Bu endişenin M. de Charlus’ün zihnini ne kadar karıştırdığı ve bu nedenle, geçici olarak ne kadar zenginleştirdiği anlaşılır gibi değildi. Aşk bu şekilde, zihinde müthiş jeolojik kabarmalara yol açar. M. de Charlus’ün daha birkaç gün öncesine kadar, yerden yükselen tek bir düşüncenin görülmediği, dümdüz bir ovaya benzeyen zihninde, birdenbire taş kadar sert sıradağlar yükselivermişti; üstelik bu dağlar öyle yontulmuştu ki, sanki bir heykeltraş mermeri taşıyacağına olduğu yerde biçimlendirmişti; Öfke, Kıskançlık, Merak, Arzu, Nefret, Istırap, Gurur, Korku ve Aşk dev gruplar halinde dikilmektedirler.
-Kralın hizmetkarları, askerleri, habercileri ve vekilleri vardır. Ya bu Anti-Kral’ın hizmetkarları nerede?
-Kafalarımızın içinde, oğul. Hain olan nefsimiz; “Yaşamak istiyorum; ben yaşayayım da isterse dünya yansın!”Diye bağıran nefsimiz. Karanlıkta bulunan, içimizdeki hain ruh, aynı elmanın içindeki kurt gibi. Hepimize hitap ediyor. Ama sadece bazıları onu anlıyor. Kendileri olmaya çalışan insanlar. İnsanın kendi özünü bulması çok nadir rastlanan bir şeydir ve çok büyük bir şeydir. İnsanın sonsuza kadar kendisi olması daha güzel değil mi?