AKIL SAĞLIĞINI KAYBET
8/10
·78 syf.·
2026 28. kitabı
Dikkat! Bu öykü, feminist eleştirmenler tarafından 19. yüzyıl tıp mesleğinin erkek egemenliğinin kınanması olarak yorumlanmıştır. Şimdi ne alaka feminizme bağladı diye düşünebilirsiniz ama kitabı okuyan bir kadının (ki bu kadının Hysteria sorunları olmuş ise) kesinlikle hüngür hüngür ağlayıp "Seni çok iyi anlıyorum" diyeceği bir kitaptır. Peki ilk sözlerim neden böyle? Şöyle ki hikayeyi az anlatırsam kitabın yazarı Charlotte Perkins Gilman kendi başına gelen bir durumu hikayeleştirek anlatmıştır. Hikaye, genç bir kadın ve kocasını anlatıyor arada kocasının kız kardeşinden de bahsediyor. Kadın, bebeklerinin doğumundan sonra "geçici sinirsel bunalıma" girdiğinde kocası ona bir dinlenme tedavisi uyguluyor. Gerçekte ise kadının doktoru ona diyor ki "git evde yat dinlen yazma gibi şeyler ile uğraşma kadın." diyor. Neyse hikayeye dönelim. Anlatıcının büyük ölçüde üst kattaki bir çocuk odasına hapsedildiği bir sömürge malikanesinde geçiriyorlar. Hikaye, fiziksel ve zihinsel durumu nedeniyle kocasının onu ne ölçüde "hapsettiğini" yavaş yavaş ortaya çıkarmak için güvenilmez bir anlatıcıdan çarpıcı bir şekilde yararlanıyor. Kadın kocasına ne kadar anlatsa da, "Kendini boşuna yorma, yazma etme kafanı köy yat dinlen," denilerek başından savıldğını düşünüyor. Oda da iç karartıcı. Yırtık duvar kağıdı, parmaklıklı pencereler, duvarlardaki metal halkalar, "çizilmiş, oyulmuş ve parçalanmış" bir zemin, yere vidalanmış bir yatak ve merdivenlerin başında bir kapıdan bahsediyor, ancak tüm bunları orada yaşamış olması gereken çocuklara bağlıyor. İşin özü duvar kağıdı sarı renk ve üzerinde lekeler var. Kadın sanrılar görmeye başlıyor. Çeşitli şeyler hayal ediyor. Öyle bir durum oluyor ki artık onun için bir eğlence oluyor. Neyse öyle bir duruma geliyor ki kadın odanın kapısını kilitleyip
İnceleme
Sarı Duvar KağıdıCharlotte Perkins Gilman · Kapra Yayıncılık · 20212,789 okunma
Sevginizi ve paranızı boşa harcamayın
3/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2024 00:00
( !BURDA ASLA HİÇBİR OKURA LAF ATILMAMIŞTIR SADECE ÖZNEL DÜŞÜNCELERİM BULUNMAKTADIR!). Öncelikle bu kitabı asla kimseye önermiyorum sosyal medyada çok övüldü fakat boşuna övmüşler. Gökçen kesinlikle çok itici ve pickmi bir karakterdi dokunsan ağlıyorlar okey belki babası şehit olmuş olabilir fakat kimse babası şehit olduğu için Gökçene güçlü dememeli ona bakılırsa Aynükenin ne babası nede annesi var kız hala ayaklarının üstünde duruyor. Şu olaya çok sinir oldum Murathanın korumacı biri olmadığını herkes kabulensin kanıtım var MADEM ÇOK SEVİYORSUN OZAMAN SEVDİĞİN KADINI GİT KENDİN KORU AYBÜKEYE BÖYLE BİR GÖREV VERMEN ÇOK SAÇMA. Aybüke kesinlikle favori karakterimdi fakat onun aşiret düğünde (yeri yanlış hatırlıyor olabilirim) dibine bomba atılması göğüsünden vurulması ve karın boşluğundan bıçaklanmasına ramen HALA MURATHAN DENEN DECCALE “ÖZÜR DİLERİM KOMUTANIM KORUYAMADIM” DEMESİ SAÇIMI BAŞIMI YOLMAMA SEPEP OLDU. KIZIM SEN MALMISIN KAN KUSATKEN HALA GÖKÇENİ DÜŞÜNÜYORSUN?!?!? ben olasam komutanın momtanım demem bir çakardım LAN ŞERO SENİN SEVDİĞİN KADIN İÇİN BURDA ÖLÜYORUM FARKINDASIN DEMİ???? Derdim fakat Murathanın Aybüke onun onun kucağında kan kusarken hala Aybükeye iyi olucaksın yorma kendini DİYİP ORDA AYNÜKEYİ YERE BIRAKIP GÖKÇENİ ARAMASINDA KAFAYI YEDİM LAN ORDA BENİM CANIM AYBÜME ÖLÜYOR BU ŞAHIS HALA GÖKÇENİM GÖÇENİM DİYOR LAN ORADA SENİN KAÇ YILIK ASER ARKADAŞIN ÖLÜYOR BU HALA GÖKÇEN NEREDE GÖKÇEN NEREDE YETER BAŞLARIM ŞİMDİ SENİN GÖKÇENİNE!!!! Tamam sakinim, neyse Aybüke bir şekil hastaneye yetişiyor kıyamam benim gariban Sülüm Aybükenin elini ilk defa orda tutuyor… O sırada Murathan beyimiz yağmur mu ne yağıyor muş kar mı ne yağıyor muş o yüzden gidiyor ağlıyor Gökçen üşür diye SABIRRRRR okey madem canın Gökçenin üşür OZAMAN GİT KENDİN KORU AYBÜKENİN NE
Gökçen 2Loresima · Ephesus Yayınları · 20245,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnceleme değil, sadece düşünceler...
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2021 07:23
Merhaba. Öncelikle bu bir inceleme değildir. Çünkü ne bu kitabı ne de başka kitapları inceleyecek yetkinliği kendimde görmüyorum. Yalnızca unutmamak için kaleme dökülen düşünceler dizisi... Böyle demek daha sağlıklı. Dolayısıyla spoiler -keşke şu kelimeye Türkçe karşılık bulunsa- olabilir. Açıkçası anlatmak için hangi cümlenin elinden tutup ne sıraya dizsem bilemiyorum. Bir cam gibi dağılıyor zihnimin içindeki sözcükler. Her biri girift bir hâlde, çok sesli bir koro şeklinde haykırıyorlar. Aslında bu kitabı çok önceden okumaya çalışmıştım. Tabii hiçbir şey anlamayınca bırakmıştım. Sonra defalarca denedim, hakkını veremediğimi düşündüm. Oğuz Atay’ın diğer kitaplarıyla tanış oldum. Şimdiyse… Tam anlamıyla bitti. Yedinci sınıfta başlayan Tutunamayanlar maceram, on birinci sınıfta tamamlanmış oldu... Çok tuhaf hissediyorum. Söylenmesi elzem olan ilk şey: Tutunamayanlar, internette atfedilen sahte alıntılardaki gibi cıvık ve yapmacık bir aşk romanı DEĞİLDİR. Bunun altını ÖNEMLE çiziyorum. Misal: ‘’Elimde değil Olric. Ne efendimiz? Elleri Olric, elleri…’’ gibi yaygınlaşan söz ve benzerleri bulunmuyor. Dolayısıyla sıradan aşk kitapları arıyorsanız, küçük-burjuva değerlerine kıyasıya bağlıysanız ve kendinizi hesaba çekmeyen hissiz bir robotsanız bu kitabı okumayın. Zira, Selim’in intiharına sebep olan da sizin gibilerdi. Kitapta da sizin sahte dünyanız yeriliyor. Kusura bakmayın, biraz öfke kusar gibi oldum fakat okuduğum bir yorum sonucu ön bilgi verme gerekliliği hissettim. ''... bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. Sizlere hizmetten şeref duyan yayınevimiz iftiharla sunar: Tutunamayanlar.'' (s.559) Kitabın temel konusuna kısaca: Turgut Özben’in, intihar
Edebiyat
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2019 79. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2019 10:28
"Kitapları yakmaktan daha büyük bir suç varsa, o da onları okumamaktır." i.hizliresim.com/r77doo3.jpg Amerika'da ilk kez 1953’te yayımlanan ve hızla bütün dünyada ün kazanan Fahrenheit 451 devlet sansürünün, totaliter rejimlerin dehşetini anlatan temel yapıtlardan biri sayılmasına rağmen, Ray Bradbury, romanı hakkında şöyle der: "Romanım hep yanlış ya da eksik yorumlandı. Fahrenheit 451, sansür ve de otoriter devleti eleştirmenin ötesinde, aslında televizyonun okumaya, özellikle de edebiyata ilgiyi nasıl yok ettiğini anlatıyordu." Nitekim, Neil Gaiman‘ın sunuş yazısında belirttiği üzere , “Fahrenheit 451, spekülatif kurgudur. ‘Bu böyle sürerse…’ öyküsüdür. (Bu böyle sürerse; yani dünyanın her yerinde görüntünün tahakkümü altında, zihin kontrolü vasıtasıyla ve subliminal mesaj bombardımanlarıyla insanlar kitapları terketmek hatta onları yok etmek suretiyle git gide daha da eblehleşerek, yozlaşacak olursa vs.) Ray Bradbury bizim geçmişimiz olan şimdiki zamanı hakkında yazıyordu. Bizi bir şeyler konusunda uyarıyordu; bunların bazıları barizdir, bazılarınıysa aradan yarım yüzyıl geçtikten sonra görmek daha zor. 1950’lerde şu espri yapılıyordu: ‘Eskiden kimin evde olduğunu ışıklarının açık olmasından anlayabilirdiniz; şimdiyse ışıklarının kapalı olmasından anlaşılıyor.’ (O zamanlar televizyonlar küçüktü, siyah beyazdı ve net bir görüntü elde etmek için ışıkları kapamak gerekiyordu.) Ray Bradbury ‘Bu böyle sürerse… artık kimse kitap okumayacak diye düşündü ve “Gelecekte kitapların yakılmasıyla ilgili bir roman yazmak için kütüphaneden daha iyi bir yer olur mu?” diyerek UCLA kütüphanesinin bodrumunda
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma