8/10
·270 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 02:39
Venedik’in o meşhur, parıltılı kanallarının hemen arkasında, duvarların ardına gizlenmiş bambaşka ve kapkara bir dünyaya, 16. yüzyılın getto hayatına adım atmak beni kelimenin tam anlamıyla sarstı. Kitabın kapağını açtığım andan itibaren kendimi o daracık sokaklarda, önyargıların ve acımasız yasakların gölgesinde, Hanna’nın cesur yüreğinin peşinde gezerken buldum. Bir ebe olarak taşıdığı kutsal yetenekle, dönemin en kibirli, sözde "soylu" ama aslen ruhu çürümüş insanlarının ikiyüzlülüğü arasında sıkışıp kalışını okumak içimi acıttı. Kendilerini dünyadan üstün gören unvan sahiplerinin, çaresiz bir kadının emeğine ve umuduna göz dikecek kadar nasıl küçülebildiklerini görmek, adalet duygumu fena halde sorgulattı. Beni bu hikayede en çok vuran şey ise fiziksel olarak esir düşseler bile zihinleri ve dilleri asla köleleştirilemeyen insanların o dik duruşu oldu. Tıpkı şekilciliğe ve bağnazlığa tek cümleyle meydan okuyan Isaac gibi, insan onurunun her türlü zincirden daha güçlü olduğunu hissettim. Neden bu kadar az okunduğuna hayret ettiğim, popüler kültürün gürültüsünde hak ettiği yeri bulamamış tam bir gizli hazine bu kitap. Sayfalar bittiğinde bile zihnim hala o sisli Venedik gecelerinde, "Sen cadı değilsin, kız kardeşimsin" diyebilen kadınların samimiyetinde ve o dönemin ağır atmosferinde asılı kaldı. Gerçek edebiyat okurlarının mutlaka yolunun kesişmesi gereken, ruhu olan muazzam bir yolculuktu.
Venedik'te Bir YahudiRoberta Rich · Sayfa6 Yayınları · 201157 okunma
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 145. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 12:42
İkinci Dünya Savaşı ile ilgili araştırma yapmayı, film izleyip ,kitap okumayı cok fazla üzülsem de bırakamıyorum. İnanılmaz geliyor bana yaşananlar .Ve asıl inanamadıgım ,o zamanlar bu Holocoust u yaşamış olan milletin ,şimdi aynısını başka bir millete yapması. Gerçekten insan insanlıktan utanır hale geliyor .. Ester bir hemşire..Katedralin merdivenlerinde öğlen tatilini geçirirken Filip ile tanışıyor ve evlenmeye karar verdikleri gün, 1939 Ekim i Almanlar Lodz şehrini bombalamaya başlıyor. Şehirde bir getto kurulup tüm Yahudileri oradaki evlere tıkıyorlar .Ta ki trenlerle yolculuk başlayana kadar .Auschwitz kampına götürülme ye başlıyorlar Sağlam olanlar işlerde çalıştırılmak, hasta olanlar ise öldürülmek üzere .. Ana bir Ebe. 30 yıldır Lodz da bebekleri dünyaya getirtiyor.Bir Yahudi degil ,Hristiyan , Ama bu yapılanlara göz yumamıyor,gettolara yardım ediyor. Ve Ester le ikisi de trene bindiriliyorlar,yolda Ester in annesi ölüyor ve kızını Ana ya emanet ediyor . Kampa gittiklerinde Ebe olduklarını öğrenince onları dogum odasına veriyorlar. Çocukları dogurtacaklar ama sonra kovada bogacaklar .Ana çok cesurca bu konuda direniyor .Yahudi bebeklerden sarışın olanlar alınıp üstün Aryan ırktan insanlara veriliyor ki bir Alman gibi yetişsinler. Ama umut hep var .Hep de olmalı dedirten şeyler de yaşandı.. Açlık, soğuk, pislik ,tifus salgını, Noelde cesetlerden yapılan ağaç. ..insan gerçekten utanıyor okurken. Sonunun bi tık farklı olmasını isterdim kitabın.Çok ağladım okurken. Çizgili pijamalı çocuk ta da böyle olmuştum. Ve Hayat Güzeldir filmi ..Dur bu akşam da onu izleyim cilası olsun... Kitapla kalın dostlar ... Auschwitz'te Açan Çiçek Anna Stuart
Auschwitz'te Açan ÇiçekAnna Stuart · Gutenberg Yayınları · 202610 okunma
Reklam
Puan vermedi·217 syf.··
Beğendi
·
2026 142. kitabı
filistin sorunu sadece Ortadoğu’nun değil, dünyanın ezilen tüm halklarının da sorunudur. adward said kültür ve direniş kitabında david barsamianla konuşuyor bizlerde sürece,tanıklık ediyoruz.edward saidin adaletsizliğe öfkesini her satırda hissediyorsunuz.1948 den beri gün be gün israil vahşeti altında ,çoluk,çocuk,yetişkin,kadın farketmeden ölüyorlar,işkenceye,sürgüne maruz kalıyorlar ve kendi yurtlardında yerleşimci olarak isimlendiriliyorlar.öfkelenmesini ve dilini yaşanan acıları düşününce yadsımıyorsunuz.saidi okumak fikir işçisi bu aydının,iç dünyasına girmekle eş değerdedir.said israili amerika ile elbirliği ile sömüren emperyalist bir ülke olarak tanımlar ve kültür,medya ağı ile beyinlere zikreder diyerek,ezilen halkların kendi medyasına,kültürüne sahip olması gerektiğini belirtir.emperyalizm üzerine yine said kitapta şöyle bir anektod da düşer okurlara,burjuvazi emperyalizmi yaratmıştır ve her türden eğemenlğini korumak için acımasızca dezanfarmasyonu kendine hak görmektedir. daha eskilerden ve bence daha da doğru yaklaşım ise emperyalizm üzerine leninin saptamasıdır..onun söylevi ise :kısa ve netdir,emperyalizm, “kötülük” ve “kapitalizmin en yüksek noktasıdır.emperyalizmin böl,parçala,yönet taktiği saide göre filistinde yaramış çünkü halk olamktan öte,cemaat,kabile,aşiret,sayısız kurum ve yapılanma etrafında birlikten uzak hareket ediyorlar.yer yer söyleşi esnasında emperyalizm üzerine tanımları başka aydınların gözünde de okuyacaksınız. ayrıca arafat ve eşine müthiş kızgınlığını,türkiyenin israil ve filistin ilişkilerini,türkiyenin sınır ötesi operesyonları,incirlik üssünün önemi vb konuları da bulabilceksiniz.tek devletli çözümü öneren said israil ve filistin arasında kardeşlik esasına dayalı anayasal bir devlet olması gerektiğini ve çözümünde kati suretle
Kültür ve DirenişEdward Said · Agora Kitaplığı · 200995 okunma
10/10
·260 syf.··
2026 78. kitabı
"Yalnızdım: Sadece tek bir binada hatta kentin tek bir bölgesinde yalnız kalmış değildim, koca bir kentte yalnızdım." (Wladyslaw Szpilman) Polonya Radyo'sunda çalışan piyanist Wladyslaw Szpilman, Nazi zulmünü bizzat yaşamıştır ve başından geçen olayları bir kitap haline getirmiştir. Szpilman'ın yazdıklarını okudukça vahşet ve yıkım içindeki varşova kentinde altı yıl boyunca nasıl hayatta kaldığına hayretler içinde tanıklık edeceksiniz. Ailesi ile birlikte toplama kamplarına gönderilmek için tren'e binmek üzereyken bir tanıdığı tarafından kurtarılır fakat ne yazık ki ailenin diğer üyeleri onun kadar şanslı değildir. Szpilman getto'da dostları sayesinde çalışma izni alarak yaşamını sürdürmeye çalışır hatta bir dönem Polonya'lı direnişçilerle iş birliği içinde olmuştur daha sonra ölüm mangalarından kurtulmak için tanıdıkları vasıtası ile güvenli yerlerde saklanmaya mecbur kalmıştır. Szpilman'ın açlık, yokluk ve soğuk havaya rağmen tek amacı kalmıştı ne pahasına olursa olsun savaşın sonuna kadar hayatta kalabilmek. Almanların geri çekilmesiyle birlikte savaşın sonunun geldiği aşikârdı ve bir gün Szpilman saklandığı binada bir Nazi subayıyla karşılaşır ve bu Nazi subayı onu bir Yahudi olduğu için öldürmek yerine ona yardım etmiştir. Subay, Nazi duygusuyla değil İnsani duygusuyla karar vermiştir ayrıca kitapta bu subayın kaleme aldığı günlüğüne de yer verilmiştir ve Nazi politikasını desteklemediğini belirtmiştir ne yazık ki Szpilman kendisine yardım eden subayı bulmak için çabalamıştır fakat çok istemesine rağmen ona ulaşamamıştır. Son olarak Piyanist filminin kitapla uyumlu olduğunu belirtmeliyim.
PiyanistWladyslaw Szpilman · Koridor Yayıncılık · 20211,327 okunma
10/10
·544 syf.··
2026 76. kitabı
Yazar Thomas Keneally, kaliforniya'da bir çantacı dükkanının kapısından içeri girdiğinde Oskar Schindler'in sıradışı kahramanlık öyküsünden, Schindler sayesinde hayatta kalan dükkân sahibi Leopold Pfefferberg aracılığıyla haberdar olmuştur. Aslen Çekoslavakya asıllı bir Alman olan Oskar Schindler'in hareketli bir yaşam tarzı vardı diyebiliriz hem kişilik hem de ailesinin ekonomik durumunun iyi olması onu bu yola sevk etmiştir diye düşünüyorum. Schindler nazi partisi üyesiydi fakat bu üyelik partinin bütün politikalarını desteklediği anlamına gelmiyordu o bir iş insanıydı bu üyelik ona bürokratik engelleri aşma konusunda avantaj sağlıyordu. Schindler Krakow'da bir emaye fabrikasını hayata geçirmek için bütün imkânlarını seferber ediyordu yeri geldiği zaman ss subaylarına hediye (rüşvet) vermek zorunda kalıyordu, şunu da belirtmek isterim ki Schindler'in karşısındaki kişiyi etkileme ve ikna etme kabiliyetini çok iyi kullandığını düşünüyorum. Fabrika için işçileri de hazırdı Yahudi halkı. Oskar'ın ilk zamanlar tek amacı para kazanmaktı lakin daha sonra getto da Yahudi halka yapılanları gördükten sonra her şey değişmişti. Artık tek amacı fabrikasıyla birlikte Yahudi işçileri biran önce güvenli bir bölgeye taşımaktı, hemen bir liste hazırladı ve bu 1200 kişiyi ne pahasına olursa olsun kurtarmak zorundaydı. Kitabı bitirdikten hemen sonra filmi tekrar izledim ve kitaba sadık kalındığını teyit etmiş oldum. Ayrıca bazı kesimler Yahudilerin uğradı zulmü konu alan filmler için propaganda yaptıkları iddasında bulunuyorlar ben bu düşünceyi doğru bulmuyorum sonuçta nazilerin yaptığı bir Yahudi soykımı apaçık ortadadır. Daha da önemlisi bu tür olaylarda Yahudi, Hristiyan veya Müslüman olması mühim değil tek gerçek değer insanlıktır, insanlık adına neler yaptığımızdır. Aslında
Schindler'in ListesiThomas Keneally · Ephesus Yayınları · 2015869 okunma
8/10
·264 syf.··
2020 232. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 00:00
Mike Davis’in “Gecekondu Gezegeni” bu yıl okuduğum en iyi inceleme kitaplarından biri! Davis, aktivist, kent kuramcısı ve tarihçi kimlikleriyle bilinen bir isim, aynı zamanda üniversite öğrencisi iken kasap ve kamyon şoförlüğü yapmış. Üçüncü Dünya ülkelerinin, 1970’ten sonra, gelişmiş ülkelerin hızlı kalkınması ve IMF ve Dünya Bankası’nın “gelişmekte olan ülkeler” ve “az gelişmiş ülkeler” üzerinde tahakkümünün artması; kentleşme süreci, reel ücretlerdeki düşüş, fiyat artışı ve kentsel işsizlik oranlarda fahiş yükselişe neden oldu. Yazar kitapta yığınla istatistik verilerine başvurmuş. Niceliksel datalar, sağlam kanıtlar taşıyor. Tüm ekonomik krizler ve neoliberal politikalar, ekonomiyi düzeltmek için yapıldıysa da, istenilenin tersine sınıf uçurumlarına ve kentler üzerinde sosyal tabakalaşma yarattı. Bu kentler, megakentlere, metropollere, uydu kentlere ve gecekondunun türevlerine bölündü. Gecekondu mahalleleri; Brezilya’da”favela”, Yahudilerin “getto” ve Türkiye’de “teneke mahalleler” yoksul barınma alanlarını oluşturur. 1852’de Napolyon tarafından 17 yıl valilik yapacak olan Baron Haussmann’ın kentlerde ayak takımını burjuvazinin rahat nefes alması için şehrin dışında çıkarma çalışmaları, kent yapısını değiştirmekle başladı. “Yaratıcı yıkım” adını verdiği bu proje; o zamanlar işçi ve öğrenci ayaklanmalarının sürekli yaşandığı Paris’te, geniş bulvarlar ve yollar, boykot için çabucak toplanmasına engel oluşturacak şekilde inşa edildi. Üçüncü Dünya’da, kaldırım sakinin en fazla olduğu kent belki de Mumbai’dir. 1995’te yapılan bir araştırmaya göre, bir milyon kişinin kaldırımda yaşadığı tahmin edilmektedir. Bunlar, köyden kente göç etmiş yoksul köylülerdir. Sokakta yaşmakta bedava değildir. Kaldırım sakinleri, polise düzenli kiralar vermekte. Bangalore kentinde,
Gecekondu GezegeniMike Davis · Metis Yayıncılık · 201661 okunma
Reklam
Reklam