“Açlık her yerdeydi. Yüksek yüksek binalardan fırlatılmış, sıra sıra asılmış olan sefil kıyafetlerden sarkıyordu; Açlık samanla, paçavrayla, tahta parçalan ve kâğıtla yamanmıştı bunlara; adamın testereyle kestiği her bir odun parçasında gösteriyordu kendini. Açlık tütmeyen bacalardan gözünü dikmiş bakıyor, çöplerinin içinde tek bir yiyecek kırıntısı olmayan, pislik içindeki sokakta kocaman dikiliyordu. Fırınların raflarında, tek tük kalmış kuru ekmeklerin üzerine yazılı bir kitabeydi açlık; kokmuş etlerden yapılan sosislerin satıldığı dükkândaydı”
Bu şehrin, İçinden geçtiğim herhangi bir mezarlığında yatan onca kişi arasında,biz yaşayanların birbirimiz için olduğumuzdan daha büyük bir muamma var mıdır?
“İnsanın içindeki adalet duygusunu köreltirsek, insanın insana saygısı kalmaz. İnsanın insana itimadı, hürmeti kalmayınca da bir yerde insanlık çok şey kaybeder, hayat çirkinleşir."
Kapitalizmin öne sürdüğü makineleşme, insanların topraklarından göç etmesi,evlerinden uzaklaşması yeni toprak arayışları. Yeni yurt edinmeleri. O bitmek bilmeyen yol.
İnsanlarin açlık kavgası bu ağaç benim bu ağaçtan ben topluyorum demeleri bile içini sızlatıyor.
Satırlara dökülen o yazıların duyguların düşüncelerin içine işlemesi bi o kadar hüzünlü.
Duygularım çok taze,kelimeler bogazimda düğümleniyor. Sonu çok hüzünlüydü parçalandım resmen. Keyifli okumalar