Sevda

8/10
·224 syf.··
2026 32. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 16:11
Elveda Gülsarı yalnızca bir atın hikâyesini anlatan bir roman değil; idealleri uğruna mücadele etmiş bir insanın yaşadığı büyük hayal kırıklığını anlatan çok güçlü bir eser. Romanda iki ana karakter vardır: Tanabay ve Gülsarı. Tanabay, kolhoz sistemine bütün kalbiyle inanmış, emek vermiş, mücadele etmiş bir adamdır. Gülsarı ise güzelliğiyle, yürüyüşüyle ve gücüyle dikkat çeken yorga bir attır. Kitap yalnızca bir günü anlatır. Ama o bir günün içinde Tanabay’ın zihni sürekli geçmişe döner ve hem onun hem Gülsarı’nın hem de toplumun yaşadığı değişimi görürüz. Romanın arka planında Sovyetler Birliği’nin kolhoz sistemi vardır. Eşitlik vaat eden bu kolektif düzende Tanabay yıllarca çalışır; fakat zamanla insanların hâlâ aç olduğunu, yoksulluğun bitmediğini ve verilen emeğin karşılığının alınamadığını görmeye başlar. Bence Gülsarı bu noktada yalnızca bir at değildir; aynı zamanda Ekim Devrimi’nin, Tanabay’ın gençliğinin ve o devrime duyduğu inancın simgesel bir yansımasıdır. Tıpkı devrim gibi Gülsarı da başlangıçta güçlü, görkemli ve umut doludur. Herkes ona hayrandır. Ama zamanla o da gücünü kaybeder; yarış atlığından araba atına dönüşür, yaşlanır ve tükenir. Tanabay’ın devrime olan inancı da Gülsarı’nın bedeni gibi yavaş yavaş yıpranır, işlevini kaybeder. Bu yüzden romanda yalnızca bir atın yaşlanışını değil; bir insanın gençliğini, inancını ve bir ideolojinin yavaş yavaş çöküşünü okuruz. Peki bir insan, yıllarca inandığı şeyin artık anlamını yitirdiğini fark ettiğinde geriye ne kalır?
Duygu ve Düşünce
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·192 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 12:10
Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz Büyücüsü kitabını bitirdim. Fantastik bir roman olmasının ötesinde, insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesini anlatan çok derin bir hikâyeydi benim için. Kitap boyunca “isimler”, “denge” ve “gölge” kavramları öne çıkıyor. Yerdeniz’de bir şeyin gerçek adını bilmek onun özünü bilmek demekti; bu yüzden büyü sadece güç değil, aynı zamanda sorumluluktu. Çünkü dünyadaki her müdahale dengeyi değiştiriyordu. Ged çok yetenekli ama aynı zamanda kibirli bir karakter. Bilmemeyi zayıflık sayıyor, hep en iyi olmak istiyor. Başlarda büyüyü biraz üstünlük kurma aracı gibi görüyor. Peşine düşen gölge ise aslında onun en büyük düşmanının kendi içindeki karanlık olduğunu gösteriyor. Ogion bu noktada kitabın en önemli karakterlerinden biri. Ged hareket etmeyi ve kendini kanıtlamayı güç sanarken, Ogion sessizliği, sabrı ve dengeyi temsil ediyor. Ged sonunda doğru yolu onun sayesinde buluyor; çünkü gölgesinden kaçmak yerine onunla yüzleşmesi gerektiğini ilk söyleyen kişi Ogion’dı. Ejderha bölümü de çok etkileyiciydi. Ged’in ejderhanın gerçek adını söylemesi sadece bir tehdit değil, onun özünü bilmekti. Ama aynı anda ejderha da Ged’in içindeki karanlığı görüyordu. Bu yüzden o sahne iki tarafın birbirinin hakikatini tanıdığı bir yüzleşme gibiydi. Finalde Ged gölgesini yok etmiyor; onu kabul ederek onunla birleşiyor. Çünkü gölge insanın korkuları, kibri, öfkesi ve bastırdığı tarafları. “Artık bütünüm, özgürüm” demesi de bu yüzden önemliydi. Kendinden kaçmayı bırakıp kendi karanlığını kabul ettiği anda iyileşiyor. Ve sanırım kitabın asıl gücü burada: İnsan bazen en uzun yolculuğu kendi içine yapıyor.
Duygu ve Düşünce
Yerdeniz BüyücüsüUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 20249,4bin okunma
7/10
·110 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 17:32
Albert Camus’un Yabancı kitabını bitirdim. Açıkçası kitabın bu şekilde ilerleyeceğini hiç beklemiyordum. İlk bölümde oldukça sıradan ve durağan akan bir yaşam anlatılırken ikinci bölümde bir cinayetle birlikte Meursault’nun idama kadar uzanan sürecini okuyoruz. Kitabın adı olan “Yabancı”yı iki farklı açıdan düşündüm. Birincisi, Meursault toplumun alışılmış duygu ve davranış kalıplarına yabancı. İnsanların beklediği gibi yas tutmuyor, beklenen tepkileri vermiyor. Bu yüzden hemen “duygusuz” olarak etiketleniyor. Ama bence kitabın daha çarpıcı tarafı şu: Aslında toplum da Meursault’ya yabancı. Çünkü insanlar birinin acısını dışarıdan gördüğü kadar yorumluyor. Bir kayıp yaşayan insan güldüğünde ya da hayatına devam etmeye çalıştığında hemen yargılanıyor. Oysa insanın içinde ne yaşadığını gerçekten yalnızca kendisi bilir. Kitapta da Meursault annesinin ölümünden dolayı üzülmemiş gibi görülüyor. Ama bazı satırlarda onun içindeki boşluğu hissediyoruz. Buna rağmen mahkemede neredeyse cinayetten çok annesinin cenazesinde nasıl davrandığı sorgulanıyor. Sanki işlediği suçtan değil, toplumun beklediği gibi yas tutmadığı için yargılanıyor. Kitabın son bölümleri ise bence en güçlü yerleriydi. Özellikle papazla konuştuğu sahnede Meursault ilk kez gerçekten öfkeleniyor. Çünkü herkes ona hayatın bir anlamı olması gerektiğini dayatırken o, dünyanın “şefkatli kayıtsızlığını” kabul ediyor. Albert Camus’nün “saçma” felsefesiyle ilk kez bu kitapta tanıştım. Anlatım dili bana yer yer fazla durağan gelse de kitap bittikten sonra insanın zihninde yaşamaya devam ediyor.
Duygu/Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
9/10
·325 syf.··
2026 28. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 22:38
Algernon’a Çiçekler benim için çok derin bir okuma deneyimi oldu. Kitap iki noktada beni özellikle etkiledi. İlki, Charlie’nin zekâsının inanılmaz bir hızla yükselmesi ve ardından aynı hızla çöküşüydü. Yükseliş ne kadar çarpıcıysa, düşüşü de o kadar sarsıcıydı. Ama asıl etkileyici olan, bu gerilemeyi gün gün okumamızdı. İlk başta küçük yazım hatalarıyla başlayan değişim; tarihler ilerledikçe birkaç gün içinde belirgin bir kayba dönüşüyor. Kelimeler karışıyor, cümleler sadeleşiyor, hafıza silikleşiyor… Ve biz, Charlie’nin zihninin yavaş yavaş kitabın başındaki hâline döndüğüne tanıklık ediyoruz. Bu süreç, insan zihninin ne kadar kırılgan olduğunu çok güçlü biçimde gösteriyor. Bu noktada Algernon’un hikâyesi de çok anlamlıydı. O sadece bir deney faresi değil; Charlie’nin kaderinin aynasıydı. Aynı deney, aynı yükseliş ve aynı kaçınılmaz düşüş… Algernon’un değişimi, Charlie’nin geleceğini sessizce haber veriyordu. Beni en çok etkileyen ikinci şey ise Charlie’nin geçmişine dair anıları oldu. Ailesini tek tek hatırlaması, annesiyle, babasıyla, kız kardeşiyle yüzleşmesi… Çocukken “Anne, doktora gidersem akıllı olacak mıyım?” diye soran bir çocuğun iç acısı… Bir çocuğun, ailesini mutlu etmek için korkularına rağmen her şeye razı olması… Bu sahneler gerçekten çok sarsıcıydı. Charlie’nin hayatı zaten zorbalıkla geçmişti; ama en büyük eksik sevgi, anlayış ve kabuldu. Ameliyatı kabul etmesinin arkasında sadece zeki olma isteği değil; insan gibi görülme arzusu vardı. Kitapta doktorların ve çevresindekilerin onu sürekli bir “denek” olarak görmesi, insan yerine koymaması beni çok düşündürdü. Charlie ise buna açıkça tepki gösteriyordu. “Siz beni bir denek olarak görüyorsunuz ama ben bir insanım” diyordu. Hatta “Beni sanki bu ameliyatla yaratmışsınız gibi konuşuyorsunuz; oysa ben
Duygu/Düşünce
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,4bin okunma
8/10
·384 syf.··
2026 27. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 15:47
1986’da başlayıp 90’ların başına uzanan bu roman, iki eksende ilerleyen güçlü bir anlatı sunuyor: Bir yanda 19 yaşındaki Katharina ile kendisinden çok daha büyük Hans arasındaki ilişki, diğer yanda ise Berlin Duvarı’nın yıkılışı öncesi ve sonrası Almanya. Arka planda Doğu ve Batı Almanya arasındaki keskin ayrım; yaşam biçimleri, düşünce yapıları ve aynı ülke içinde iki ayrı dünyaya dönüşen hayatlar anlatılırken, ön planda giderek derinleşen ve sonra da kaçınılmaz biçimde kırılan bir ilişkiye tanık oluyoruz. Hans ne eşinden vazgeçebiliyor ne Katharina’dan. Katharina ise ne bu ilişkinin içinde kalabiliyor ne de tamamen çıkabiliyor. Tam da bu noktada ilişki, tıpkı ikiye bölünmüş bir ülke gibi kendi içinde parçalanıyor. Kitap boyunca sıkça anılan Bertolt Brecht ise bu hikâyeye ayrı bir katman ekliyor. Çünkü Brecht’in dünyasında da duygular kadar gerçeklik, aşk kadar güç ilişkileri vardır. Okur olarak biz de bu ilişkiye sadece hislerle değil, sorgulayarak bakmaya davet ediliriz. Ve tüm bunların merkezinde bir kavram duruyor: “kairos” — yani doğru an. Ama bu hikâyede doğru an ya hiç gelmiyor ya da geldiğinde fark edilemiyor. Belki de en çarpıcı olan şu: Bazı ilişkiler, tıpkı ülkeler gibi, kendi içinde bölünür. Ve bazen hayat, doğru anı kaçırdığımız anların toplamıdır.
Duygu/Düşünce
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,116 okunma