Barbatus (Latince: sakallı, kıllı) evcilleştirilmemiş, yontulmamış olanı çağrıştırır. Romanda Sus Barbatus tek bir hayvan olarak değil; bastırılan düşüncenin, dolaşan hafızanın ve yok edilemeyen ruhun simgesi olarak kurulur. Yaban burada somut bir varlıktan çok süreklilik kazanan bir anlam alanıdır.
Romanda “yaban”, yalnızca doğaya ait olanı değil; düzenin dışında kalan, denetlenemeyen ve tehlikeli ilan edilen her şeyi ifade eder. Bu bağlamda yaban, farklılığın kendisi değil; iktidar tarafından insanlıktan çıkarılan farklılıktır. Siyasal düşünceleri nedeniyle dışlanan bireyler de bu “yaban” alanına itilmiştir.
Doğa romanda tekil değil çoğuldur; yok edilemez ve sürekli yeniden üretilir. Bu yönüyle doğa, bastırılamayan ideolojik düşüncelerin metaforu hâline gelir. Bireyler susturulabilir; ancak düşünce, doğa gibi dolaşım hâlinde varlığını sürdürür. Orman boşalmaz, fikir tükenmez.
Aşırı kara kış, baskı döneminin simgesidir. Zamanın donduğu, sözün askıya alındığı, hareketin sınırlandığı bir atmosfer yaratır. Ancak romanda donmak, yok olmak anlamına gelmez. Tıpkı doğadaki tohumlar gibi düşünceler de baskı altında uyur, birikir ve zamanını bekler.
Romanda doğa ahlaki bir özne olarak değil, kayıtsız bir gerçeklik olarak sunulur. Şiddet doğadan değil, insanın doğayla kurduğu yanlış ilişkiden doğar. Bu yönüyle metin, doğayı romantize etmez; aksine insanın doğaya yabancılaşmasını görünür kılar.
Romanda yaban, sistem içine alınmak istenir; ancak doğası gereği buna direnir. Yaban ne tam anlamıyla sahiplenilebilir ne de dönüştürülebilir.
Hafıza satılamaz, bastırılan anlam elden çıkarılamaz.
Metinde bazı kırılma noktaları özellikle belirsiz bırakılır. Bu anlatım tercihi, baskı dönemlerinin yarattığı suskunlukla örtüşür. Söylenmeyen, açıklanmayan ve askıda kalan durumlar, okur