İnsanların hayatına dokunup,değişim,dönüşüm ve farkındalık kazanmalarında okyanusta bir damlayım. Ve o damla çoğalarak koca bir göl belki de deniz olur gayesiyle mesleğimi yapıyorum.
Yüzyıllardır her şey bize öğretmenlerimiz, yetkililerimiz,
kitaplarımız, evliyalarımız tarafından hazır lokma olarak sunuluyor. "Bana her şeyi anlat - dağların, tepelerin ve dünyanın
ardında ne var?" diyoruz ve onların tanımlamaları bizi
tatmin ediyor, bu da demek oluyor ki kelimelere dayalı bir
yaşam sürüyoruz ve hayatımız sığ ve boş. Biz ikinci el insanlarız.
Hayatımızı bize anlatılanlarla devam ettirdik; ya heveslerimizin
ve eğilimlerimizin gösterdiği yönde gittik ya da
olaylar ve çevre tarafından dayatılanları kabul etmek zorunda
bırakıldık. Bin bir çeşit tesirin ürünüyüz ve içimizde yeni
bir şey yok, kendi başımıza keşfettiğimiz hiçbir şey yok; özgün,
bozulmamış, lekesiz herhangi bir şey.
Her parçanızın olumlu bir bir amacı olduğunu varsayın ve onunla ilgili daha fazla şey bulun. Meraklanmak ve kendinizi ayarlamak için daha hızlı içsel odak anlarını kullanabilirsiniz. En basitinden, dışsal etkilerden kurtulmak için bir süre gözlerinizi kapatıp kendinize şu soruyu sorabilirsiniz. :” Bu parçam ya da davranışımın benim için ulaşmaya çalıştığı nedir?” Anlamı o an açık olmasa da cevaba saygı gösterin.
Milyonlarca insan, hepimiz,
farkında bile olmadan sanki gerçek benliklerimiz dışında bir başkasıymışız
gibi, geçmişlerimiz ve önyargılanmızın koşullandırması, beklentilerimiz
ve başkalarının kurallarıyla şekillendirilmiş “oyunculuk kişiliği”
benimseyerek gösteri yapıyoruz. Bu süreçte, hız kazandık ve “norm” varsayılan
nitelikler ve makul tepkiler biriktirdik, böylece bir yandan içsel
benliklerimizi bastırıp sustururken, diğer yandan nasıl davranmamız gerektiğine inanıyorsak veya nasıl davranmaya koşullandırıldıysak öyle
davranma eğilimi taşıyoruz.
CEHALET BIZi KORKAKLASTIRIR. Yapmamız gereken
en zor şey kendimize ve dünyaya dürüstçe bakabilmektir. Marcus Aurelius'un da kendine koyduğu hedeflerden biri "her şeye dosdoğru bakıp onları olduğu gibi
görebilmek"ti.