Mustafa Ulusoy, en sevdiğim yerli yazarlardan biri. Okumadığım bir kitabı kaldı, onu da en kısa zamanda okumayı umuyorum. Hayat Apartmanı, kendine özgü kurgusuyla başından sonuna size kendisini hissettirerek okutacak bir kitap. Yaşamla ölümün arasındaki o ince çizgiye, hatta daha tesirli bir ifadeyle söylemek gerekirse, o son nefeslere şahitlik ediyoruz. Üstelik bir insan ve geride bıraktığı birçok hikayesiyle... Kitaptan çok güzel bir kesit bırakıyorum.
"Merve, daha lisenin başlarında yaşamın kısalığını, geçiciliğini idrak etmiş, çalışıp çabalamada bir anlam bulamamıştı. Çalışan da ölüyordu çalışmayan da. Zengin de ölüyordu fakir de. Güzel de ölüyordu çirkin de. Matematikten yüz alan da ölüyordu on alan da. Merve, artık nihilistti. Yalnız nihilistlerin nihilizmle tezat teşkil eden enteresan huyları vardı. Nihilist olup da dünyadan yüzünü çeviren, bir lokma bir hırka yaşayan, gezip tozmayan, dünya nimetlerinden kendilerini mahrum eden birisi daha anasının karnından doğmamıştı.
Merve de çalışmaya çabalamaya gelince nihilist, hayatı yaşamaya, hazlara gark olmaya gelince carpe diem'ciydi. Ani yaşayacak, her anın farkına vararak elinden kaçıp gitmesine izin vermeyecek, meyvenin içindeki çekirdek misali, anların içinde uzanmış yatan hazları yutacaktı.
Lakin, anlar öylesine kısa, hazlar öylesine uçucuydular ki; hazları höp diye içine çekebilmek için dört nala giden anların peşinde koşayım derken nefes nefese kalıyordu. Anlar cimri, pinti, hasistiler. Ayrıca zevk ve hazzın civa gibi olduğunu, öyle elde tutmaya gelmediğini daha bilmiyordu. Henüz hayatla tanışmamıştı. Tanıdığını sanıyordu. Bu on dokuzu yeni bitirip yirmiye ayak basmış kız, hayatın arkasından gidemeyecek kadar kibirli, önünden gide meyecek kadar güçsüzdü. Ne hayatın önüne geçebiliyor ne de geride kalmaya razı