o asil duruşuyla umudun ve direnişin diğer adı oluyor. Uzun lafın kısası; Esir Şehrin Mahpusu, sadece bir mahkumiyet hikayesi değil; bir aydının kendi sınıfına sırt çevirip, halkıyla ve tarihiyle barışma hikayesidir. Kemal Tahir'in o ağır,
1000Kitap
Esir Şehrin MahpusuKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20205,4bin okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 00:00
Amcanın Düşü okurken klasik bir Fyodor Dostoyevski ağırlığı bekliyordum ama düşündüğümden daha farklı bir kitaptı. Daha kısa ama alt metni oldukça yoğun bir eserdi. Kitap boyunca öyle entrikalar dönüyor ki bazı yerlerde gerçekten “bu kadarı da olmaz” diye düşündüm. Ama sonra durup düşününce, yazarın realist bakış açısı yüzünden hayatımızda en az bir kez bu insanlarla karşılaşmış olabileceğimizi fark ediyorsunuz. Hatta bazı karakterler fazla gerçek geldiği için daha rahatsız edici bir hâl alıyor. Özellikle statü, para ve toplum içinde yükselme isteği karakterlerin davranışlarını tamamen değiştiriyor. Kimsenin söylediğiyle düşündüğü şey aynı değil. Bazı konuşmaların altında öyle ince hesaplar var ki, kitap boyunca sürekli bir huzursuzluk hissi oluşuyor. Kitap olaylı ilerliyor ama bu olaylar daha çok içten pazarlıklar, haset, kin ve statü savaşları üzerinden şekilleniyor. Bu yüzden fiziksel olaylardan çok insanların birbirine karşı kurduğu görünmez oyunları okuyorsunuz. Sevmediğim bir karakter vardı ki gerçekten düşmanımın başına vermesin dedim. Çünkü bazı insanlar bağırarak değil, manipülatif tavırları ve sinsiliğiyle insanı yoran türden oluyor ve kitap bunu çok gerçekçi hissettiriyor. Benim için kitabın en etkileyici yanı, insanların bazen ne kadar yapmacık, çıkarcı ve manipülatif olabileceğini bu kadar sade ama rahatsız edici şekilde hissettirmesiydi.Keyifli okumalar dilerim ,tavsiye ederim.
Amcanın DüşüFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 20214,348 okunma