Bakışlar iyice bulanıklaştığında gitmek gerek; başka coğrafyalara, başka sokaklara, gökyüzünün henüz aydınlık vermeye devam ettiği yerlere. Kraliçenin Pireleri
Özdemir Asaf Gitmek gerek bazen, Unutmak için değil, Hatırlamak için.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İmkânsızlıkları yaşamak mıdır sevmek, Yoksa severken imkânsız mıdır yaşayabilmek? Zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek, Yoksa sevgi midir gözlerindeki tek gerçek? Kolay mıdır bir anda vazgeçip gitmek, Yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi gerek? Ben cevap veremedim, Sen?
Şiir
Şems
“Sevmek” dedim. “Yoluna ölmek” dedi. / “Yol” dedim. “Alip basini gitmek” dedi. “Gitmek” dedim. Bir “Ahh” çekip, “Dostlardan ayrilmak” dedi.“Dost” dedim. Durdu. Bana bakti. “Dost” diye mirildandi. “Yüregime nasil koysam bilemedigim” dedi. “Yürek” dedim. “Dünyalari içine sigdiramadigim” dedi. / “Dünya” dedim. “Hayatin bir yüzü” dedi. “Yüz” dedim. “Ardinda ne gizli bilemedigim” dedi. / “Giz” dedim. “Hep çözmeye çalistigim” dedi. “Çalismak” dedim. “Bitmeyecek öykü” dedi. / “Öykü” dedim. “Binlercesini içimde gizliyorum” dedi. “Gizlemek” dedim. “Iste, her seyin bitimi” dedi. / “Sey” dedim. “Sevda” dedi. “Sevda” dedim. “Pesinden kostugum” dedi. / “Kosmak” dedim. “Hayat, bir maraton” dedi. “Hayat” dedim. “Öyle kisa ki!” dedi. / “Niçin kisa?” dedim “Yasanacak çok sey var, zaman yok” dedi. “Yasanmasi gereken ne var? ” dedim “Ask” dedi. / “Kaç kere?” dedim. “Bin kere” dedi, “Milyon kere” “Neden bir kere degil?” dedim “Tüm asklarin toplami, en yüce ve tek ask” dedi. “Önce ona varsan olmaz mi?” dedim. “Keske olsa” dedi, “Ama önce yogrulmak gerek” “Aci çekmek mi?” dedim. “Evet, ask acisinda yok olmak” dedi. “Yok olunca!” dedim. “Iste gerçek askta o zaman yasamaya baslarsin” dedi. “Gerçek ask!” dedim. “Büyük o!” dedi. Durdum. Durdum. Ve sustum! “Neden sustun?” dedi. “Yüregim titredi sanki” dedim. / “Neden?” dedi. “Bilmiyorum” dedim. “Büyük O!” “Evet” dedi, “Büyük O!” “Nerede?” dedim. “Her yerde” dedi. / “Nasil?” dedim. “Yüregini aç” dedi. “Yüregimi açmak!” dedim. “Bir tebessümle bak her seye” dedi. / “Tebessüm” dedim. “Her kapinin anahtari” dedi. “Kapi” dedim. “Girmeden bilemezsin” dedi. / “Ya korku!” dedim. “Bilinmeyenden korkar insan” dedi. “Ben bilmiyorum” dedim. “Neyi?” dedi. / “Ben”i” dedim. “Sen kimsin?” dedi.
Alıntı
Ona değil bana yapın diyecek kadar sevdiniz mi?
“21 Şubat 1997’de toplu halde gözaltına alınan 25 kişiden biriydim. 14 gün boyunca çok yoğun baskı ve işkence gördük. Askı, elektrik, haya burma, sürekli kaba dayak. 6. Günün sonunda hücrelere çıkarıldığımızda sakatlanmıştık. Eğitim-Sen üyesi bir arkadaşın kaburgaları kırılmıştı, ben kısmî felç geçirmiştim. Sülayman’ın elleri tutmuyordu. Karısına küfrettiler, O da tepki gösterdi. Doğal bir tepkiydi ama yanlış yerde…. Kaburgalarını kırdılar. Cinsel taciz sürekli devam ediyordu. Kesintisiz, herkesin önünde…. 43 yaşında bir arkadaşımız ancak ölüm orucuyla kurtuldu tacizden. Askının acısına dayanıyorsun ama söz gelimi, tuvalete gitmek daha korkunç. Günde dört hakkımız vardı. Her seferinde kollarımın tutmadığını, pantolonumu indiremeyeceğimi söylüyordum. Beni dinlemiyordu. Askıdayken parmakla taciz etti. Artık şerefsiz oldun dedi. Çırılçıplak soyup üzerine abandılar. Bir cezaevine giderken -sakatlar kervanı- diye şaka yaptılar. Birbirimizi sırtlamış, yaslanmış…. . . Aradan 2 yıl geçti, ağrılarım sürüyor. -Mutlu olman gerek- dedi doktor bana, -olamıyorsan mutluluk taklidi yap!!!- Sırp karakollarındaki işkence aletlerinin fotoğrafları yayımlandı. Ya bizdekiler? Aletleri görmeseniz de izlerini de mi görmüyorsunuz? Bir Delinin Güncesi pp:103-104
İnsan ve Hayat
ALAMET 1-MISIR TARLALARI Varlığıyla boşluğu dolduramıyordu. Derin bir uğultu vardı kulaklarında. Sanki rüzgar ağaçların arasından geçerken onlarla kavga ediyor “Hızımı kesmeyin” Diyordu. Karanlık bir boşluktaydı. Düzenli ve sürekli bir şekilde kafasını bir yere çarpıyordu. Tak, tak, tak... Bazen üç dört saniye arayla, bazen de saniye de bir çarpıyordu. Ne önünü görüyordu ne de arkasını? Sadece boşluk. Boşluk bıçak sırtı gibi yarılıp parlamaya başladı. Parlak ışık gözlerine çarptığında koluyla gözlerini kapatmak zorunda kaldı. Taaak, taak, taaaaak... Uğultulu seslere bebek sesi de eşlik etmeye başladı. Kafasını çarpmaya devam ediyordu? Eliyle etrafını yokladığında kafasını çarpacak veya kafasına çarpacak hiçbir şey yoktu. Tak tak tak... Önünde karanlığı yaran ışık bir kapı şeklini aldı. Parlak ışığın dayanılmaz bir çekim gücü vardı. Bir çocuğun pamuk şekere hayır diyemediği gibi ışığa doğru adımlarını attı. Gitmesini istemeyen eller, sırtından tutmaya çalışıyordu. Sivri tırnaklı, etleri dökülen çürük kollardan uzanan parmaklar, omuzundan tutup onu karanlığa doğru çektiler. Onlarla kafasının içinde savaşıyordu. Gözleri parlak ışıkta, adımları o yöne doğru gitmek istiyor ama eller bırakmıyor. Bakmasa da elleri ve etlerinin yarısı dökülmüş kolları görebiliyor. Korkmuyor mu? Korkudan yüreği ağzından çıkacakmış gibi atıyor. Yedi yaşında olmasına rağmen korkusunu yenip onlarla nasıl mücadele etmesi gerektiğini biliyor. Düşünce her şeyden daha güçlüdür. Onları alt ettiğini ve karanlığa hapsolmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Tüm gücünü bir noktaya, ışığa veriyor. Işık hızla genişlemeye başlıyor. Karanlıktan kötü kokular ve çığlık sesleri yankılanıyor. Parlak ışık karanlığı ve içindekileri hızla boğuyor ve yok ediyor. Kara boşluk kayboldu ve boyunu geçen, kurumuş