Puan vermedi·228 syf.··
2026 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 12:10
Kitabın giriş bölümü beni epey heyecanlandırmıştı. Zira İslami hükümlerin arkasındaki hikmetlerin bilinip bilinemeyeceği, buna göre hükümlerin yorumlanıp değiştirilmelerinin imkanı üzerine yapılan tartışmalarla alakalı akademik bir eser okuyacağımı düşünmüştüm. Kitabı alırkenki hedefim de buydu. Lakin kitap akademik olmaktan ziyade bir düşünce/deneme kitabı gibiydi. Kötü bir kitaptı, tavsiye etmiyorum demiyorum ama beklentilerimi karşılamadı. İlahiyat alanında ileri düzey bir okuma/araştırma yapmak için değil de sadece bu konulara meraklı kişiler için okunabilir bir kitap gibi geldi bana.
İslam'da Emir ve Yasakların HikmetiSüleyman Uludağ · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 202131 okunma
Bir kuşu özgür olduğuna inandırmak…
Puan vermedi·96 syf.·
2026 44. kitabı
"Jon, sen sürüden dışlanmış birisin. Niçin şimdi o martılardan herhangi birinin seni dinleyeceğini düsünüyorsun? Doğru olan bir atasözünü sen de biliyorsun: En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. Geldiğin yerdeki martılar sahilde pinekleyen, acı acı bağırıp kendi aralarında dönüşen martılar. Onlar, cennetten bin mil uzaktalar ve sen onlara, bulundukları yerden cenneti gösterebileceğini söylüyorsun. Jon, onlar kanatlarının ucunu bile göremezler! Burada kal ve senin öğreteceklerini anlayabilecek yeterlilikteki yeni martılara yardımcı ol." Sanırım benim konuya giriş şeklimde genelde bu oluyor, olayları değil de alt bilincine bakmak isteyen herkes için can alıcı giriş bu. Evet, şu konuda anlaşabiliriz bence: -Kurtulmak istemeyen kimseyi kurtaramıyoruz. Bunu kabullenmek bir şekilde oluyor ama kabullenemediğimiz kısım genelde nasıl göremezler oluyor. Göremezler çünkü zihnen bulundukları yer o noktaya çok uzak. Martı Jonathan LivingstonMartı Jonathan Livingston Kiraz Ağacı serisininde o kadar çok alt metin olarak geçti ki meraktan okumaya karar verdim. İyi ki de okumuşum. Günümüzde bireyin sınırlarını, toplumu ve yönetim şekillerini, inancın nasıl şekillendirildiğini martılar üzerinden çok güzel anlatmış pek çok cümlenin altı çizildi. Pek çok açıdan hak verildi. Sonuç olarak ise alınacak çok ders var.. “Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?” —Çok çarpıcı bir bakış açısı. Evet zihnimizin sınırları bazen o kadar belirğin ki gözümüzün önündekini göremiyoruz. “Kin, nefret ve düşmanlığı sevmekten söz etmiyorum ben. Gerçek martıları, onların her birinin içindeki güzellikleri görmeye çalışmalı, bunu onların da görmesine yardımcı olmalısın. Sevgiden kastettiğim sey bu benim. Bu işin sırrını çözdün mü, gerçekten sevebilirsin.” —Peki biz gerçekten sevmeyi biliyor muyuz yoksa ilk kusurda ilk
1000Kitap
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680bin okunma
Reklam
Puan vermedi·200 syf.··
2026 85. kitabı
İlk kez manga okudum ve açıkçası bu kadar seveceğimi hiç düşünmüyordum “Ölüm Busesi” resmen hem garip hem korkutucu hem de aşırı sürükleyici bir deneyim oldu benim için. Ama en çok çizimler etkiledi beni… Bazı sahneler gerçekten rahatsız edici derecede karanlık ve ürkütücüydü ama aynı zamanda aşırı estetik görünüyordu Özellikle karakterlerin yüz ifadeleri, gölgeler ve o gotik atmosfer baya büyüleyiciydi. Sayfaları çevirirken sürekli durup çizimlere baktım resmen Hikâyede ölüm, saplantı, gençlik kaosu ve korku iç içe geçmiş durumda. Karakterlerin hem gerçek dünyayla hem kendi karanlık taraflarıyla uğraşması mangaya çok tuhaf ama çekici bir hava katıyor. Bazen absürt, bazen rahatsız edici ama bir şekilde insanı içine çekiyor Serinin sıralaması aslında: Ölüm Arzusu → 1. kitap Ölüm Kafası → 2. kitap Ölüm Busesi → 3. kitap Ben sıralamaya göre okumamış olsam da dünyasını çok merak ettiğim için ilk kitabı da kesin okuyacağım Çünkü karakterlerin geçmişini ve olayların nasıl bu noktaya geldiğini daha çok görmek istiyorum. Mangadaki atmosfer bana eski korku filmleriyle punk/gotik estetiğin birleşimi gibi geldi. Hem eğlenceli hem huzursuz eden bir havası var. Özellikle korkuyu sadece jumpscare gibi değil, görsel atmosferle vermesi çok hoşuma gitti Kısacası bu kitap benim için manga dünyasına baya etkileyici bir giriş oldu… Karanlık atmosferi, ürkütücü çizimleri ve tuhaf enerjisiyle aklımda kaldı . . .
Zombie Makeout Club 3: Ölüm BusesiPeter Richardson · Eksik Parça Yayınları · 20264 okunma
9/10
·52 syf.·
2026 147. kitabı
Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026)Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026) Üçüncü Yeni DergisiÜçüncü Yeni Dergisi Edebiyatın insana, insanın ise kendi içine döndüğü o kadim duraklardan biri bu ay Üçüncü Yeni Dergisi ile yeniden bizleri selamlıyor. Toplam 52 sayfadan oluşan ve yayın hayatına farklı bir soluk katan dergi, 44. sayısında son derece vurucu, bir o kadar da zamansız bir temayı sayfalarına taşıyor. Yalnızlık. İlk defa sayfalarında kalem oynattığım ve genel yayın çizgisiyle bende büyük bir beğeni uyandıran Üçüncü Yeni, bu sayısında çok sesli ve zengin bir içerik haritası sunuyor. Derginin sayfalarını araladığınızda sizi karşılayan yazar Ayşegül Sözen DağAyşegül Sözen Dağ röportajı, sayıya dinamik ve ufuk açıcı bir giriş sağlıyor. Bununla da kalmıyor, derginin özellikle şehir, etimoloji ve inceleme kısımları, edebi derinliği entelektüel bir zeminle besleyen, dergiye çok yönlü bir kimlik kazandıran en beğendiğim köşeler oldu. Kelimelerin kökenine inen, mekân ile insanı buluşturan ve metinleri masaya yatıran bu bölümler, dergiciliğin nitelikli örneklerinden birini sunuyordu. Ancak bu sayının benim için en hususi ve anlamlı yanı, kuşkusuz "Kalabalıklar Arasında Yalnızlık" başlıklı yazımla bu edebi iklime dahil olmuş olmamdır. Yazımda, insanın modern dünyanın keşmekeşindeki yalnızlığından ve münzevilikten yola çıkarak, kendi içime, yani kendi kitabım olan " ElifceElifce "me dokunan bir iz sürdüm. Bu içsel yolculukta, edebiyat tarihinin kendi içindeki meşhur yalnızlarını da unutmadım, yol üstünde Franz KafkaFranz Kafka ve Nilgün MarmaraNilgün Marmara ’nın uğraklarına uğradım, ruhlarını saygıyla yâd ettim. Nihayetinde ise hayatın kaçınılmaz ve tek mutlak gerçeği olan ölüm ile kapanış yaparak, dünyadaki yalnızlığın aslında bütünü kuşatan, kaçılamaz bir hakikat olduğunu gözler önüne sermeye çalıştım. Bu derin ve
Edebiyat
Üçüncü Yeni - Sayı 44 (Nisan-Mayıs-Haziran 2026)Üçüncü Yeni Dergisi · Üçüncü Yeni Dergisi Yayınları · 20261 okunma
10/10
·307 syf.·
2026 34. kitabı
Fatih Yaşlı’nın Halkçı Ecevit adlı çalışmasının, Bülent Ecevit’in siyasal çizgisini tarihsel materyalist bir perspektiften ele alması bakımından önemli bir katkı sunduğunu belirtmek gerekir. Buna karşılık Mustafa Çolak’ın Bülent Ecevit: Karaoğlan kitabı daha çok liberal bir çerçeveye yaslanmakta; yer yer Türkiye siyasetini açıklarken merkez-çevre yaklaşımının izlerini taşımaktadır. Bu durum, iki eserin aynı siyasal figüre farklı metodolojik ve kuramsal pencerelerden bakmasına olanak sağlamaktadır. Bununla birlikte, Çolak’ın çalışması Ecevit’in yaşam öyküsünü ve siyasal serüvenini bütünlüklü bir biçimde özetleyebilmesi açısından başarılı bir eser olarak değerlendirilebilir. Kitap yalnızca Ecevit’in kişiliğini, karakter özelliklerini ve siyaset anlayışını anlamaya imkân vermekle kalmamakta; aynı zamanda Türkiye siyasal tarihinin kritik dönemeçlerini de okuyucuya sunmaktadır. Ecevit’in gazetecilik yıllarından CHP içerisindeki yükselişine, “ortanın solu” söyleminin inşasından demokratik sol anlayışının şekillenmesine kadar uzanan süreç, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal dönüşümleriyle birlikte ele alınmaktadır. Bu yönüyle eser, yalnızca bir siyasetçi biyografisi olmanın ötesine geçmekte; Cumhuriyet sonrası Türkiye’nin siyasal gelişim çizgisini Ecevit ekseninde takip etmeyi mümkün kılan bir çalışma niteliği kazanmaktadır. Her ne kadar kuramsal çerçevesi bakımından eleştiriye açık yönleri bulunsa da, Ecevit’i ve onun içinde şekillendiği tarihsel bağlamı tanımak isteyen okurlar için faydalı bir giriş kitabı olduğu söylenebilir.
Düşünce
Bülent Ecevit KaraoğlanMustafa Çolak · İletişim Yayınları · 201659 okunma
8/10
·420 syf.··
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 02:24
Hayvanlaşan İnsanHayvanlaşan İnsan Émile Zola – Hayvanlaşan İnsan: İçimizdeki İlkel Canavarın Anatomisi ​Giriş: İnsanın Özündeki Vahşet ​İnsan dedikleri canlı, zaten başlı başına bir hayvan değil midir? Bizleri medeni gösteren maskelerin altında, sadece ortaya çıkmayı bekleyen ilkel ve hayvani içgüdüler yatar; tıpkı kendi çıkarlarımız uğruna bir başkasının canına kıymak gibi. Émile Zola'nın bu eseri incelenirken, hikayedeki olay örgüsünden önce bu felsefi altyapıyı ele almak gerekir. Romandaki hemen her karakter, içten içe birinden intikam almayı düşünüyor ya da öldürme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Hikayemiz gayet sakin başlarken, Roubaud’nun, karısı Séverine’in küçükken üvey babası tarafından tecavüze uğradığını öğrenmesiyle büyük bir kırılma yaşanır. ​Gelişme: Gurur, Arzular ve Raydan Çıkan Hayatlar ​Bu noktada Roubaud’nun verdiği tepki oldukça dikkat çekicidir. Roubaud, bu durumu karısının çocuk yaşta uğradığı bir trajedi olarak görüp ona şefkat göstermek yerine, tamamen kendi erkeklik gururuna ve mülkiyet hakkına yapılmış bir saldırı olarak algılar. Karısının istismara uğramasını adeta bir aldatılma, bir "boynuzlanma" gibi düşünmesi, içindeki ilkel mülkiyetçi öfkeyi tetikler. Bu hastalıklı gurur, Séverine'in üvey babası olan Başkan Grandmorin’in öldürülüp tren raylarına bırakılmasıyla geri dönülemez bir şiddet sarmalına yol açar. Olay, diğer bir karakterimiz olan makinist Jacques’ın cesede tanık olmasıyla devam eder. ​Jacques, içindeki büyük öldürme arzusuyla yanıp tutuşan bir adamdır ve bu vahşi sahne onun içindeki arzuları tekrar uyandırır. Onun bu karanlık dürtüsü genellikle kadınlara yöneliktir; onlarla yaşadığı herhangi bir birliktelik sırasında onları boğma ya da göğüslerine bıçak saplama isteğiyle yanıp tutuşur. Ta ki Séverine’i görene kadar... Jacques, Séverine’i gördüğünde ona aşık
Hayvanlaşan İnsanEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,961 okunma
Reklam
Reklam