“Rüzgardan mamüldür hayat, geçip gider. Geçip gider, lakin fırtınanın dinmesini beklemek değildir yaşamak! Yağmurda dans etmek, kırılan bir bileğin üzerinde sek sek oynayabilmektir. Yani ki, yaşamak ciddi hadisedir.
Başlayan her şey bitmekle kaimdir.
En uzun, en çaresiz geceni düşün, sabah olmadı mı?
Ey Adem, yazgının Sisifos’tan ayrı olduğunu kim söyledi sana?
Hani şu, ömrü boyunca koca bir kayayı dik bir dağın doruğuna yuvarlamaya mahkum edilen bahtsız. Ne zaman doruğa ulaşsa kaya hep elinden kaçar ve Sisifos her şeye yeniden başlamak mecburiyetinde kalır.
Yolu yok; bulup buluşturacak, gerekirse borç harç denkleyecek, umut edeceksin!
Çünkü güneş yalnız umut edebilme kabiliyetine sahip insanların yüzü suyu hürmetine doğar.
Karamsar olma hakkın yok. İyi olacağız! İyi!”
“Her zaman, daha haşarı ve hoyrat görünmeme rağmen, o gün benim, en karışık heyecanlarla sarsıldığım, okşanmak ve anlaşılmak ihtiyacıyla için için eridiğim bir tarihti.”
“Bir dergâh-ı gariptir, bir feryad-ı gariptir, bir firkat-ı gariptir, ki dünyadır bu. […]
Ne bir cennet-i âlâ, ne bir gül-i rânâ, ne yalnızca hülya, karadır dünyadır bu. […]
Ne yalnızların imdadı, ne gariplerin feryadı, ne yetimlerin muradı, yalandır; dünyadır bu. […]
Bir kara goncadır, sayman; derdi oncadır, sanman bidayeti doğuncadır, evveli vardır; dünyadır bu.”