Algernon’a Çiçekler benim için çok derin bir okuma deneyimi oldu. Kitap iki noktada beni özellikle etkiledi.
İlki, Charlie’nin zekâsının inanılmaz bir hızla yükselmesi ve ardından aynı hızla çöküşüydü. Yükseliş ne kadar çarpıcıysa, düşüşü de o kadar sarsıcıydı. Ama asıl etkileyici olan, bu gerilemeyi gün gün okumamızdı. İlk başta küçük yazım hatalarıyla başlayan değişim; tarihler ilerledikçe birkaç gün içinde belirgin bir kayba dönüşüyor. Kelimeler karışıyor, cümleler sadeleşiyor, hafıza silikleşiyor… Ve biz, Charlie’nin zihninin yavaş yavaş kitabın başındaki hâline döndüğüne tanıklık ediyoruz. Bu süreç, insan zihninin ne kadar kırılgan olduğunu çok güçlü biçimde gösteriyor.
Bu noktada Algernon’un hikâyesi de çok anlamlıydı. O sadece bir deney faresi değil; Charlie’nin kaderinin aynasıydı. Aynı deney, aynı yükseliş ve aynı kaçınılmaz düşüş… Algernon’un değişimi, Charlie’nin geleceğini sessizce haber veriyordu.
Beni en çok etkileyen ikinci şey ise Charlie’nin geçmişine dair anıları oldu. Ailesini tek tek hatırlaması, annesiyle, babasıyla, kız kardeşiyle yüzleşmesi… Çocukken “Anne, doktora gidersem akıllı olacak mıyım?” diye soran bir çocuğun iç acısı… Bir çocuğun, ailesini mutlu etmek için korkularına rağmen her şeye razı olması… Bu sahneler gerçekten çok sarsıcıydı. Charlie’nin hayatı zaten zorbalıkla geçmişti; ama en büyük eksik sevgi, anlayış ve kabuldu.
Ameliyatı kabul etmesinin arkasında sadece zeki olma isteği değil; insan gibi görülme arzusu vardı. Kitapta doktorların ve çevresindekilerin onu sürekli bir “denek” olarak görmesi, insan yerine koymaması beni çok düşündürdü. Charlie ise buna açıkça tepki gösteriyordu. “Siz beni bir denek olarak görüyorsunuz ama ben bir insanım” diyordu. Hatta “Beni sanki bu ameliyatla yaratmışsınız gibi konuşuyorsunuz; oysa ben