Shakespeare diye biri gerçekten yaşamıştır. Tolstoy Müslüman değildir. Berna Moran erkektir. Freud psikanalizini sadece cinselliğe dayandırmaz. Çay edebiyatı edebiyat değildir. Öncelikle bu yanlış bilgileri ortadan kaldırıp işe koyulalım.
Yeryüzündeki en korkunç şey nedir bilir misiniz? Sonunda her şeyin alışkanlık halini almasıdır. Karşısında kendimizden geçtiğimiz şeylerde bile bu böyledir.
Erich M. Remarque
Albertine Kayıp'ı serinin diğer kitaplarından ayıran en belirgin etmen, anlatıcının geçmiş, şimdi ve gelecek arasında kurduğu ilişkide acı ve hesaplaşmayı temel almasıdır. Alışkanlığın prangasından koparak geride bıraktıklarıyla yüzleşen 'farklı' bir anlatıcı çıkar karşımıza. İnsanlar, şehirler ve zihnin imgelemlerinde karşılık bulan hatıralar ile yüzleşilecek, zamanın eskitemediği şeylerin ilk görüntüsü, 'şimdi'nin tutsaklığından kurtaracaktır. Anlatıcı sanal ve gölge icabı bir karakter olur; gerçeğin öznesi Marcel'in perspektifiyle okurun kendisi, yani yaşamındaki devinimleridir. Kayıp Zamanın İzinde'deki karakterlerin gündelik hayatta karşılaştığımız profillere yakın olması, romanın göstergelerini alımlamaya yol açmasıyla beraber okuruna zaman şeridini tekrar süzgeçten geçirmesini sağlar.
'İnsan, ahlaki değerleri farklı çok sayıda insanı içinde barındırır.' minvalindeki cümleyle benzeşen Robert Stevenson'un tezini alıntılayalım: "Her geçen gün, kısmen keşfettiğim, zihnimin hem ahlaki hem de düşünsel yönleriyle feci bir enkaza dönüşmeye mahkum olduğum gerçeğine giderek biraz daha yaklaştım: Aslında insanoğlunun bir değil, iki benliğini vardı." Hayatımızda yer edinmiş ve ediniyor olan insanların benliğimiz üzerindeki etkileri bununla ilgili bir durum. Bir dilin oluşum sürecinde rol alan göçebe topluluklar, konakladıkları coğrafyalardan ağız yoluyla türettikleri kelimelerin bugünlere kadar taşınması, dilin, değişen zamanın ve coğrafyadaki konumunun da etkisiyle bir bütün haline geldiğini, parçalarını mekandan aldığını gösterir. Bir kelime bile zaman içinde dönüşerek nasıl bir bütün haline
YouTube kitap kanalımdaki videodan Tolstoy'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: ytbe.one/bsTzvrg-Pi4
Arkadaşlar şu an hangi işi yapıyorsanız acilen o işi bırakın ve hemen şu alıntıyı okuyun. Okuduğum yüzlerce kitabın içinden çok çok az alıntıya böyle bir pozitif ayrımcılık yaparım fakat bu gerçekten çok güzel :
"Bir katil olmaktan daha aşağılık bir şey varsa, o da bir başkasının canını dahi yakamayacak bir insandan bir katil yaratmaktır." [Adiller, Camus, s. 103]
Muhteşem değil mi sizce de? Bu tek cümle üzerine bile herhalde bugüne kadar toplam 3-4 saat düşünmüşümdür... Peki, 1913 yılında dünyaya gelmiş Camus ile bu yazarın adını hiç duyamadan 1910'da hayata gözlerini kapamış Tolstoy'un nasıl bir alakası var? Kafka'nın Dava ve Dostoyevski'nin de Ölüler Evinden Anılar kitabı bir gün nükleer bir füzyon tepkimesi sonucunda birleşmek isteseydi sonuç olarak Tolstoy'un Diriliş kitabı çıkabilir miydi?
Esaretin Bedeli ve Yeşil Yol gibi popüler filmleri muhtemelen pek çoğunuz izlemiştir diye düşünüyorum. Eğer Dava ve Ölüler Evinden Anılar gibi kitaplar ile Esaretin Bedeli ve Yeşil Yol gibi filmleri seviyorsanız Diriliş kitabını sevmemek için elinizde hiçbir sebep yok! Nasıl ki Ölüler Evinden Anılar kitabında pranga ve zincir seslerini, kürek mahkumlarını, mahkumların acı dolu haykırışlarını duyabiliyorsak, Diriliş'te de bunları duyabiliyoruz. Nasıl ki Dava kitabında bürokrasi hiyerarşilerini, sonucu bir türlü gelmeyen evrak işlerini, resmi işlerin kasvetini hissediyorsak, Diriliş'te de bunları hissedebiliyoruz.
Peki, Camus bu hikayenin neresinde? Tam kalbinde! Hani başta bir alıntı paylaşmıştım ve belki de bugüne kadar karşılaştığımız pek çok suçun kaynaklığını yapan bir düşünce belirtmiştim ya... İşte Tolstoy eğer