İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hicbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil...
İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Oyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler bir birini kovalıyor... Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birini arıyorum. Bütün bu beynimde geçen şeyleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini.
Neyi Yemelyancığım?
- O tozlukları işte... aslında onları ben almıştım... Astafiy İvanıç...
Tanrı seni affeder Yemelyancığım, -dedim,- seni zavallı, talihsiz insan! Huzur içinde uyu...
Artık yüreğim dayanmıyordu efendim, gözlerimden yaşlar boşandı; hemen başımı çevirdim.
- Astafiy İvanıç...
Yemelya bana bir şey söylemek istiyordu; yatağında doğruldu, dudaklarını kımıldattı... Birden kıpkırmızı kesildi, bana baktı... Sonra birden yüzü soldu, soldu, kendini yatağa bıraktı; kafası arkaya düştü, o anda soluğunu verdi ve ruhunu Tanrı'ya teslim etti.