Günü abartarak günlük olaylarla örülü hapishaneler inşa ediyoruz kendimize. Tarihî sürecin anlamını gözden kaçırıyor, geçmişi belleğimizden siliyoruz. Bu, bize üstünlük duygusu veriyor. Benciliz, kendimize tapınıyor ve yalnızca bugünle ilgileniyoruz. Güne hâkim olduğumuzu sanarak tarihi etkiliyor ve denetliyormuş gibi yalancı bir duyguya kapılıyoruz.
Sözcükler toplam deneyimimizin küçücük bir bölümünü bulandırır, farklılaştırır, sınıflandırır ve en sonunda onu yeni baştan düzenler. Bu, durgun suya bir taş atıp oluşan halkalar yüzünden suyu eskisi kadar açık seçik görememeye benzer. Bu bağlamda sözcük, taşın kendisidir.