9/10
·160 syf.··
2026 21. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 17:34
Livaneli, Mardin’in çok kültürlü atmosferini öylesine canlı bir şekilde aktarmış ki okurken kendinizi o sokaklarda yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Özellikle Meleknaz’ın hikâyesi, savaşların ve çıkar çatışmalarının en ağır bedelini çoğu zaman kadınların ödediğini bir kez daha hatırlatıyor. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, yazarın büyük toplumsal meseleleri tek bir insanın hikâyesi üzerinden anlatabilmesi oldu. Haberlerde sayılar ve başlıklar olarak gördüğümüz göç, savaş ve mültecilik kavramları, bu romanda bir yüz ve bir ses kazanıyor. Bu yüzden Huzursuzluk yalnızca okunup bitirilen bir kitap değil, insanın uzun süre zihninde taşıdığı bir eser. Romanın dili sade ama etkisi derin. Gösterişli cümlelere ihtiyaç duymadan okuru duygusal olarak yakalıyor. Son sayfayı kapattığımda geriye sadece karakterlerin hikâyesi değil, dünyanın farklı köşelerinde yaşanan acılara karşı duyduğum sorumluluk hissi de kaldı. Huzursuzluk, adının hakkını veren bir roman; çünkü okuru rahatsız ediyor, düşündürüyor ve bazı gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyor. Benim için uzun süre etkisinden çıkamayacağım, insanın kalbine dokunan çok özel bir okuma deneyimi oldu.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
7/10
·392 syf.··
2026 23. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 17:43
Eserin yazarı Sandor Marai 1900 senesinde Slovakya’da doğmuş olup, 1948 senesinde siyasî sebeplerden ötürü Budapeşte’yi terk etmek zorunda kalmıştır. Önce eşiyle Paris’e sonra Londra ve Salerno’ya gitmiş, 1952 senesinde Kanada üzerinden California’ya göç etmiş ve 1989 senesinde intihar edene kadar burada yaşamıştır. İlk baskısı 1934 senesinde yapılan Bir Burjuvanın İtirafları için otobiyografik unsurlar içeren bir yolculuk metni diyebiliriz. Çünkü hikâye Macaristan'da başlayıp Almanya, Belçika, Fransa, İtalya, İngiltere'ye uğrayıp tekrar ilk durağa yani Macaristan'a geri dönüyor. Tabii bu sadece coğrafi bir yolculuk değil, aynı zamanda Marai'nin doğumundan başlayan, çocukluğundan geçen, gençliğini de içeren ve olgunluğun ilk senelerinde son bulan bir hayat yolculuğu. Kitabı okurken bazı yerlerde zorlandım ve kendi kendime "bunlar beni ne ilgilendiriyor ki" dedim. Fakat bazı yerlerde de, bilhassa insanların karakterlerinin tahlil edildiği yerlerde oldukça keyif aldım. Metin boyunca dikkatimi çeken şey ise, yazarın oldukça samimi bir üslup kullanması oldu. Kitabın son bölümü ise oldukça dokunaklı ve hüzünlüydü. Spoiler vermemek için burada detay vermiyorum. Daha önce Marai okumuş olanlara ve üslubunu sevenlere bu eseri de tavsiye ediyorum. Herkese faydalı okumalar dilerim.
Bir Burjuvanın İtiraflarıSándor Márai · Can Yayınları · 2010140 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Geçmişime yolculuk ve ağıt
Puan vermedi··
Beğendi
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:23
Salkım Sokak No:3Salkım Sokak No:3 Kitap bir İclal Aydın kitabıyım diye daha ilk cümlelerden bağırıyor hikaye aslında tanıdık bildik ama yüreğimizde hiç bir zaman soğumayacak acılarla dolu zulüm ve göç hikayesiyle balkanlardan başlayıp İzmirime uzanan göçün ve memleketin her yerine tayini çıkıp göçebe kuş misali yaşayan emniyet müdürünün, eşi ve iki oğlundan oluşan ailesinin izmirde aynı mahallede kesişen hayatları ve seksenlerin doksanların zor ama güzel yıllarından günümüze yaklaşan hikayesi olarak başlıyor. Sanırım kitaptaki kahramanlar bir nevi benim de o yaşlarda oralarda benzer şeyleri yaşamış olmam aynı sokaklardan aynı kaldırımlardan yürüyüp benzer şeyleri yaşamış olmamdan kaynaklı yüreğimi parça parça canlı canlı ısırıp çiğneyen geçmişin acı tatlı hatırları nedeniyle başta çok dokunmasada ilerledikçe canımı yakmasıyla ağladım ve ağladıkça okudum okudukça ağladım bir ara nefesim kesildi çünkü çok ağır ve çok sancılı konular sardı her yanımı. Yutkunmak şöyle dursun o yaşlarda o sokaklarda o benzer arkadaşlarla yaşadıklarımı ve o zamanlarımı nasıl özlediğimi farkedip hiç unutmadım sandığım binlerce hatıramın zorla sığdırdığım valizlerden patlayıp saçıldığını farkettim. Sanırım beni gerçekten ama gerçekten yakalayan ve vuran, etkisinden zor kurtulacağım bir kitap oldu bu, belki kitabın etkisinden kurtulurum ama o hatıraları tekrar nasıl doldururum o valizlere hiç bilmiyorum. Eğer ağlamak işinize gelmiyorsa uzak durun derim. Etkilenmek için illa izmirde yaşamış olmanız gerekmiyor, biraz insanlık ve biraz duygusallığınız varsa zaten iki göz içi çeşme oluyor. Bu arada bana tavsiye eden arkadaşım Pınar⁷Pınar⁷ sağolasın uyarıpta hazırlattığın peçeteler yetmedi ama binlerce hatıramın canlanmasına da vesile oldun. okumak isteyenlere şimdiden ağlamaya hazır olun ama bir o kadar da keyif
Salkım Sokak No:3İclal Aydın · Artemis Yayınları · 02,530 okunma
Puan vermedi
Sevgili Arsız Ölüm, Latife Tekin’in 1983’te yayımlanan ilk romanıdır ve Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Büyülü gerçekçilik akımının Türkiye’deki en yetkin örneklerinden biri olan kitap, köyden kente göç eden bir ailenin (Aktaş ailesi) hikâyesini, özellikle en küçük kızları Dirmit’in gözünden anlatır. Roman, Kayseri’nin Alacüvek köyünde başlar. Huvat Aktaş, köyün “farklı” ve nüfuzlu bir karakteridir; sık sık şehre gider, icatlar, aletler getirir. Köylüler bunları hem merakla karşılar hem de uğursuzluk kaynağı olarak görür. Aile, ekonomik nedenlerle İstanbul’a (kenar mahalleye) göç eder. Kitap, bu göç sürecini, yoksulluğu, kentte tutunma çabasını, aile içi dinamikleri, geleneksel inanışları ve modernleşme sancılarını ele alır. Dirmit, romanın merkezindeki direngen, asi ve yaratıcı kadın figürüdür. Ailenin diğer üyeleri (anne Aba, baba Huvat, kardeşler) de güçlü portrelerdir. Hikâye kronolojik ilerlerken, masallar, rüyalar, cin-peri inanışları, konuşan nesneler ve halk kültürü unsurlarıyla iç içe geçer. Edebi Özellikler ve Üslup Büyülü Gerçekçilik: Latife Tekin, Anadolu halk kültürünü (masallar, türküler, hurafeler, ölümle iç içe yaşam) modern romana ustalıkla uyarlar. Cinler, periler, Azrail, rüyalarda konuşan ölüler, büyülü nesneler gerçek hayatın ayrılmaz parçasıdır. Bu unsurlar fantastik olmaktan ziyade, karakterlerin dünyasını ve cehalet-yoksulluk döngüsünü doğal bir şekilde yansıtır. Dil ve Anlatım: Kısa cümlelerden oluşan uzun paragraflar, şiirsel, akıcı ve halk ağzına yakın bir üslup hâkimdir. Hem komik hem dokunaklıdır; “güler misin ağlar mısın” dedirten bir tondadır. Abartısız, samimi ve güçlü bir gözlem gücü vardır. Yapı: Tek bir kahramana odaklanmaz ama Dirmit öne çıkar. Bildungsroman (olgunlaşma romanı) özellikleri
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Can Yayınları · 202410,8bin okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2026 52. kitabı
Bu kitap, yüzeyde birbirinden farklı çağlarda, farklı coğrafyalarda ve farklı kimliklerde yaşayan insanların hikâyelerini anlatıyor gibi görünse de aslında derinde tek bir büyük meseleyi taşıyor: insanın varoluş yolculuğu. Sokrates’in mahkemesiyle başlayan bu düşünsel yolculuk, Aristippos’un haz ve ölümle hesaplaşmasına; ilkel kabile yaşamındaki Segeman’ın aidiyet sancısına; Japonya’da Hideyoshi’nin güç, hırs ve pişmanlıkla örülü yükselişine; Sarah’ın göç, yurt, aşk ve kimlik arayışına; Fikret’in yetimlikten gelen boşluk hissine ve en sonunda Aleem üzerinden bütün bu yaşamların aynı bilinç zincirinde birleşmesine kadar uzanıyor. Yani kitap, tek bir karakterin başından geçen olayları değil; insanlığın çağlar boyunca değişmeyen iç hikâyesini anlatıyor. Olay örgüsünde ilk büyük durak Antik Yunan. Burada Sokrates’in yargılanması ve ölüme yürüyüşü, kitabın felsefi temelini kuruyor. Sokrates, hakikati savunan, çoğunluğun baskısına boyun eğmeyen, düşünce uğruna ölümü göze alan bir figür olarak veriliyor. Aristippos ise onun çevresinde ama ondan farklı bir çizgide duruyor. O, hayatın haz tarafını, yaşamın tadını, bedensel ve zihinsel zevkleri inkâr etmeyen biri. Ancak yazar Aristippos’u basit bir haz insanı gibi anlatmıyor; tam tersine onu ölüm döşeğinde geçmişine bakan, sevdiklerini, öğrencilerini, pişmanlıklarını ve savunduğu felsefeyi tartan bir insan olarak derinleştiriyor. Bu olayda kitap okura, “Düşünce için ölmek mi daha anlamlıdır, yoksa hayatı tüm yönleriyle yaşamak mı?” sorusunu sorduruyor. Sonra anlatı Segeman’la daha eski, daha ilkel ve daha içgüdüsel bir insanlık hâline geçiyor. Burada kabile yaşamı, doğa, rüyalar, sezgiler ve aidiyet duygusu ön plana çıkıyor. Segeman’ın dünyasında insan henüz felsefi kavramlarla konuşmuyor belki ama yine de aynı şeyleri arıyor:
SunyaNilüfer · İkinci Adam Yayınları · 20251 okunma
7/10
·336 syf.··
2026 53. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 18:40
Geçen yılın Booker ödülünü alan, Macar kökenli İngiliz D. Szalay'ın Beden kitabını okuduk. Neden ödül aldığını anlamaya çalışırken biraz devrelerimiz yanmış olabilir. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Istvan'in hikayesini, sosyal becerisi çok düşük, istismarla yüzleşemeyen bir antikahramanın boşa gitmiş hayatı olarak okudum. Olay örgüsüne gelirsek; Istvan, 15 yaşında, Budapeşte'de (toplu konut bölgesi gibi anlatılan bir yerinde) annesiyle yaşamaktadır. Buraya yeni taşınmışlardır, annesi ile arasındaki duygusal uzaklık, Istvan'ın ( bence asperger ssndromuna yakın) sosyal beceri eksikliği ilk sayfalarda ortaya çıkar. Istvan'in dersleri iyidir, gelecek vaat ermektedir bu noktada. Ancak yolun başında bir şey olur. Annesi karşı dairede oturan kadına yardım etmesini ister. Komşu kadın fiziksel olarak göz alıcı olan Istvan'ı cinsel olarak istismar eder. İstvan buna olumsuz bir tepki vermez, kitabın sonuna kadar da bununla yüzleşmez, aksine yeni tanıştığı bu fiziksel-duygusal durumdan çok hoşlanır ve kadına onu sevdiğini söyler. Çizginin dışına çıktığı an, kadını görmek için kocasıyla tartıştığı sırada adamı itip ölümüne neden olmasıdır. Bir süre ıslahevinde yatar, bedeninin gücü sayesinde orada ezilmemeyi başarır, ardından orduya girer ve yine beden gücü sayesinde orduda başarılı bir asker olarak kabul edilir. Bu sürede annesi Istvan'ı destekler görünmektedir. Onun tüm fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, sevdiği yemekleri yapar, ancak aralarında güven duygusunu hiç hissedemeyiz. Istvan duygu taşımayan, az kelimeyle konuşan, başta annesi olmak üzere hayatına giren tüm önemli kişileri onaylayan bir diyalog tarzına sahiptir. Yazar karakterin duygularını anlayabileceğimiz hiç bir gösterge bırakmaz bize. Istvan'ın babası hakkında hiç bahis geçmez, varlığından çok yokluğu
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026269 okunma