Orhan Kemal’in “ağlayarak yazdım” dediği kitabı, siz sinir krizi geçirerek okuyorsunuz. Hatta çoğu zaman ağladığım yerler, aslında sinirden kaynaklanıyordu. Kitapta hiç mi iyi karakter olmaz, herkes mi iki yüzlü olur? Ana karakter Nazan’ın yaşadıkları, toplumda kadına “yollu” demenin ne kadar kolay olduğunu, hatta erkeklerin başka kadınlara gitmesinin erkeğin “elinin kiri” olarak görülmesinin, hatta erkektir nefes almaya ihtiyacı var denilmesi… Bu, gerçekten sinir bozucu bir durum.
Bir anne, oğlunun yuvasında huzur ve mutluluk ister. O yuvayı yıkmak, mutlu giden ilişkileri kıskanıp manipülasyon yapmak, psikolojik baskılar uygulamak, kesinlikle doğru bir şey değil. Kaynana adı verilen, gözde annelerimiz gelin aldıkları kişiyi eve gelen bir hizmetçi değil, yeni bir evlat, yeni bir kız çocuğu olarak görmeli.
Kitap Konusu
Kitap, çok akıcı ve duru bir dille yazılmış, adeta bir Yeşilçam dizisi gibi. Gerek olaylar, gerekse betimlemeler, aslında hepimizin gördüğü, izlediği hatta bazılarımızın yaşadığı olaylar. Orhan Kemal, toplumsal konuları işleyen bir yazar olarak, bu kitapta da aile içindeki toplumsal baskıların yansımasını anlatmaktadır. Ana karakterler Mazhar, Nazan ve Hacer Hanım etrafında dönen olaylar, hikayenin diğer karakterleriyle bütünleşiyor.
Gelini Nazan’ı ve oğlu Mazhar’ı kıskanan kaynana Hacer Hanım, evlatlarının evliliklerini bitirmek için her yola başvurur. Mazhar’ın, Nazan’a aldığı bir yüzükten sonra, kaynana daha da sinirlenmiş ve türlü türlü manipülasyonlara girişmiştir. Nazan’ı avukat olan oğluna bir türlü yakıştıramayan kaynana, sonunda amacına ulaşır ve evliliklerini bitirmeyi başarır.
Boşanmış olan Nazan, teyzesinin yanına İstanbul’a gitmek zorunda kalır. Ancak orada başına gelen kötü olaylar sonucunda, Mazhar Bey’in vicdanı hiç susmamıştır.