Abim pek tutumlu değildi, ama ben çok tutumluydum. Kalemim minicik kalıncaya dek kullanırdım. Kalem ufalınca onu bir kargının ucuna geçirir uzatırdım. Eh öyle de on, on beş gün idare ederdik yeni kalem almadan.
Bir gün nasıl oldu bilinmez, sınıfta Aysel'in değerli cicili bicili kalemi yitmişti. Olur a kimbilir nerede düşürmüştür hoplarken zıplarken... Kalem arandı tarandı bulunamadı ama tüm gözler bende, çalsa çalsa kaleminin ucuna kargı geçiren çocuk çalmıştır... teneffüste çocuklar biriktiler başıma.
"Kalemi sen almışsındır mutlaka" dediler. "Hayır" dedim "Ben almadım. Almadım ben."
"Sen aldın sen!"
"Hayır almadım. Almam kimsenin malını."
"Ama kaleminin ucunda kargı var."
"Vallaha billaha ben almadım." Ağlamaya başladım.
"Aldın ondan ağlıyorsun."
"Hayır" dedim "hayır..."
"Sen aldın sen, söyleyeceğiz öğretmene."
O anda gözümün önünden kalemler uçuştu, renkli renkli uzun kısa kalemler...
Koştular gittiler Leman öğretmene. Biraz sonra sanki okulu kundaklamışım gibi bir yığın çocuk kolumdan bacağımdan tutarak karga tulumda sınıfa öğretmenin huzuruna çıkardılar. Durmadan ağlıyordum.
Öğretmen "Siz çıkın." Dedi çocuklara. Çıktılar ama bu kez pencereye yığıldılar, bekliyorlar öğretmen beni tokatlasın tekmelesin diye. Ama öyle olmadı.
Öğretmenim "bak yavrum" dedi "aldınsa bir yere koyduysan getir ver hiçbir şey demeyeceğim."
Hıçkırıktan yanıt veremedim.
"Aldın mı?" Diye yineledi. Başımı hayır anlamında salladım.
"Peki niçin arkadaşların senden kuşkulanıyor?"
Cebimden ucu kargılı kalemimi çıkardım ama "bunun için" diyemedim.
"Koy onu cebine, hadi git" dedi.
Yıkılmış halde çıktım oradan. Çok kafamdan geçti girme bu sınıfa bu okula diye ama anamın sözü geldi aklıma.
"İnsan anca okursa büyük adam olur."
Ders boyunca hıçkırdım durdum arka sırada. Öğretmenim iki kez saçımı okşadı