Merhaba. Öncelikle bu bir inceleme değildir. Çünkü ne bu kitabı ne de başka kitapları inceleyecek yetkinliği kendimde görmüyorum. Yalnızca unutmamak için kaleme dökülen düşünceler dizisi... Böyle demek daha sağlıklı. Dolayısıyla spoiler -keşke şu kelimeye Türkçe karşılık bulunsa- olabilir.
Açıkçası anlatmak için hangi cümlenin elinden tutup ne sıraya dizsem bilemiyorum. Bir cam gibi dağılıyor zihnimin içindeki sözcükler. Her biri girift bir hâlde, çok sesli bir koro şeklinde haykırıyorlar. Aslında bu kitabı çok önceden okumaya çalışmıştım. Tabii hiçbir şey anlamayınca bırakmıştım. Sonra defalarca denedim, hakkını veremediğimi düşündüm. Oğuz Atay’ın diğer kitaplarıyla tanış oldum. Şimdiyse… Tam anlamıyla bitti. Yedinci sınıfta başlayan Tutunamayanlar maceram, on birinci sınıfta tamamlanmış oldu... Çok tuhaf hissediyorum.
Söylenmesi elzem olan ilk şey: Tutunamayanlar, internette atfedilen sahte alıntılardaki gibi cıvık ve yapmacık bir aşk romanı DEĞİLDİR. Bunun altını ÖNEMLE çiziyorum. Misal: ‘’Elimde değil Olric. Ne efendimiz? Elleri Olric, elleri…’’ gibi yaygınlaşan söz ve benzerleri bulunmuyor. Dolayısıyla sıradan aşk kitapları arıyorsanız, küçük-burjuva değerlerine kıyasıya bağlıysanız ve kendinizi hesaba çekmeyen hissiz bir robotsanız bu kitabı okumayın. Zira, Selim’in intiharına sebep olan da sizin gibilerdi. Kitapta da sizin sahte dünyanız yeriliyor. Kusura bakmayın, biraz öfke kusar gibi oldum fakat okuduğum bir yorum sonucu ön bilgi verme gerekliliği hissettim.
''... bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. Sizlere hizmetten şeref duyan yayınevimiz iftiharla sunar: Tutunamayanlar.'' (s.559)
Kitabın temel konusuna kısaca: Turgut Özben’in, intihar