Şarkı söylediğimizde beraber, hüznüm ve ben, komşularımız yerlerini alırlardı pencerelerinde ve bizi dinlerlerdi, çünkü şarkılarımız denizler kadar derindi, melodilerimiz tuhaf hatıralarla dolu.
Yürüdüğümüzde beraber, hüznüm ve ben, insanlar bize şefkat dolu gözlerle bakar ve bal fısıldarlardı kulaklarımıza. Aralarında bizi kin dolu gözlerle izleyenler de vardı, çünkü hüzün asildi ve ben hüznümle gurur duyardım.
Ancak öldü hüznüm bir gün, diğer tüm canlılar gibi ve yalnız bıraktı beni ilham veren düşüncelerle.
Şimdi konuştuğumda sözcükler eziyor kulaklarımı.
Şarkı söylediğimde komşularım dinlemiyor artık.
Sokaklarda yürürken kimse dönüp bakmıyor.
Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve mesafelerim;
Sensin, benim için bin zaferden daha değerli olan.
Ve kalbime dünyanın tüm şan ve şöhretinden daha tatlı gelen.
Yenilgi, yenilgim, isyanım, içinde bulduğum benliğim;
Sayendedir, solmuş defne yapraklarını çiğnememem,
Çünkü bilirim hâlâ genç ve çeviğim.
Ve ben, sende buldum yalnızlığımı,
Dışlanmanın, hor görülmenin hazzını.
Yenilgi, yenilgim, parlak kılıcım ve kalkanım;
Gözlerinde gördüm,
Taç giymenin kölelik olduğunu,
Ve anlaşılmak için aşağı inmek,
Ve özü bulmak için olgunlaşmak gerektiğini,
Tıpkı dalından koparılıp yenen bir meyve gibi.
Başarmak öyle herkesin yapabileceği bir mesele değildir, olacakları evvelce bilmeyi gerektirir. Yaşanılacak her ne varsa bunların bilgisi, öyle ruhlar âleminden bilgi toplayarak, geçmişle mukayeseler yaparak yahut astroloji bilgisine başvurarak elde edilmez. Böylesi bir bilginin asıl sağlayıcısı, düşmanın durumunu bilen insanlardır.