Yeryüzündeki en korkunç şey nedir bilir misiniz? Sonunda her şeyin alışkanlık halini almasıdır. Karşısında kendimizden geçtiğimiz şeylerde bile bu böyledir.
Erich M. Remarque
Albertine Kayıp'ı serinin diğer kitaplarından ayıran en belirgin etmen, anlatıcının geçmiş, şimdi ve gelecek arasında kurduğu ilişkide acı ve hesaplaşmayı temel almasıdır. Alışkanlığın prangasından koparak geride bıraktıklarıyla yüzleşen 'farklı' bir anlatıcı çıkar karşımıza. İnsanlar, şehirler ve zihnin imgelemlerinde karşılık bulan hatıralar ile yüzleşilecek, zamanın eskitemediği şeylerin ilk görüntüsü, 'şimdi'nin tutsaklığından kurtaracaktır. Anlatıcı sanal ve gölge icabı bir karakter olur; gerçeğin öznesi Marcel'in perspektifiyle okurun kendisi, yani yaşamındaki devinimleridir. Kayıp Zamanın İzinde'deki karakterlerin gündelik hayatta karşılaştığımız profillere yakın olması, romanın göstergelerini alımlamaya yol açmasıyla beraber okuruna zaman şeridini tekrar süzgeçten geçirmesini sağlar.
'İnsan, ahlaki değerleri farklı çok sayıda insanı içinde barındırır.' minvalindeki cümleyle benzeşen Robert Stevenson'un tezini alıntılayalım: "Her geçen gün, kısmen keşfettiğim, zihnimin hem ahlaki hem de düşünsel yönleriyle feci bir enkaza dönüşmeye mahkum olduğum gerçeğine giderek biraz daha yaklaştım: Aslında insanoğlunun bir değil, iki benliğini vardı." Hayatımızda yer edinmiş ve ediniyor olan insanların benliğimiz üzerindeki etkileri bununla ilgili bir durum. Bir dilin oluşum sürecinde rol alan göçebe topluluklar, konakladıkları coğrafyalardan ağız yoluyla türettikleri kelimelerin bugünlere kadar taşınması, dilin, değişen zamanın ve coğrafyadaki konumunun da etkisiyle bir bütün haline geldiğini, parçalarını mekandan aldığını gösterir. Bir kelime bile zaman içinde dönüşerek nasıl bir bütün haline