Bir kitabın bitmesine üzülür mü insannnnnn!!! Evet üzüldüm Çünkü bu kitap bazı sayfalarda beni çocukluğuma götürdü. Çamurdan yaptığımız evleri, taşlarla, ağaç dallarıyla kurduğumuz hayalî oyunları, kışın karda üşümemize rağmen oynadığımız oyunları hatırlattı. Bunlar çok güzel, çok keyifli fakat kitapta ki "doğa yoksunluğu sendromu" vurgusu içimi sızlatmadı değil. Çocuk- doğa arasındaki ilişkinin minimuma inmiş olmasına dikkat çekiyor Richard Louv. Bunda hepimizin payı var. Evlere, kapalı alanlara hapsettiğimiz çocuklar evlerinin dibindeki küçük doğal alanlardan dahi bir haberler. Çocuk ve doğa bağını yeniden canlandırmakta bizlere düşüyor. Aksi takdirde doğa bunun intikamını acı bir şekilde alacaktır. Bugün sokakta oynamasına, toza toprağa karışmasına, ağaca yaprağa dokunmasına izin vermediğimiz çocuklarımız büyüdüklerinde doğayı koruyabilecekler mi ? Hiç sanmıyorum! Bu doğa yoksunluğunun beraberinde çocuklarda birçok problemi getirdiğinden bahsediliyor kitapta. ( Obezite, dikkat bozukluğu, depresyon vb.) Kitapta çocuk- doğa bağının yeniden nasıl kurulacağından bahsediliyor. Bu bağı sağlıklı bir şekilde kurmak için birçok etkinlik yer alıyor. Çok eğlenceli ve doğal oyunlar yer alıyor. Evlerimizi oyuncak doldurmaktansa, çocuklarımıza en doğal oyuncağı DOĞA'yı armağan edelim. Onlar zaten ordan kendi oyunlarını inşâ edecekler. Kitap doğa - çocuk birliğinin yeniden kurulmasının en kolay yolunun bu olduğunu anlatıyor. Çünkü kitap "Her doğal olan sonsuz bir bilgi kaynağıdır ve dolayısıyla yeni keşifler için tükenmeyecek bir potansiyel içerir. " diyor. Kitapta yeryüzünün sağlığı ve çocukların sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır vurgusu bolca yapılıyor. Doğa her anlamda besler diyor. Bu yüzden çocukluk doğadan elini eteğini çekmemeli. Doğayı korumak istiyorsak soyu tehlike
Üzerine söylenecek konuşulacak o kadar çok konu var ki. Bu zamana kadar okumadığım için kendime kızıyorum. Bir kez daha içime dönüp kalbime bakmama vesile oldu. İyi ki
ErmişHalil Cibran · Venedik Yayınları · 202185,3bin okunma
Bazı kitaplar vardır ki okuyup bitirdikten sonra uzunca bir süre etkisinden kurtulamayız. Benim için öyle bir kitaptı. Anne baba olmak isteyen, olan, olmayan, öğretmen, kardeş, eş, dost kim varsa okumalı bu kitabı. Okurken şunu daha net anlıyorsunuz, evet ebeveynlerimiz bizi çok seviyorlar fakat buna rağmen istemeden duygusal ihmale uğratıyorlar. Çünkü çocuklarına bildikleri kadarını aktarabiliyorlar. Yani çocuğunun duygularının ne kadar önemli olduğunun farkında bile değiller. Bu kitap bunu çok güzel bir şekilde ele almış. Yazarı bir psikolog. Konuyu bu kadar ustalıkla işlemesinin sebebide psikolog olması. Kendini arayanlar bu kitabı mutlaka okumalılar...
Baştan sona sevgiyi sorgulattı ve bakış açımı tazeledi. Ne yazık ki sevgiye acımak olarak baktığımız sürece hicbir zaman gerçekten kimseyi sevemeyeceğiz. Kendimizi bile. Kendini sevmek değil mi zaten her şeyin başı. "Kendini sevmek ve etrafındaki her şeyi kendin gibi görüp sevmek" işte bütün mesele bu.
Kitabın sonunda "sevgi temel ihtiyaçtır" vurgusu yapılıyor. Ve bu temel ihtiyacı karşılanmayan toplumların kendilerini yok edeceği söyleniyor. Gerçekten böyleyse şu "Kendini sevmek ve etrafındaki her şeyi kendin gibi görüp sevmek" vurgusu üzerinde düşünmek gerek.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün eğitime bakış açısı anca bu kadar güzel anlatılırdı. O kadar şeffaf ve tarafsız anlatılmış ki bana öğretmenliğimi sorgulattı. Ülkemde bütün öğretmenler "Mustafa" olsa keşke!