Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, çorabı giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında kabuk kopar ve tekrar kanar.İyileşmesi zaman alır. Ayakkabıyı corapsız giyemezsin,çorapla giysen yine yapışır.Aile yaraları böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder.
Kelimeler kar taneleri gibi etrafımda uçuşuyor.Her biri narin ve eşsiz ,yere düşmeden avcumda eriyip gidiyor.İçimde derinlerde kocaman yığın halinde birikiyorlar.
Beni aynalara koşturan cümlelerin yerini, insanı uzakta da olsa kederlendiren başka cümleler aldı. Ne diyebilirim ki? Bazı meyvelerin kaderidir, olgunlaşmadan bir yerlere düşerler. Tutsan, okşasan bile acılığını alamazsın. Bu da başka bir çaresizliktir. Belki de yalnız olan mevsimler değil, sensin!.."
Bu hal bende yeni değil. Ama her seferinde sanki ilk kez duruyormuş gibi duruyor zaman. Hatıralarım silikleşmiş, arzularım çölleşmiş, heveslerim tükenmiş bir halde, kuşkuyla kendimi inceliyorum; çok eskiden yaşamış bir başka adamın, yeri belli olsun diye etrafına çizgi çekilmiş gölgesine benziyorum.