sayfa 351, rosie will’e “ben yarım kalmış bir insanım” diyor. eğer yarım kalmış bir ikili ilişkinin herhangi bir tarafı olduysanız bu hissin ağırlığını çok iyi biliyorsunuz. “dünyadaki her şeyi seninle yapmak istiyorum.” diyor aynı kişi. ve yarım kalmış biri dünyanın haberi olmadan bunu yapabileceğini zannediyor. iki alıntı da aklınıza birini getiriyordur mutlaka. her şeyi yapmak istediğiniz birine karşı eksik kalıyorsunuz, hala aynı yükü taşıyorsunuz. çünkü dünyada her şeyi biriyle yapmayı isterken, yalnızca ikiniz için dönen bir gezegeni düşlüyorsunuz. ama kimse bilmeden, kimse görmeden, hangi anı her şeye dönüştürebilirsiniz? yarıda bırakılarınların her zaman bir yerde yaşadığı fikri peşinizi bırakmıyor, genelde de her şeyi yoluna koyduğunuzda o tanıdık his geri geliyor. tekrar, yeniden ve yine yaşayabilirim hissi. isimsiz ilişkileri en anlamsız anlarda hatırlamamızın sebebi de tüm boşluklarımızı onlarla doldurmaya çalışmak. ihtimaller arkaplanda canlılığı korumaya her daim devam eder, ortaya çıkacağı anı kollar durur. gün sonunda dünyada her şeyi birlikte yapmak istediğimiz insanı açılıp kapanan bir kapı haline getirmek karşılıklı tükenmeye zemin hazırlar ve yuvanızı bile öğrenemeden, dünya siz hiç olmadan da yaşlanmaya devam eder.
“ters çevrilmiş bir kar küresi gibi sürekli soğuk ve sarsılmış hissetmek” gece ve sonra’da yazar bu bahsettiğim yarım ilişkide hislerinizi tanımlamaya yardımcı oluyor. sarsılmış hissetmek. kafamdan atamadığım bir tanım. benzer şeyleri normal insanlar ve bir gün kitaplarını okurken de hissetmiş olabilirsiniz. yıllarca süren bir tanışıklık ve içeride bir şeylerin dolup taşması ama dışarıda yer bulamaması. yaşarken ilerleyebilmenin tercihlerden ibaret olduğunu düşünüyordum, bir dakika sonrasından on yıl sonrasına kadar olan geniş bir