• 402 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Şair Katil. İlginç bir yaklaşım olacak. Öldürdüğü insanların üzerine şiir yazıp bırakan bir psikopat, öldürülen yaşlı bir adam ve beklenen macera. Aşk’a dayalı birkaç kitap sonrası böyle bir kitap şüphesiz daha çok ilgimi çekti. Öldürülen yaşlı adam ve üzerinden çıkan bir şiir, merak merak üstüne ve ben o şiiri de burada paylaşmak istiyorum. Ayrıca bu şiir Yaşar Nabi Nayır’ın 1928’de yayımlanan Kahramanlar adlı kitabındaki Karacaahmet’te Akşam şiiri olarak da geçer. Bir kısmını burada yazdım ama kitaptaki gibi düz satır olarak verdim, orijinali daha estetik durur, onun da linkini paylaşacağım:

    “Sivrilir kırık taşlar çürümüş dişler gibi, sallanır iki yanda deli dervişler gibi, selviler, bu upuzun bu simsiyah selviler. Yolda uzar, kısalır beliren hayaletler, kefenli cenazeler, kefensiz iskeletler, sessiz adımlarla dolaşır bu civarda.”

    https://hizliresim.com/AYCmBv

    Hemen akabinde de bir kadın öldürülecektir. Bu kadının üzerinde de Özdemir Asaf’ın Altro şiiri bulunmaktadır. Bunu da sizlerle paylaşmaktan keyif alacağım, şiirleri seviyoruz gerçekten.

    https://hizliresim.com/YyfKlR

    Şimdi tahmin ettiğiniz üzere her şiiri paylaşarak ilerlemek istiyorum. Öldürülen bu sefer sarhoş bir balıkçı olup, katil önce balıkçıyla birlikte içiyor sonra yine o kişiyi öldürüyor ve yine bir şiir bırakıyor. Bu sefer etrafta görgü şahitleri bırakıyor tabi. Ancak ben şiire dönmek istiyorum. Bu sefer sırada merhum Metin Eloğlu’nun Erkek Zeliha’nın Torunu adlı şiiri bulunuyor. Malumunuz, buyurun:

    https://hizliresim.com/JHSnpL

    Ah Gül. Ah Gül’üm. Sen ne masum bir çocuktun. Bir katilin dahi gözlerini yaşartacak, onun hem canını hem vicdanını sızlatacak kadar masumdun. Olur muydu öyle bir gidiş. Mini mini adımlar atan sen şimdi zorba ve vicdansız bir katilin kurbanı mı olacaktın anneciğinle. Olur muydu böyle bir acı. Oldu işte. Maalesef oldu. Patik yap kunduracı diyor bu sefer bir Ziya Osman Saba şiiri ile karşı karşıya geliyorduk:

    https://hizliresim.com/fmq327

    Katilimiz bir süre ortalıkta gözükmez fakat bu süreci Tarık kimliğiyle geçirir. Bir kadınla beraber olarak kendini aşar, kadının evine gider ama eski kimliğine dair hiçbir şey yoktur üzerinde. Sonraysa gözü döner ve kadına saldırır. Öldürür. Onun bilgisayarıyla şiiri yazıp çıktı alır derken kendi sisteminin de yavaş yavaş dışına çıkmış, farkında olmadan arkasında tanık da bırakmıştır bu sefer. Tabi her şeyden öte ben gene şiirle ilgileniyorum. Bu sefer şiirimiz Ahmet Muhip Dranas imzalı Köpük şiiri.

    https://hizliresim.com/G0jyE4

    Yine bir cinayet göreceğiz. Bu sefer bir simitçi öldürülecek ve yine bir şiir bırakılacak. Rahmetli Nevzat Üstün’ün Şeytan adlı bu kısa şiirini de sizlerle paylaşacağım:

    https://hizliresim.com/tI2bBq

    Tabii ilginç bir gelişme daha yaşayacaktık. Türk Sanat Musikisini çok beğenir, severek de dinlerim. Katilimiz (Musa Eryılmaz) bir kadınla tanışıyor gene. Bu kadın diğerlerinden farklı olarak gerçekten beğeniyor. Hatta onu öldürmek yerine kendiyle mücadele ediyor. Sonradan ona Necip Fazıl’ın ünlü Kaldırımlar şiirinin bir kısmını da bağışlayacak. Hatta ona bir şiir de okuyor. Bestesi Ali Rıfat Çağatay’a, güftesi Orhan Seyfi Orhon’a, yorumu da çok sevdiğim Münir Nurettin Selçuk’a ait Sarahaten Acaba efsanesini burada sizlerle paylaşmak beni çok mutlu ediyor, buyurunuz efendim:

    https://www.youtube.com/watch?v=bjIIDvZRMCg

    Normalde cinayet romanlarının alışılmışı her daim bir cinayet girişi, sıkıcı bir gelişme bölümü ve sonlarda finalle beraber yeniden hızlanıp sonlandırılan kitaplardır. Bu alışılmış kalıbın dışına vermek, sürekli cinayetlerle ilerliyor olmak aslında heyecanımı yüksek tutsa da acaba en sona kadar böyle gidecek miyiz yoksa bir yerde ipler kopacak mı diye merak etmeden de edemedim.

    Şunu ifade etmeliyim ki şimdiye kadar okuduğum 14 Osman Aysu kitabı arasından en iyisi, en heyecanlısı, hiç durmayanı, filmi yapılsa en iyi ürünün çıkacağı kitap buydu. Gerçekten bu kadar etkilendiğim başka bir kitabını hatırlamıyorum.

    Özellikle katilin kendi kimliğini ortaya çıkaracağı şekil öyle efsane ayarlanmıştı ki sırf orası için bile bütün kitabı okumaya değerdi, fena etkilendim, çok fena etkilendim ve kullanacak kelime bulamıyorum bu etkilenmeye. Uzun zaman sonra beni gerçekten bu denli etkileyen bir romanı da geride bıraktık tabi saatler ilerliyor sonuçta. Hepimize mutlu sabahlar, keyifli okumalar diliyorum. Esen kalınız efendim..
  • 616 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Selamlar tekrar .. İstiyordum ki, Fakir Baykurt 'un özyaşam öyküsü olan bu seriyi sizlere sırasıyla tanıtayım .. Yalnız kitapta öyle çok ayrıntı ve öyle çok isim var ki, unutmamak için sıcağı sıcağına hemen yazayım iki satır da olsa dedim .. Unutursam cidden yazık olur ... Çok uzatmadan hemen girizgahı yapalım ... Uzatmadan dediğime de çok inanma =))

    Efenim biliyorsunuz , bizim yakın siyasi tarihimiz esasen bir "darbeler" tarihidir.. Hele ki Adnan Menderes'in cansiperane katkıları eşliğinde "hep destek - tam destek" mottosuyla Amerika'ya entegrasyonun tam anlamıyla sağlandığı dönem sonrası, yapı itibariyle Latin Amerika ülkelerinin siyasal tarihine dahi rahmet okutur.. Bu darbeler neden olmuştur , bu darbelere kim yol gösterir olmuştur , bu darbelerin savunucuları kimler olmuştur falan .. Bunları daha önce defalarca anlattım .. O yüzden es geçiyorum uzun uzadıya anlatmadan .. Tanıtımda eser miktarda bu soruların cevabını bulacaksınız zaten.. Kitabımız , Adnan Menderes döneminin sonu , yani 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 darbesi arasında kalan kısımda yer almakta .. Yani iki darbe arası .. Ne demek bu ? Şu demek cicim : Demokrasi raydan iki kez çıkmış ve birer balans ayarı yapılmış .. Ama nasıl ? Bakın bu sorunun cevabını size yine Aziz Nesin versin =)))

    " Tabii!! Bizimkiler demokrasiyi rayına oturtuyorlar.Sonra o , raydan çıkıyor ve onlar yine oturtuyorlar! Zaten oturturken de bir süre sonra "YİNE" RAYDAN ÇIKACAK GİBİ OTURTMAYA dikkat ediyorlar.Bizimkilerin özelliği bu..."

    Peki nedir demokrasi ? Olmazsa olmaz koşulu nedir Aziz Baba?!?

    "Gerçek demokrasinin ilk koşulu , güven altına alınmış toplumsal adalettir.Bir ülkede toplumsal adalet yoksa, orada demokrasiden söz etmek sömürgenlerin halkı kandırmaca oyunudur.Bir ülke hangi ölçüde "TOPLUMSAL ADALET" ölçüsüne yaklaşabilmiş ise , o ölçüde demokratiktir. Nitekim bugüne dek toplumsal adaletin "EN İLKEL KOŞULLARI" yerine getirilmediği için, Türkiye' de BİR SAAT BİLE demokrasi olmamıştır."

    Ya siyasi iktidarlar ? İki kelam da onlardan için etsen be BABA ? Bilirim .. O dönemi sen çok iyi bilirsin ..

    "Gelen, gideni aratır; çünkü gidenlerin en sürüngen artıkları, türlü yollarla yeni gelenin içine sızmasını , süzülmesini çok iyi becerirler."

    Gece gece seni de rahatsız ettik Baba.. Saygılar , hörmetler ... HEP KALBİMİZDESİN !!! Huzur içinde yatasın .. Ellerinden öperim..

    Sevgili kukumanjerolar ...Bütün bu kitabın olay örgüsü ve bu olayların sebepleri, işte bu üç soru ve cevabın karşılığıdır.. '60 anayasası , diktatörlüğe soyunan malum şahsın ardından Türk toplumuna gayet geniş hak ve özgürlükler getirdi ..Bunlardan biri de sendikal haklar idi .. Biliyorsunuz sendika kurmak bireyin demokratik hakkı ..Niçin var sendikalar ? İşveren ,yani sermayeye karşı emeğin hakkını koruyabilmek için.. Sendikal savaşım özü itibari ile bir ekonomik savaşım! '60 anayasası bu hakkı vermiş vermeye ama anayasada bu konuyla ilgili eksikler var o dönem ..Misal sendika kurabiliyorsunuz ama sendikayı kuran öğretmenler olursa anayasaya göre grev ve toplu sözleşme hakları yok!!! Bu hak o günlerde sadece işçi kesime verilmiş .. Niçin öğretmenlere verilmemiş dersen hemen cevap vereyim sana ben .. UYUYAN İŞÇİYİ , KÖYLÜYÜ KİM UYANDIRACAK ? iSTERLER Mİ BUNU ?!? Yukarda iktidarlara dair bir tespit yaptı Aziz Nesin .. Kim o dönemki iktidarın sahibi ? Zurna kimin elinde ?
    Adalet partisini ele geçirmiş , o dönemin iç ve dış "sermaye" çevrelerinin egemenliğini savunup madenlerimizi , petrolümüzü peşkeş çekip satan , uluslararası sermayenin açık pazarında yabancı sermaye ile işportacılık yapıp Türk milliyetçiliğini kimselere bırakmayan , Morrison Knudsen Inkorpıreyşın 'ın medarı iftiharı Morison Sülüman !!! Onu da defalarca yazdım..

    Her neyse.. Bu şahsın iktidarında kendisine oy vermeyen öğretmenler birer birer sürülmeye başlanıyor .. Birdi , beşti , yüzdü , bindi derken , sayılar on binli rakamlara ulaşıyor .. Ve öğretmenler de sendikalaşma gereği duyuyorlar .. Bu işi ilkin , yazarlar adına uygulanan baskılara cevap verebilmek için Aziz Nesin yaptı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yazarlar sendikasını kurdu .. Öğretmenler adına da o günlerde yıldızı parlayan Fakir Baykurt' a teklif götürülüyor .. Hemen belirteyim !! Sendikal hareketin amacı kesinlikle para değil .. Zaten '60 darbesi sonrasında soyulmuş soğana dönen hazineye yardım olsun diye götürüp kendi "ALYANSINI" hazineye bağışlayan ismin karşılığı "FAKİR" BAYKURT! Bir diğeri ise Fil Hamdi ile kazandığı ilk ödülü - ki sanırım Altın Kirpi idi - hazineye bağışlayan Aziz Nesin.. O günlerde öğretmenler cidden devrime bağlı.. Düşürülen eğitim kalitesi ve Amerika'nın milli eğitimimize sızmasına bir dur çekebilmek için kuruluyor bu sendika ..Öğretmenler ve aydın kesim o dönem tehlikenin farkında ama o meşhur Jhonson mektubu henüz yazılmadığı için bizim VATANPERVER SAĞ İKTİDARLARIMIZ henüz anyadan konyadan haberdar değiller.. Hoş ne zaman haberdar oldular acaba ?!? Bu arada kurulan bu sendikanın ismi TÖS .. Türkiye Öğretmenler Sendikası .. Kısa zamanda yurt genelinde katılım sağlanıyor bu PARTİLER ÜSTÜ sendikaya .. Hiçbir siyasi partiyi veya olguyu sponsor yapmıyorlar kendilerine .. Amaçları hiçbir güdüme girmeden yapmak yapacaklarını.. Tabi bu arada öğretmen kıyımı inanılmaz boyutlara ulaşıyor.. Kanunlar çerçevesinde çeşitli makamlara başvuruluyor.YOK ! Uzlaşma aranıyor. YOK ! Dönemin başbakanına ulaşmaya çalışıyorlar.. YOK ! Ne yapalım ne edelim diyerek Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın kapısı çalınıyor .. Hangi Cevdet Sunay mı? Fakir Baykurt'un "Söküp alın bu Amerika'yı Türk milletinin bağrından , çok merak ediyoruz binlerce kilometrelik denizleri , karaları aşıp okullarımıza kadar giren Amerika bizden ne istiyor? Neden körpe çocuklarımızın beslenmesine kadar el atıyor ?" demesi üzerine şunları söyleyebilen Cevdet Sunay :

    "Amerika dostumuz ve müttefikimizdir.Ne istiyorsunuz Amerika'dan ? Amerika komonizmin dibinde bir ülke olduğumuzu biliyor.Kalkınma yönünden çok sorunumuz olduğunu biliyor."

    Nasıl ? Süper di mi ?!?!? Öğretmenler bakıyorlar ki devletin başı da o güdümün içinde , sine-i millet diyip halkı arkalarına alarak yapacaklarını yapma kararı alıyorlar .. Fakir Baykurt' u biliyordum ama bu kadarını bilmiyordum !!! Ne efsane bir adammışsın sen be kardeşim .. Hele o dönemki köylülerimiz ... O dönemki halk !! Okurken kalakaldım .. Kaç kez geri dönüp okudum sayfaları bilemiyorum ..O yoklukta sınırlı sendika geliriyle Türkiye'yi köy köy gezmek.. Bakın köy köy diyorum !! Yolu suyu elektriği olmayan o köyleri kimi zaman yıkıntı bir minibüsle , kimi zaman eşek sırtında gezen bu adama ne denir bilmem!! O soğukta Fakir Baykurt' un civara geldiğini haber alıp , gece yarısı yol üstünde nöbet tutan köylüler !! Ben yazarken , şu an dahi inanamıyorum !! Anlatılır gibi değil .. O misafirperverlik , o insanlık bu satırlara aktarılmaz .. Köylülerle yapılan sohbetlerdeki o diyalogları keşke uzun olmasa da buraya aktarabilsem .. O cahil bırakılan , cahil sanılan köylülerin sorduklarını bir okuyabilseniz keşke .. Pek tabii bu misafirperverlik her yerde aynı değil .. Kayseri'de yapılacak büyük kongre öncesinde "bir takım eller" tarafından CAMİ duvarı dibinde patlatılan bombalarla halkı öğretmenlere karşı kışkırtan o güçleri de okumak lazım ..Madımak'tan öncesi de var diyeyim siz anlayın .. Bir sinemada toplanmış öğretmenleri YAKMAYA YELTENENLER SİZCE KİM OLABİLİR ?!?!? Haydi bir ipucu vereyim MADIMAK diyerek !! Buldun mu ? Tamam öyleyse!!! =)) Devam edelim ...

    Velhasıl kelam .. Bilindik son .. Bizim Sülüman'ın uyguladığı politikalarla ayrıştırılan halk ..Sürekli tırmanarak - "tırmandırılarak" sürüp giden sokak çatışmaları ve ardından gelen darbe.. Sendikanın kapatılışı ..Fakir Baykurt 'un cezaevine girişi .. Şunları gece yarılarına kadar dilinde tüy bitesiye köylüye anlatan , köylüye yol gösteren Fakir Baykurt 'u yaşatırlar mı ?

    "Şu iş kayıt zamanı, gelmesem gerçekten gücenecek miydiniz? ikindiye doğru bir yağmur gelirse görürsünüz gününüzü! O
    zaman da Demirel'e araba yollayın, gelsin kışı nasıl geçireceğinizi anlatsın. Ama bilmiyorum gelir mi? Siz gene de çağırın.Bana Demirel'den ne istediğimi sordunuz? Bizim işimiz onunla değil, ONUN YÖNETTİĞİ DÜZENLE. Gerçekte bu sizin işiniz. Bir bizim derdimiz olsa kolay. Bizim kendi çocuklarımız okuyor. Asıl sorun SİZİN ÇOCUKLARINIZ. Okulların durumu kötü. Eğitim öğretim diye yaptığımızı yapmasak daha iyi. Bu işin planlamasına, programının yapılmasına, hem de yönetimine bizi karıştırmıyorlar. Şuradan anlayın, kaç yıl oldu bu Demokratlar, ondan sonra onların yerine kurulan partiler yönetime geleli; BİR TEK ÖĞRETMEN BAKAN GELMEDİ eğitimin başına. Geldi mi, adını biliyor musunuz? Bir tek Orhan Dengiz'in coğrafya öğretmeni olduğu söylendi, o da parti yöneticisiydi. Eğitimi öğretimi, öğretmen döverek, sürerek, yakarak yalnızca kendileri yönetiyor. Uzundur bu konu. Niçin böyle yapıyorlar? Biraz kafa yorarsanız yanıtı kendiniz bulabilirsiniz. SÖMÜRÜNÜN RAHAT SÜRMESİ İÇİN. Ço-
    cukları uyu uyu yat uyu diye okutacağız, halk sürekli
    ne oluyor diye bakmayacak; ağa soymuş, tüccar vurmuş, Amerika gelmiş, aldırmayacak.

    KUZU GİBİ OLUN DİYORLAR
    BÜYÜYÜP ORTAYA ÇIKINCA
    KOYUN GİBİ GÜTMEK İÇİN "

    Biliyorum baya uzun oldu ama kitabın Mamak Askeri Cezaevine girişten sonraki kısmı cidden rekor.. Hani her açıdan rekor!! Anayasal düzeni ilga etmeye yeltenerek anarşi uygulamaya yeltenen(?!?!?) isimlerden bir kaç örnek vereyim kısaca ..
    Devrim gazetesi tayfası ve SAKINCALI PİYADE Uğur Mumcu , SBF Dekanı Mümtaz Soysal , Sevgi Soysal, Deniz Gezmiş ve arkadaşları , Prof. Bahri Savcı, Prof. Muammer Aksoy ,Doç. Dr. Burhan Cahit Ünal , Trt' den Emin Galip Sandalcı , İşçi Partisinden Adil Özkol , gazeteci İlhami Soysal ve tonla isim .. Suçları çok büyük =))

    Karşı cenahta kimler var ?

    Forvette Baki Tuğ !!! Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını ipe götüren kararı verdikten sonra şunları söyleyebilen Baki Tuğ !!

    "Duruşmada birazcık uslu dursalardı idam edilmezlerdi."

    STOPER Nihat Erim !!! "Bazen demokrasilerin üzerine şal örtmek gerekir."diyen Nihat Erim !!!

    Uzuuuun ama çok uzun lafın kısası .. İNSAN ölür eseri , EŞEK ölür semeri kalır derler ya .. O tanım pek az kitaba böylesine yakışabilir .. Bize bu "ESERİ" bırakan Fakir BAYKURT' a selam olsun bir kez daha .. Yine bir parça bırakayım hem ona hem de ON BEŞLİKLERE .. Şimdilerde cezaevindeler çünkü ..

    MAPUSANELER içinde demirden direk
    Kimimiz ON BEŞLİK , kimimiz KÜREK...

    https://www.youtube.com/watch?v=t-3G6w-g9Wk
  • Biz harb çocuklarıyız. Bunalımların anaforundan geliyoruz. Yüksek gerilimler yaşadık. Dünyanın, ülkemizin, kendi kendimizin devrimlerini, değişimlerini gördük. Bu sancılar ve çarpıntılar sonunda şiirimiz de bazı bir yumruk kadar sert ve haşin, bazı bir tokat gibi çatlayıcı, bazı da yoksul bir yürek gibi içli ve mahzun oldu. Fakat daima şu çizgiyi tutmasını bilerek: Yurd ve dünya için barış, bütün insanlar için hürriyet ve mutluluk! Evet, bunlar iki bin yıllık özlemler. Evet, bunlar için yüzyıllar boyunca çok şair eskidi ve ufalandı. Belki biz de eskidik ve ufalandık. Ama bunlar için. Az şey mi!
  • 376 syf.
    Son kitapta Titanların efendisi Kronos’un geriye dönmek üzere olduğunu gördük. Luke komutasındaki canavar ordusunun gücünü doruğa ulaştırdıktan sonra, gözünü Kronos’un uyanışına dikmişti. Sonrasındaysa tüm tanrılardan ve Melez Kampı’ndan intikam alınacaktı. Kısacası dünyanın sonuna bir uyanış kalmıştı.

    Ve bunun önünde durabilecek tek güçse, melezlerdi.

    Melez Kampı sihirli sınırlarına rağmen artık yeterince güvenli değildir. Luke’un ordusunun karşısında durmak sihirli sınırlarla bile yeterince zordur. Bir de kampın ortasında keşfedilen labirent girişi işleri iyice bozacaktır.

    Dedikten sonra bir virgül koyarak size bu labirentten biraz bahsetmek istiyorum. Bahsedilen labirent elbette ki Daedalus’un efsanevi labirenti. Hani şu içerisinde Kral Minos, Adiarana’nın ipi ve minotor gibi öğelerin bulunduğu efsane… Rick Riordan, efsaneleri inanılmaz bir ustalıkta kullanmaya devam ediyor! Bunu sanırım serinin önceki kitaplarından öğrenmiştiniz. Labirente dönersek, Olimpos’un bile Empire State Binası’nın altı yüzüncü katında olduğunu düşünerek labirentin yerinin uçukluğu hakkında bir fikir yürütebilirsiniz belki? Denemeyin bile… Çünkü labirent bütün kıtanın altına yayılmış durumda! Daedalus’un muhteşem mimarisinin ürünü olan bu yapı, en az mimarı kadar canlı çünkü! Aynı zamanda sürekli büyümeye de devam etmekte. Bu durumda labirentin birçok girişi bulunmakta.



    Ve bu girişlerden her biri, tesadüf eseri(!) Melez Kampı’nın ortasına açılıveriyor olabilir! Luke’un yeni planı: kampın sihirli sınırlarıyla uğraşmak yerine, canavarlarını labirent aracılığıyla kampın ortasına sokmaktır.

    Sonunda kahramanlarımız Percy, Annabeth, Kıvırcık ve Tyson labirente girerek Daedalus’u; Luke’dan önce bulup onu kendi taraflarına çekmeye karar verirler. Çünkü Luke ona ulaşırsa, labirentte kaybolmadan yolunu bulabilecek ve ordularıyla Melez Kampı’nı talan edebilecektir.

    Ancak elbette ki Percy’nin tek derdi, sadece insanı delirten bu labirent değildir. Hades’in oğlu, ablasının ölümünün intikamını almak üzere Percy’nin peşine düşmüştür. Kıvırcık ise bambaşka bir sorunla yüzleşmektedir: Pan!

    Heyet Kıvırcık’a son bir şans daha vermiştir. Ancak bu kısa süre içerisinde Pan’ı bulamazsa, arama ehliyeti elinden alınacaktır. Genç satirimiz yıllar boyu Pan’ı aramadığı tek yer olan labirente girerken; aslında kendisiyle de yüzleşmek zorundadır.

    Labirentin ölüm dolu tuzakları, son derece yanlış yerlere açılan kapıları, kayıp tanrı, alınmamış bir intikam, yükselen Kronos ve umutsuzluk içerisindeki Olimpos…

    Tanrıların ve dünyanın kaderi bir avuç gencin elindeyken; sınanan o kadar çok şey vardır ki… Bu bakımdan “Labirent Savaşı” serinin en olgun kitabı. İlk kitaplardaki mizahi anlatım kendisini korurken, işlerin ciddiye binmesiyle de ciddileşmeyi başarabilmiş, şaşırtıcı, komik, hüzünlü; kısacası göründüğünden çok daha fazlasını barındıran bir kitap.