Büyümek de acı veriyor, yaşlanmak da. Tek farkla: Başta her şeyin günün birinde iyi olacağını sanırız, ta ki her şeyin kötüye gittiğini idrak edene kadar. Gözlerimiz bozulur, belleğimiz ve işitme kabiliyetimiz zayıflar, sırtımız, boynumuz tutulur, cildimiz kurur. Tüm bunlar daha otuzumuzda başlar. Belki de yirmi beşte. Hatta belki daha da önce. Aslına bakılırsa doğumumuzla başlar. Doğduğumuzda ölmeye koyuluruz.
İtiraf etmeliyim ki; eğer dizisi çekilmemiş olsaydı bu kitabı okumayı hiç düşünmüyordum. Kitaplardan uyarlanan dizileri izlemeden önce kitabı okumayı tercih ettiğim için okudum. Ve bir kez daha anladım ki Orhan Pamuk’un kalemi hiç benlik değil.
Yeşil çam tadında bir aşk hikayesi, araya siyasi dönem serpiştirilmesi, 8 senelik zaman zarfında geçen hikayede neredeyse aynı olan her akşamın tasviri ve bu nasıl bir kapanış dedirten bir okuma. Kitaptan aklımda kalanlar bunlar.
Vakti zamanında yazarın bir diğer kitabını okumaya yeltenmiş ve kitabı bitirdikten sonra üstüne bir blog yazısı da yazmıştım.
birtutamkarinca.com/2020/11/kahve-b...
Anladım ki olmayınca olmuyor zorlamanın bir anlamı yok. Bir daha Orhan Pamuk kitabı okur muyum? Sanmam.
Hayatın, insanlığın çoğunluğu için, içtenlikle yaşanması gereken bir mutluluk değil, baskılar ve cezalarla ve inanılması gereken yalanlarla yapılmış dar bir alanda, sürekli bir rol yapma hali olduğunu, ilk bu sıralarda sezmeye başlamış olmalıyım.