Birinin hayatında, onun sizin için kapladığı alan kadar bile yer kaplayamadığınızı fark ettiğiniz o an, gürültülü bir kırılma değildir. Sessiz bir sızmadır.
Sanki aylarca titizlikle ördüğünüz bir hırkanın, onun üstünde emanet gibi durduğunu görürsünüz. Ya da daha fenası, aslında hiç üşümediğini. Siz onun zihnindeki en ufak gölgeyi bile bir fırtına sayıp rüzgârına siper olmaya çalışırken, onun sizin kıyametlerinizi alelade bir yağmur gibi seyretmesi, insanın içine işleyen en zarif çaresizliktir.
Edebi bir teselli aranır hep böyle zamanlarda; cemrelerin düşüşü gibi bir gün onun da kalbine düşeceğinizi umarsınız. Ama gerçek, bir şairin dizesi kadar parlak ve köşelidir: Bazı insanlar için sadece bir duraksamasınızdır; soluklanıp, yola devam ettikleri bir gölgelik.
Sizin bütün bir ömrü sığdırdığınız o geniş meydan, onun haritasında bir kavis, bir teferruattır yalnızca. Bu hüzün, sevilmemenin öfkesinden uzaktır; daha derin, daha uysal ve ne yazık ki çok daha kalıcıdır.