Kitleler içinde dağılmış, feodalite tarafından kaplumbağa kabuğunu andıran tunçtan kalkanlar altındaymış gibi baskı altına alınmış olan deha, mimariden başka çıkış yolu bulamıyor, kendini bu sanatla dışa vuruyor ve İlyada’ları katedrallere yansıtıyordu.
Toplumun tüm maddi ve entelektüel güçleri aynı noktada, mimaride birleşiyordu. Böylece sanat, Tanrı adına kiliseler inşa etme bahanesiyle olağanüstü boyutlarda gelişiyordu. Bu yüzden şair doğan mimar oluyordu.