10/10
·147 syf.··
2025 65. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2025 14:04
Yunanistan'dan Larissa'dan gelen Dimitrios, çok uzun zaman önce mübadele zorunluğuyla Yunanistan'a gitmek zorunda kalan akrabaları için onların yaşadığı yeri Ürgüp'ü gezmeye gider. Oradan onlara bahsedip biraz özlemlerini yatıştırmak ister. Burada Aziz Baba olarak lakaplandirilan ancak daha henüz 26 yaşında olan Aziz ile tanışır ilkin. Aziz onu evine götürür ve bu sayede Mustafa Güzelgöz ile ve onun hikayesiyle tanışır. Mustafa Güzelgöz'ün hikayesi çok kahramanca bir hikayedir. Mustafa Güzelgöz başlarda kaymakam tarafından futbol takımını yönetmesi için görevlendirir. Ancak onun içinde çok farklı bir zevk vardır: insanları okumaya teşvik etmek. İnsanlar kitap okudukça, Mustafa Güzelgöz bundan mutlu olur, ve kütüphaneciliği başlatır. Eşeği ile beraber kitap taşır köylere. Ve böylece adı eşekli kütüphaneci olarak dillere yayılır. Genç, çocuk ve özellikle de kadinlarin okuması için çok uğraşır. Bir tek kütüphaneyle sınırlı kalmaz, bircok alanda yenilikler getirir. Sadece Ürgüp ve çevresi değil, sadece Türkiye'de de değil. Birçok ülke eşekli kütüphaneciden bahseder. Ve dünyanın bir çok yerinde onu merak eden turistler Ürgüp'e akın eder. Ancak bunlar haksızlığa uğramamasını durduramaz. İnsanları bağnazliktan kurtarıp aydınlatmak isterken kendi için yapılan haksızlığa sessiz kalmak zorunda kalıyor. Ve daha sonra Yunanistan'da Larissa ile bir dostluk bağı kurmaya çalışırlar. Fakat bu da istedikleri gibi bir sonuç elde vermez. Türk ve Rumlar ne kadar barıştan kardeşlikten yana olsalar da siyasi çıkarları zedelenen kesimler bunu durdurur. Tabii insanların içindeki kuşkucu yan da vardır. Romanı okurken Mustafa Bey gibinasil fark yaratabilirim diye düşündüm. Aklıma bir şey gelmedi her şeyin var olduğunu, insanların istediği her şeye kolayca ulaştığı geldi aklıma. Ama fark
1000Kitap
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,3bin okunma
10/10
·556 syf.··
2025 40. kitabı
Steinbeck mükemmel bir romancı. Romanın öğelerini öyle güzel bir oran ve zamanlamada sunuyor ki okuduğum diğer tüm romanlardan farklı olarak biri tarafından yazıldığını tamamen unutuyorum. "O anı yaşatıyor" demeyeceğim, "kitabın dünyasına giriyoruz" demek de tam olarak karşılamayacak. Ortaya yeni bir tanık olma biçimi çıkmış ve bu kendi gözünle görmek kadar doğal bir süreç gibi. Bitmeyen Kavga da aynı şekilde düşünmeme neden olmuştu. O yüzden artık kitap özelinde değil, Steinbeck için söyleyebiliyorum. Bir yazarın anlatmak istediği bir şeyin olması şüphesiz pek mühim. Bu şeyi kendisi ne kadar derinden hissediyor, ona ne kadar yürekten inanıyorsa kitap da o kadar güzelleşiyor. Ha evet, bu meseleye kör kütük bağlanıp işin tadını kaçırmak da hiç olmayacak şey değil ama Steinbeck bu uçurumun yanından bile geçmiyor. Birden çoğa, çoktan bire gitmenin türüdür roman. Gazap Üzümleri de bunun hakkını veriyor. İnsanlık tarihi kadar eski meseleler üzerinde dönüp duruyor. İki insan yan yana gelirse kendiliğinden ortaya çıkacak bir konu işlediği: hak. Fakat meseleyi o kadar yapıtaşlarına bölmeye gerek yok. Kitapta anlatıldığı hali dahi tekrar edip duruyor insanlık tarihinde. Birileri yüzünden göç etmek zorunda kalmak. Fakirlik ama ölesiye... Ortadan kaldırılabilecekken sürüp giden fakirlik... Uzağa gitmeye gerek yok. Ülkeye gelen Suriyelilerin kaçak ve daha düşük ücrete çalışmaları... Hem bu sefer başka bir ülkeye göçülmüş. Dil farklı, her şey daha çetrefilli. Ölçekler farklı olabilir ama iş için, karnını doyurmak için zorla gitmek hep var. Murat var köyde. Benden 6 yaş büyük. İki çocuğu var. Yaz boyu akşamüstü voleybol oynadık, düğünlerde eğlendik. Geçen gün gördüm. Gidiyoruz yarın dedi. Antalya'ya gidecek, serada çalışacak. Kirada mısınız diye sordum, işçi evlerinde kalıyoruz
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Reklam
Bir şey olmaz demiştim, travmayla bitirdim, ters köşe..
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 67. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2025 22:11
Selam dostlarr, daha önce herhangi bir yerde görmediğim ve kapağı için okuduğum bir kitaptı ama çok sevdim. Fakat şundan da bahsedeyim bu kitabı okurken ve severken kendimi çok suçlu hissettim. Dün aldığımız iki çocuk cinayetine aşırı üzüldüm ve kitaptaki bazı unsurlar sebebiyle suçlu hissettim. Ama güzelleme yapan bir kitap değildi, şiddet de yoktu. Sadece erkek ana karakterin sanrısal bozukluk hastalığı vardı. Bu ve birkaç neden dolayısıyla da kıza yaptığı şey saplantıydı. Ama dediğim gibi güzelleme yok, psikolojik açıdan yazmış yazar zaten. Ve kimsenin durup (pardon bilinçli okurların durup) bundan etkileneceğini de sanmıyorum. Yani düşünürsek kimse etkilenmez ama neysee, konusuna ve fikirlerime geçelimm. Spoiler olabilir. On yedi yaşında Logan isimli bir erkek karakterimiz var. Logan’ın sanrısal “bozukluk hastalığı” var. Ve Sophia ile sevgili. Ama aslında ilişki içerisinde değiller gibi çok fazla. Çünkü herkes Logan’ın Sophia’ya takıntılı olduğunu ve Sophia’nın da bu durumla sadece dalga geçtiğini söylüyorlar. Yaz tatilinde Sophia aşırı doz uyuşturucudan ölüyor ve Logan bunu bir süre atlatamıyor. Sonrasında ise okulda daha önce dikkatini çekmeyen bir kızla karşılaşıyor. Kızımız ise Delilah.. Sophia’ya çok benziyormuş bu kızımız. Logan ise birden, ölen sevgilisini unutup ona benzeyen yeni kıza aşık oluyor. Kızla karşılaşmak için elinden geleni yapıyor falan. Delilah ise annesi ve annesinin iğrenç sevgilisiyle aynı evde yaşıyor. Adam onlara aşırı kötü davranıyor, bir gün adam arabasını tamir ederken Delilah onu yanlışlıkla öldürüyor. Ve bu suç için yakalanmaktan korkuyor, annesinin tepkisinden de korkuyor. Tabiki hiç kimse kızımızdan şüphelenmiyor bile. Bu demde Logan ile olan ilişkileri de iyi gidiyor ve buluşuyorlar. Ikisi de birbirinden etkilenmiş olsa da
SaplantıJesse Q. Sutanto · Sms Yayınları · 202256 okunma
10/10
·400 syf.··
2025 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2025 00:07
Orhan Kemal’in “ağlayarak yazdım” dediği kitabı, siz sinir krizi geçirerek okuyorsunuz. Hatta çoğu zaman ağladığım yerler, aslında sinirden kaynaklanıyordu. Kitapta hiç mi iyi karakter olmaz, herkes mi iki yüzlü olur? Ana karakter Nazan’ın yaşadıkları, toplumda kadına “yollu” demenin ne kadar kolay olduğunu, hatta erkeklerin başka kadınlara gitmesinin erkeğin “elinin kiri” olarak görülmesinin, hatta erkektir nefes almaya ihtiyacı var denilmesi… Bu, gerçekten sinir bozucu bir durum. Bir anne, oğlunun yuvasında huzur ve mutluluk ister. O yuvayı yıkmak, mutlu giden ilişkileri kıskanıp manipülasyon yapmak, psikolojik baskılar uygulamak, kesinlikle doğru bir şey değil. Kaynana adı verilen, gözde annelerimiz gelin aldıkları kişiyi eve gelen bir hizmetçi değil, yeni bir evlat, yeni bir kız çocuğu olarak görmeli. Kitap Konusu Kitap, çok akıcı ve duru bir dille yazılmış, adeta bir Yeşilçam dizisi gibi. Gerek olaylar, gerekse betimlemeler, aslında hepimizin gördüğü, izlediği hatta bazılarımızın yaşadığı olaylar. Orhan Kemal, toplumsal konuları işleyen bir yazar olarak, bu kitapta da aile içindeki toplumsal baskıların yansımasını anlatmaktadır. Ana karakterler Mazhar, Nazan ve Hacer Hanım etrafında dönen olaylar, hikayenin diğer karakterleriyle bütünleşiyor. Gelini Nazan’ı ve oğlu Mazhar’ı kıskanan kaynana Hacer Hanım, evlatlarının evliliklerini bitirmek için her yola başvurur. Mazhar’ın, Nazan’a aldığı bir yüzükten sonra, kaynana daha da sinirlenmiş ve türlü türlü manipülasyonlara girişmiştir. Nazan’ı avukat olan oğluna bir türlü yakıştıramayan kaynana, sonunda amacına ulaşır ve evliliklerini bitirmeyi başarır. Boşanmış olan Nazan, teyzesinin yanına İstanbul’a gitmek zorunda kalır. Ancak orada başına gelen kötü olaylar sonucunda, Mazhar Bey’in vicdanı hiç susmamıştır.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma
Sonunda çıldırdım.
Puan vermedi
Ya kaç zamandır, bana ne, boşver, dedim dedim geçiştirdim ama sonunda bi post tepemin tasını attırmayı başardı. Açıcam ağzımı yumucam gözümü modunu açıyorum artık yeter. Cidden yeter yani, bu kadar bariz ortada olan bir gerçeğin hala görülmeksizin savunulması normal değil, geçiştiremeyeceğim artık. Ben bu seriyi ilk kez lisede, henüz basılmamış bir kuruyken wattpadde yayınlandığı bölümler kadarıyla okumuştum, geçen yıl son kitabı çıkınca da finalde ne oluyomuş diye merak ettim, kaldığım yerden devam edeyim dedim ve yıllar önce wattpadde okuduğum kadarının 2. kitabın ortasına kadar olduğunu tahmi ederek ikinci kitaptan başladım. Allahım yarabbim ergenliğimde nasıl bir rezilliği okuduğumu fark etmem bir yana okudukça kriz geçirdim. Ve nitekim benim sabrımın tasını taşıran post da tam da bu kriz geçirme sebebimle bağlantılıdır, bakın; bahsi geçen postta kurgu için "yok işte bu bi kurban ile katilin psikolojisini okuyucuya aktarma eseriymiş de, içindeki bütün o aşağılamalar, edizin kötü muameleleri ondanmış da öznur bunu bize çok gözel yansıtmış da..." argümanları sunuluyordu. Bakınız efenim, bu seri daha wattpadde amatör teri ile ergen kılları ıslanan bir kurgu iken yazar ve çevresi tarafından defaatle "bir kurban ve katilin cinayeti çözme yolculuğu" olarak tanıtıldı. Öznur mütematiyen 2. kitabı wattpaddeki halinden düzenleyip (ve ekleme yapıp, evet. ciddi farklılıklar katan yeni detaylar var) bastırana kadar kurgunun konseptinin bu olduğunu söylüyordu! Sürekli "yok işte cinayet çözülecek bekleyin falan filan"larla okuyucuyu yıllarca bekletti bu kişi ve sonradan Veyl yayınlandığında üstteki postta iddia edilen mevzu başladı. Bu kurgu SONRADAN psikolojik bir konsepte evrildi SONRADAN. Hatta öyle ki, ben veylin basıldığı yıl meraklanıp ilk kısımlarını okudğumda bu kurgu
Yabancı - VeylÖznur Yıldırım · Pegasus Yayınları · 20175,2bin okunma
Yecüc la Blanc ve Mecüc Tenebris
1/10
·416 syf.··
2025 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2025 10:20
Yılın zortu olarak Quicksilver’ı seçmiştim ama bu kitap da o seviyeye çıktı (hatta epey bir geçti). Ben uzattıkça uzatan biriyimdir, o yüzden uzun ve bol gömmeli bir inceleme olacaktır. Ben de korkuyorum aslında çünkü ÇOK uzun olacak gibi ama hadi bakalım. Klasik uyarımızı da verelim: Spoiler içerir. Baştan sıralamayı da yapalım yoksa ben eminim, konudan konuya atlayıp her şeyi birbirine karıştıracağım. 1- Dünya kurulumu 2- Karakterler 3- Olay örgüsü 4- Mantık hataları, saçmalıklar 5- Kitapta kadınların yeri 6- Yazarın anlatımı, yazım yanlışları ve göremediğimiz editörlük 7- Nevernight: Kuzgunun Gölgesi ile karşılaştırma (EDIT: İncelemeyi bitirmiş Irmak olarak geldim. AŞIRI uzun oldu, şu anda da bunu tekrardan okuyup düzenleyecek sabra sahip değilim. Herhangi bir yerde herhangi bir hata varsa kusura bakmayın ^_____^.) DÜNYA KURULUMU: Kitabın kendine ait bir dünyası var ama yazar bunu önce bir iskelet oluşturup, üzerine düşünüp, yavaş yavaş planlayıp oluşturmaktansa aşure yapar gibi canı ne istediyse atmış içine. Aşurenin içinde nar da fındık da fasulye de bulunur ya; insan arada bir durur, “Bu aşure ne garip yiyecek, nar ve fasulyenin birbiriyle ne alakası var ya?” diye düşünür. Bu dünya hakkında edindiğiniz her bilgide de aynı şeyi düşünüyorsunuz. Ama arada bir fark var: Aşurede bir şekilde uyum yakalanmış, bu dünyada ise öyle bir uyumsuzluk var ki akıllara zarar. Ethernia diye bir krallıkta geçiyor olaylar, bir harita da konulmuş ama tamamen gereksiz. Bir kere bile dönüp bakmama gerek kalmadı. Öyle karışık, çok büyük bir krallık da değil ki. Düzgünce de anlatılmıyor. Ama asıl sorunlar suikastçı akademilerinden bahsedilmesiyle başlıyor. Darkstalkers ve Raven diye iki akademi var, bunlar krallığa çalışıyor. Görevlendiriliyor, hainleri bulup öldürüyorlar. Bu
Raven SuikastçısıSelin Solaris · Martı Yayınları · 2025606 okunma
Reklam
Reklam