9/10
·480 syf.··
2026 65. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 10:00
Nazlı Kaya, küçükken babasından şiddet görmeye başlamıştır. Bu durumunu arkadaşı Balca'dan başka kimse bilmemektedir. Taki bir gece Nazlı babasından gördüğü şiddedete dayanamayıp intihar edene kadar... Balca'nın abisi Yalvaç uzun zamandır Nazlı'nın durumunun farkındandır ve o gece Nazlı'yı kurtarmıştır. Yalvaç Zorlu, Gök Kuzgun teşkilatında başarılı bir istihbaratçı olma yolundadır. Ve daha on yedi yaşındayken Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı'na Nazlı'nın durumunu bildirmiştir. Nazlı, Yalvaç sayesinde teşkilatın yetiştirme yurtlarından birine yerleştirilmiş ve o da siber güvenlik uzmanı olma yolunda eğitimler almaya başlamıştır. Ancak Nazlı'nın karanlık geçmişi ve teşkilatın kuralları Nazlı ve Yalvaç'ın önüne bir çok zorluğu da getirmiştir. Ve sonunda Yalvaç Nazlı'yı korumak için onunla sahte bir evlilik yapmıştır. Ancak zaman geçtikçe çocukluğunu bildiği kıza karşı önüne geçilemez bir aşk beslemeye başlamıştır. Nazlı ise geçmişinden dolayı kendini sır gibi saklamak zorunda kalmış hatta duygularını bile görmezden gelmiştir. Ancak aralarındaki ufak yakınlaşma ile hayatları bambaşka bir yöne gitmeye başlayacaktır. Nazlı ve Yalvaç'a Kızıl Gerdan okurken çok kızmıştım ama bu kitabı okurken de Balca'ya kızmadım değil.Her iki tarafında kendince nedenleri vardı ve bakınca iki tarafta haklıydı.Nazlı'nın geçmişi ve olaylar nasıl bağlanacak diye merak ediyordum.Neyse ki korktuğum gibi olmadı.Yalvaç ise yıllardır taşıdığı şeylerin altında eziliyordu ve artık rahat bir nefes alabilir.İkili arasında ki ilişki ise zamana yayılarak yıllar içerisinde oluşmaya başlamıştı.Ve ikiside sonunda mutlu olmayı hak eden kişilerdi.Bu arada kitapta kısımlar olduğunu da belirteyim. Kızıl Gerdan'a okumadığımız bazı kısımları da burada ayrıntılı bir şekilde görmüş oldum.Ve şimdi Leyal
Gök KuzgunPınar Salman · Pukka Yayınları · 202615 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
​Geçmişte büyük fırtınalar yaşamamış, hayatın durgunluğuna alışmış otuz yaşlarında bir kadın ve ona hayran yirmi yaşında genç bir delikanlı… Roman, bu iki karakterin etrafında o kadar dolu dolu ve yoğun bir psikolojik dille ilerliyor ki, sayfalar anında akıp gidiyor. ​Her şey, otuz yaşındaki bu kadına, kendisinden yaşça küçük olan delikanlının aşık olmasıyla başlıyor. Kadın ilk andan itibaren sürekli devasa ikilemler arasında sıkışıp kalıyor: Toplum ne der? Ya gören, duyan olursa? Bu aşk mantıklı mı? Ancak tüm bu rasyonel korkulara ve toplumsal baskılara rağmen kalbi, onu adeta bir girdap gibi genç aşığına doğru sürüklüyor. En sonunda mantığının sesini susturuyor, ikilemlerine teslim oluyor ve o da gönlünü bu tehlikeli aşka kaptırıyor. ​Fakat asıl hikaye ve psikolojik yıkım, bu ikilemlerin ve korkuların çığrından çıkmasıyla başlıyor. Aşkın getirdiği o ilk mutluluk, yerini kısa sürede yakıcı bir güvensizliğe bırakıyor. Kadının zihni, "Ya günün birinde beni kendi yaşlarında genç bir kadınla aldatırsa? Aslında bu onun en doğal hakkı, ne diyebilirim ki?" düşünceleriyle kemirilmeye başlıyor. Bu noktadan sonra kadının gözleri adeta tamamen kör oluyor; aşkı, delice ve hastalıklı bir kıskançlığa dönüşüyor. ​Cemil Süleyman, bu aşamadan sonra okuyucuya bir aşk hikayesi değil, kıskançlığın ve yaşlanma korkusunun insan psikolojisini nasıl parça parça ettiğini sunuyor. Kadının iç dünyasındaki bu amansız savaş, onu hem sevgilisine karşı bir canavara dönüştürüyor hem de kendi sonunu hazırlayan bir melankoliye sürüklüyor. "Siyah Gözler", insanın en karanlık dürtülerinden biri olan kıskançlığı ve zamana yenik düşme korkusunu muazzam bir tahlille anlatan, bitirdiğinizde bile sızısı devam eden bir Servet-i Fünun klasiği.
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,053 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Okudum bitti
8/10
·344 syf.·
Beğendi
·
2026 1. kitabı
İnsanın ne olursa olsun kendine olan özsaygısını yitirmemesi gerektiğini yüzümüze çarpan, sarsıcı bir yüzleşme hikayesi... ​Adelaide, çocukluğundan yetişkinliğine uzanan köprüde manipülasyonun gölgesinde büyümüş bir ruh. Öyle ki, kendisine verilen en ağır hasarları bile "Daha kötüsü de olabilirdi..." diyerek rasyonalize eden, acıyı bile zoraki bir iyimserlikle sarmalayan trajik bir polyanna. Geçmişin kırıklıkları yüzünden erkeklere ve uzun ilişkilere mesafeli duran bu yaralı kadın, bir gün hayatın akışında Rory ile karşılaşıyor. ​Ancak Rory; bencil, narsist ve kendi varoluşundan başka hiçbir şeye alan açmayan bir girdap. İki gün varlığıyla ısıtıp, bir hafta yokluğuyla üşüten cinsten... Onun önceliği her zaman kendi konfor alanı ve düzeniyken, Adelaide tüm dünyasını, sevgisini ve hayati enerjisini bu bencil ruhun önüne sermeye kararlı. Hem de kendi içi kan ağlarken... Rory kendi küçük acılarına gömülmüşken, Adelaide’in feryatlarına kör ve sağır kalıyor, onu en derin yalnızlıklara mahkum ediyor. Adelaide, hayatının en kırılgan anlarında bile tek başına yürümek zorunda kalıyor bu yolda. ​Hikaye oldukça akıcı bir ritme sahip olsa da yer yer yoğun iç monologların boğuculuğuna ve kendini tekrarlayan bir döngüye hapsoluyor. Okurken bu tekrarlar sizi biraz yorabilir; fakat kurgunun gizli çekim gücü kendisini sonuna kadar okutmayı başarıyor. Yaşanan her hayal kırıklığından, satır aralarından çıkarılacak çok güçlü hayat dersleri var. ​Kendi sınırlarınızı ve sevginin faturasını sorgulamak adına, bu kitaba bir şans vermenizi öneririm.
Edebiyat
AdelaideGenevieve Wheeler · Kairos Kitap · 20251,980 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 13. kitabı
!!!!!!!!!!OKUMAYANLAR İÇİN OKUMA KEYFİNİ DÜŞÜRECEK BİLGİLER İÇERİR!!!!!!! Topluma yabancı olan karakter YOZO... Açlığın ne anlama geldiğini biyolojik düzeyde kavrayamayan, toplumda gizlenmek ve zarar görmemek için insanları güldürme zorunluluğu hisseden, kendisini yavaş yavaş eksantrik bir soytarı olarak tanımlayan karakterimiz. Etrafında dışlanmışın hakikatini temsilen Takeiçi ve normalin ikiyüzlülüğünü temsilen Horiki yer alıyor. Fiziksel ve sosyal olarak zayıf olan Takeiçi, okulun dışlanmışı, Yozo' nur soytarı maskesini görebilen tek kişidir. Toplumun kabul ettiği uyumlu, kibirli, bencil ve içten çürümüş Horiki ise Yozo'yu kendi eğlencesi için tüketmiştir. Toplumun, gerçeği açıkça gören ve yansıtanları (Takeiçi) dışlayıp; rol yapan, bencil ve ikiyüzlüleri (Horiki) kabul ettiği sosyolojik zemin kitapta da aynen anlatılmaktadır. Marksist bir gruba inançtan değil, 'yasadışılık' hissinin verdiği rahatlama için dahil olan Yozo, sapkınlığı adeta kendine konfor alanı seçer. Ve kitapta şöyle ifade edilir: ''İnsan toplumunda dehşet içinde... yaşamaktansa hapiste olmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.'' Bu durumu taşradan metropole taşındığı süreçte yaşadığı statü kaybı ve ekonomik tükenmeyle bir girdap takip eder. Başlangıçta karakter, toplumu bireyi ezen, soyut ve korkunç bir dalga olarak algılar. Horiki ile arkadaşlığı ile ''Toplum dedikleri sen değil misin?'' aydınlanması yaşar. Yani birbirini ezen, soyut ve korkunç olan bireylerin toplamıdır. Dalga yoktur, damlalar vardır. Bu farkındalık, makro korkuyu mikro bir umursamazlığa dönüştürür. Gidişatta eşi Yoshiko'nun, insanlara duyduğu saf güven dolayısıyla yaşadıkları Yozo'yu bambaşka düşüncelere sevk eder. ''Güvenmek bir suç mudur?'' Masumiyet ve mutlak güven modern toplumda hayatta kalmaya uygun olmayan
Duygu ve Düşünce
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,4bin okunma
İnsan, Doğa ve Kader Üçgeninde Bir Başyapıt
Puan vermedi
Victor Hugo’nun Notre-Dame’ın Kamburu ile dini, Sefiller ile toplumsal dogmaları ele aldıktan sonra üçlemeyi tamamlamak için rotayı doğaya kırdığı Deniz İşçileri, insan iradesinin ve yalnızlığının sınırlarını zorlayan muazzam bir başyapıt. Hikaye, Guernsey Adası’nın hırçın dalgaları arasında topluma yabancılaşmış Gilliatt’ın, imkansız bir aşk uğruna karaya oturan bir gemiyi tek başına kurtarma mücadelesni anlatıyor. Ancak arka planda Hugo, denizi ve fırtınayı canlı birer karakter gibi işleyerek insanın doğayla olan amansız kavgasını, açlığı ve o meşhur dev mürekkep balığı tasviriyle evrendeki çaresizliğini gözler önüne seriyor. Kitabın başlarındaki yoğun denizcilik terimleri ve mekan tasvirleri sabır istese de, Gilliatt ile o ıssız kayalıklarda baş başa kaldığınız an hikaye sizi bir girdap gibi içine çekiyor. ​Eseri asıl sarsıcı kılan ise romantik dalgalanmaların ötesinde, ayakları yere basan mantıklı kurgusu ve insanı derinden yaralayan trajik sonu. Büyük fedakarlıkların, karşılıksız bırakılmanın ve umudun nasıl en ağır işkenceye dönüşebileceğinin o çok duru, sade ama bir o kadar da ağır gerçekçiliği okurun yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Sefiller kadar popüler olmasa da karakter psikolojisi ve edebi derinlik açısından ondan aşağı kalmayan bu eser; kaderin kaçınılmazlığını, insan azmini ve nihayetinde o hazin kabullenişi okumak isteyen her klasik severin kütüphanesnde mutlaka yer almalı.
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,512 okunma
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:13
Veee Menteş evrenine yeniden hoşgeldik :) O kadar özlemiştim ki sevgili Murat Menteş'in bu üslubunu. Antika Titanik'ten bu yana özlediğim ve beklediğim tadı aldım bu kitapta. Yine muazzam bir kurgu ve gizem evreninde ütopik olaylarla örülü bir girdap içinde yuvarlanıyoruz. Merakımız celbedilirken, Menteş bizi de hafiyeliğe zorluyor ve evrenine dahil ediyor :) Üstelik bu sefer olayların merkezinde gıyaben tanıdığımız bir isim var ---> kıymetli Ahmet Hamdi Tanpınar... Menteş, onu bizim için bir kereliğine yazar olmaktan çıkarıp romanın baş kahramanı yapıyor. Gerçekten ustalıkla örülmüş ve yine okurken aynı zamanda çok farklı konularda çok fazla bilgi sahibi olduğum, çok şey öğrendiğim bir kitap oldu.Bunu hemen hemen tüm Murat Menteş kitaplarında yaşıyorum.Müzik, dünya tarihi, felsefe, resim... Pek çok konuda bilgi ediniyorum romanla birlikte. Umarım bundan sonraki roman için çok beklemek zorunda kalmayız. Çok beğendiğim harika bir roman okudum, şiddetle tavsiye ediyorum.
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026762 okunma