Akıl rehber, gönül kâşif (Bilge Zihin)
İnsanın varoluşsal mimarisini çok net bir şekilde özetliyen bir cümle: Akıl bir araç, gönül ise bir amaçtır. İrfani ve felsefi geleneklerimizde de sıkça vurgulandığı üzere, bu ikili arasındaki ilişkiyi şöyle açabiliriz: Akıl: Rehber ve Hizmetkâr Akıl, dünyayı anlamlandırmak, sebep-sonuç ilişkileri kurmak ve hayatı idame ettirmek için bir "pusula" gibidir. Sizin de belirttiğiniz gibi, akıl kulluğu ifa etmek, yani sorumlulukları yerine getirmek ve hakikati aramakla görevlidir. Ancak aklın sınırları vardır; o sadece kapıya kadar götürür. Gönül: Umman ve Kâşif "Sırları sezgi ve idrak eden" ise kalptir. Akıl dış dünyayı ölçüp biçerken, gönül iç dünyadaki derinlikleri, yani batıni gerçekleri hisseder. * Sezgi: Mantıksal bir silsileye ihtiyaç duymadan gerçeğe dokunmaktır. * İdrak: Bilginin ötesine geçip, o bilgiyi bir yaşam biçimi ve "hâl" haline getirmektir. "Akıl bir fenerdir, yolu aydınlatır; ama menzile varan ayak gönüldür" Bu denge bozulduğunda; sadece akılla giden "kuru bir mantığa", sadece gönülle giden ise "ayakları yere basmayan bir meczupluğa" düşebilir. İdeal olan, aklın ışığında gönlün derinliklerine inebilmektir. Mevlana ve Yunus Emre gibi ariflerin bu "akıl-gönül" dengesine dair yaklaşımlarına bakacak olursak: Bu iki büyük arif, aklı ve gönlü birbirini tamamlayan iki yol arkadaşı olarak görürler ancak son sözü her zaman "gönül"e bırakırlar. İşte onların pencerelerinden akıl-gönül dengesi: 1. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî: "Aklın Sınırı Kapıya Kadardır" Mevlâna’ya göre akıl, insanı hakikat kapısına kadar getiren bir rehberdir; fakat o kapıdan içeri sadece aşk ve gönül girebilir. * Cüz'i Akıl ve Külli Akıl: Mevlâna, gündelik işlerimizi gören sıradan akla "cüz'i akıl" der ve onu bir yere kadar faydalı bulur. Ancak "Külli Akıl" (hakikati kavrayan
Bataklıktayız, çırpındıkça dibe batıyoruz..
6 Şubat depremleriyle yüzümüze çarpan tablo... Seküler çevrelerin yıllardır sorgulanmadan tekrarladığı bir cümle var. "Din terakkiye mânidir" Bu söz, çoğu zaman ne açık bir tanıma dayanır ne de samimi bir muhasebeye. Daha çok, laik, seküler cumhuriyet düzeninin kendisini ilerlemenin tek meşru kaynağı olarak sunabilmesi için kullanılan ideolojik bir ezberdir. Oysa bu iddia, hem tarihsel gerçeklikle hem de bugün yaşananlarla ciddi biçimde çelişmektedir. Terakki nedir? Sadece teknik bilgi üretmek midir, yoksa ahlâk, emanet, sorumluluk ve insan hayatına verilen değer midir? Eğer terakki yalnızca beton dökmek, diploma vermek ve kurum çoğaltmaksa, bu ilerleme kimi korumuş, kimi ezmiş, kimi gözden çıkarmıştır? Bu sorular sorulmadan dinin ilerlemenin karşısına konulması, meseleyi bilinçli biçimde saptırmaktır. Bugün 6 Şubat depremleriyle yüzümüze çarpan tablo, bu saptırmanın artık sürdürülemez olduğunu göstermiştir. Yıkılan şehirler, çöken binalar ve enkaz altında kalan on binlerce insan; doğrudan laik ve seküler cumhuriyet sisteminin ürettiği bir düzenin sonuçlarıdır. Bu binaların projelerini çizen mimarlar, bu sistemin okullarında yetişmiştir. Mühendisler bu sistemin üniversitelerinden mezun olmuştur. Denetimler bu sistemin yasalarına göre yapılmış, ruhsatlar bu sistemin belediyeleri tarafından verilmiş, imar afları bu sistemin meclislerinden geçirilmiştir. Devlet sekülerdir, hukuk sekülerdir, eğitim sekülerdir, denetim sekülerdir. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç topyekûn bir ihmal ve sorumsuzluk olmuştur. Tam da bu noktada tanıdık bir refleks devreye sokulmaktadır. Kimse çıkıp açıkça "Bu yıkım dinin sonucudur dememektedir; fakat hemen ardından "zihniyet sorunu", "geri kalmışlık", " kâfir Çinlinin binası 9. Depremine dayanıyor, dindarların ülkesi çöktü" ve özellikle "din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Lucid Dreaming(Bilinçli Rüya)
Gerçek ve yalan aynı şeye dönüşür, yaşam ve uyku da. (Arthur Schnitzler)Yunan mitolojisinde uyku tanrısı Hypnos ile ölüm tanrısı Thanatos kardeştirler ve ölüler diyarında yaşarlar. Anadoluda, uyku ile ölüm kardeştir deyimini sıklıkla duymuştum, Yunan mitolojisindeki durumu öğrenince bu düşüncenin kökeni hakkında zihnim berraklaştı. İnsanlar, doğdukları andan itibaren uykuya muhtaçtırlar ve uykunun en önemli bileşenlerinden biri de rüya olgusu. Rüya konusu antik çağlardan beri insanların ilgisini çekmiş ve üzerine kafa yorulmuş bir konu. Örneğin rüya konusunda Aristo'nun görüşleri olduğu bilinmektedir. Freud'a göre rüya bastırarak bilinçaltımıza attığımız düşünce ve duygulardır. Jung bu tanımı reddetmemekle birlikte rüyalar üzerinde kolektif bilinçdışının da etkili olduğunu düşünür. Uzak doğu felsefelerine baktığımızda ise örneğin Tibet Budizminde, rüyanın bir bilinç hali olarak tanımladığını görüyoruz, ve kişinin rüyada olduğunun farkında olma hali bilincine ulaşılması bilinç hedefleri arasındadır. Halen hakkında çok az şey bilinen rüya ile ilgili işleri biraz daha karmaşık hale getirmek istersek karşımıza nerdeyse sicim teorisi kadar zihni zorlayan Lucid Dreaming çıkıyor. Lucid Dreaming; bilinçli rüya, berrak rüya ya da rüyanın gören kişi tarafından kontrol edilmesi. Bu terim ilk defa Oxford Üniversitesi'den parapsikoloji alanında çalışmaları bulunan Celia Green tarafından kullanılmıştır. Bilinçli rüyada, normal rüyaların tersine her şey rüya görenin denetimi altındadır, rüyanın içeriğini ve olay akışını kişi istediği şekilde yönlendirebilmektedir. Yapılan araştırmalarda normal rüyaların çoğunlukla Rem uykusu evresinde gerçekleştiği ve bu evrede beyinde çeşitli aktiviteler ve hızlı göz hareketleri gözlemlenmiştir; ancak bilinçli rüyada bu tarz durumlar daha seyrek
Düşünce
Yaşam öyküsü
_İnsanIar, kuşIar gibi uçmayı, baIıkIar gibi yüzmeyi öğrenmişIer ama insan gibi yaşamayı öğrenememişIer. _Görmek isteyenler için ışık, istemeyenler için karanlık vardır. _Hiçbir şeyi kendisi kadar sevmeyen insan, sevdiği varlıkla, kendi kendisiyle baş başa kalmaktan çok hiçbir şeyden korkmaz. Her şeyi kendi için arar ama en çok kendinden kaçar. Kendini bulmak istemez. Çünkü kendini iyice görebildiği zaman, istediği gibi olmadığını anlar, içinde müthiş bir zavallılık, hiçbir zaman dolduramayacağı uçurumlar, boşluklar bulur. _YararIı oImak ve bir başkasına yanıIdığını göstermek istediğimizde, o kişinin söz konusu şeyi hangi açıdan eIe aIdığını gözIemIememiz gerekir, çünkü geneIde bu şey o açıdan bakıIdığında doğrudur. Bu gerçeği kabuI etmeIi, ancak bunun hangi açıdan yanIış oIduğunu görmesini sağIamaIıyız. Karşımızdaki bundan mutIuIuk duyacak, çünkü yanıImamış oIduğunu, tek eksikIiğinin bütün açıIardan görememek oIduğunu anIayacaktır. Çünkü her şeyi görmemesinden ve eIe aIdığı açıda doğaI oIarak yanıIabiImesinden kaynakIanır. _(Olasılık kuramı, Matematiğe yaptığı en etkileyici katkıdır. İlk olarak kumar oynanırken uygulanmıştır. Belirsizlik, risk, karar verme ve bireylerin ya da toplumun gelecekteki olayların gidişatını etkileme kabiliyetine bakış açımızı değiştirmiştir.) _Gerçeklerin keşfedilmesi için kullanılan metodun en ideal halinin daha önceden saptanmış gerçekler hakkındaki tüm önermelerin ortaya çıkarılmalı ama aynı zamanda bu imkansızsır çünkü önceden saptanmış gerçeklerin desteklenmesi için başka gerçeklere ihtiyaç vardır ve bu nedenle ilk ilkelere ulaşılamayacaktır. __ _Sanat hakkında: Asıllarına hayran olmadığımız pek çok şeyin yansımalarına hayranız. Hepsi doğada… _Kuvvete dayanmayan adaIet aciz, adaIete dayanmayan kuvvet zaIimdir. _Kabahatleri ve hataları
ADORNO: EGEMEN KÜLTÜR, BİREYİ TOPLUMA ENTEGRE EDİP RAHATLATIP UYUŞTURMAKTADIR! Haz ilkesinin berisinde — Freud’daki baskıcı eğilimlerin cinsellik kuramında işbilir revizyonistlerin işaret ettiği katılıkla ve insanca sıcaklık eksikliğiyle hiç ilişkisi yoktur. Profesyonel sıcaklık, kâr amacı güttüğü için, insanlar arasında uçurumlara karşın yakınlık ve dolaysızlık üretmeye kalkışır. Kurbanını aldatır, çünkü onun zaafını onaylarken aslında onu o hale getiren dünyayı onaylamaktadır; hakikatten uzaklaştığı ölçüde de ona haksızlık eder. Freud’da böyle bir insanca sıcaklığa pek rastlanmıyorsa eğer, bu onun hiç değilse bu açıdan siyasal iktisadın eleştirmenlerinin yanında yer alması demektir ki bu da Tagore’la ya da “Werfel’le birlikte anılmaktan iyidir. Asıl talihsizliği şuydu: Bir yandan, burjuva ideolojisinin basıncına karşın, bilinçli edimlerin bilinçdışı içgüdüsel temelini maddeci bir biçimde araştırıyor, ama aynı zamanda içgüdü karşısındaki burjuva horgörüsünü de benimsiyordu; oysa bu horgörü de tastamam Freud’un çözmeye ve yıkmaya çalıştığı rasyonalizasyonların bir ürünüydü. Freud, Giriş Konferanslarında açıkça belirttiği gibi, “toplumsal hedefleri temelde bencil olan cinsel amaçlardan üstün gören… genel değerlendirmeye” bütünüyle katılmaktadır. Bir psikoloji uzmanı olarak, toplumsal olanla bencil olan arasındaki karşıtlığı durağan haliyle ve hiç sınamaksızın benimser. Bu karşıtlığın oluşmasında baskıcı toplumun payını görmediği gibi, kendi betimlediği yıkıcı süreçlerin izini de görmez. Daha doğrusu, teorisizliği ve önyargılarıyla iki uç arasında salınıp durur: İçgüdünün yadsınışına gerçekliğe aykırı bir bastırma olarak karşı çıkmak üzereyken, bir anda öbür uca savrularak bu yadsımayı kültür için yararlı bir yüceltim olarak alkışlar. Bu çelişkide, kültürün kendi
Bir yanılsamanın gerçeği= Sigmund freud
Belli uygarlıkta Uzunca bir süre yaşayıp sık sık bu uygarlığın kökenlerini nasıl bir yol izleyerek geliştiğini keşfetmeye çalıştığında bazen karşı yöne de bir bakarak bu uygarlığın geleceğinin nasıl olacağını ve ne tür dönüşümlere maruz kalabileceği sorma gereksinimi duyar ama çok geçmeden öyle bir sorgulamanın değerinin daha başından birkaç unsur tarafından azaltıldığı ortaya çıkar Her şey bir yana insan etkinliklerinin oluanca boyutuyla değerlendirmesini yapabilecek çok az sayıda insan vardır . İnsanların çoğu kendisini bu etkinlikleri bir tek veya az sayıda alanıyla kısıtlamaya zorlanmıştır. Ancak insan yine de geçmiş ve şimdiki durum hakkında ne kadar azşey bilirse gelecek hakkındaki yargısı da o derecede belirsiz olma durumundadır. Ayrıca Herkesin kendi kişisel beklentilerin Tam da bu türden bir yargılar kendini göstermesi gibi küçük bir rol oynamaları bir başka zorluktur bu beklentilerin de insanın kendi yaşantısında yer alan tümüyle kişisel unsurlara yaşam karşısındaki karakteristik özelliklerinin veya başarı ve başarısızlıkları belirlediği çok veya az iyimser olmasına bağlı bulunduğu görülür.son olarak şu çarpıcı olguyu dikkate almak gerekir insanlar genellikle içinde bulundukları durumu naif bir biçimde sanki içeriği hakkında bir değerlendirme yapma yeteneğinden yoksunmuş casına yaşarlar. Freud insanların toplumun ve uygarlığı yıkmakla ilthap edip bireyin genellikle bunlara aykırı davrandığını belirtir. Ve ona göre uygarlığın kurallarına ancak belirli bir derecede zorun uygulanmasıyla geçerlilik kazandır alabileceği gerçeğinden sorumlu olan iki yaygın insanı özellik vardır insanlar kendi istekleriyle çalışmaktan hoşlanmazlar ve tutkuları karşısında mantıksal tartışmalar yapmanın yararı yoktur. Freud totem ve tabu esrerinde bebeğin ilk doğum aşamasında