“Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça
Sen evreninde sana seni aratacağım.”
“Yoldaşlar ölürsem o günden önce yani,
öylece gibi de görünüyor.
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…”
“…Buralarda gömerler ona yanarım!..” demişti ama vasiyetine karşın hala orada, Moskova’da yatıyor… Hala Anadolu’da bir köy mezarlığına gömemedik onu. Üzgünüm Nâzım.
“1902’de doğdum
Doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem.
Üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
On dokuzumda Moskova’da komünist üniversite öğrenciliği
Kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve
on dördümden beri şairlik ederim.
Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir, ben ayrılıkların
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını,
ben hasretlerin
Hapislerde de yattım büyük otellerde de
Açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
Otuzumda asılmamı istediler,
kırk sekizimde barış madalyasının bana verilmesini
Verdiler de
Otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
Elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prağ’dan Havana’ya.
Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’te
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında ezilmedim
951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırt üstü bekledim ölümü
Sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım