Bu kitap için "sevmedim" diyemem ama "bayıldım" demek de içime sinmiyor. Çünkü ortada çok güzel bir fikir var ama ben ona bir türlü doyamadım.
Aslında kitabı Noah için övmek istiyorum. Çünkü uzun zamandır bu kadar nazik, anlayışlı, sabırlı ve gerçekten seven bir erkek karakter okumamıştım. Ama tam da bu yüzden ona daha fazla yer verilmesini istedim. Daha çok Noah okumak, onun dünyasında biraz daha kalmak istedim.
Konusuna gelirsek...
Thibodeaux Mezarlığı'nda çalışan Noah, işini bitirip evine gitmeye hazırlanırken bir ses duyuyor. Sevgililer Günü olduğu için bunu başta mezarlıkta vakit geçiren bir çifte yoruyor. Fakat sesler giderek bir yardım çığlığına dönüşüyor ve geldiği yer sabah kendi elleriyle gömdüğü kişinin mezarı oluyor.
Emma... Noah'ın lise yıllarından beri âşık olduğu Emma.
Ve Emma aslında yaşıyor.
Onu mezardan çıkardıktan sonra ortaya çıkan gerçekler ise tam anlamıyla sinir bozucuydu. Kocası Beau tarafından manipüle edilmiş, aldatılmış, maddi sorunlardan habersiz bırakılmış ve sürekli küçümsenmişti. O anlarda benim sinir katsayım tavan yaptı ama Noah hepimizin yerine öfkelendi diyebilirim. Neyse ki Emma, hak ettiği değeri ve özeni sonunda görmeye başladı. Hem de her anlamda.
Konu gerçekten çok ilgi çekiciydi, karakterler de güzeldi ama ben daha fazlasını istedim. Daha fazla Noah, daha fazla duygu ve daha fazla derinlik...
Bu arada kitapta yetişkin içerik bulunduğunu da söylemeden kaçmayayım.