📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ey okur sen ömrünü nereye veriyorsun? Hiç ve her. Bu ikisi arasında gidip geliyoruz nihayet. Hem hiçiz hem her. Katıksız bir çocuk merakıyla soruyorum ey okur, sen ömrünü neye veriyorsun? Yormasın seni bu soru. Kızdırıp üzmesin. Küsecek bir şey yok. Kimin sebebi daha önemli ki! Yok öyle bir sebep. Çünkü ömür, kimseninki, o kadar da mühim değil nihayet. Kendi ömrünün diğerlerininkinden daha önemli olduğunu sananlar ya başkalarını öldürür ya da birinin ömrünü muhakkak söndürür.
Senede Bir Gün şarkısı gibiyiz biz seninle, Türkçede. - O eski, siyah beyaz filmi hatırlayanlar hep mi öldüler? - Öyle bir kavuşma heyecanı, öyle bir beceriksizlik bende şimdi. Yalan yok, beni sevdiğinden daha çok seviyorum seni.
Sebebimsin, nasıl sevmeyeyim ki?
Yazarken, okur ne der diye düşünmek gerek der bazı yazarlar. Kimi yazarlar da o yalanı söylemeyi çok severler, ‘’ Kimseyi düşünmeden yazıyorum.’’ ‘’Hadi oradan!’’ diyesim gelir. Ben seni düşünüyorum yazarken. Seni içtenlikle düşünüyorum. Sözcüklerden bir sevgi olanağı doğmasını düşünüyorum. Bunun beni kurtarmasını ya da seni. Yazıverdiğim bir cümlenin aklına takılıp kalması, senin onu başkasına söylemen, o başkasının sırf bu yüzden seni daha çok sevmesi... Bütün bu olasılıklar o kadar güzel ki çok düşününce çıldırırım diye korkuyor insan.
Daha önce hiç yanyana gelmemiş sözcükleri bir araya getirme imkanını zorlamaktır yazmak. Tıpkı müzisyenlerin daha önce hiç buluşmamış notalardan yepyeni bir şarkı kurmaya çalışması gibi. Düşünsene ne saçma, nota on iki tane, sözcüklerin de sayısı üç aşağı beş yukarı belli. Ama biz yine de inat ediyoruz hiç yapılmamış bir şey yapmaya. Güneş altında yazılmamış bir şey hakikaten yoksa neden hala dinliyoruz o yeni şarkıları ve okuyoruz yeni kitapları? Biz birbirimize fena halde inanıyoruz galiba. Aramızdan
Kent meydanındaki saatin rakamlarına ‘’Artık zamanı gelmiştir’’ deyip ateşböceklerini ve dahi kelebekleri oturttular. Hiç konuşmadan yürüyüp gittiler karanlığa doğru. Sonra, ateşböcekleri ve kelebekler seni gördüler, sana geldiler. Akrep-yelkovan bırakıp dönmeyi, tembelliğe durdular. Yatıverdiler sere serpe. Sessizlikten ürktüler. Karanlığı ve sessizliği delen akrep oldu.
Akrep ile Yelkovan ’ın konuşmaları içre yazılandır:
- Ne zamandır soracaktım, sahiden yel mi kovarsın ki, yelkovansın?
- Merakımdır bağışla. Bunu neden sorarsın? Hiç sordum mu sana, neden akreptir adın? Hem kalma merakta, asıl adım Yelkokandır.
-Sen de bilesin ki, bende merak ettim, akrepliğim nedir diye? Serkisoflu büyükdedemin diyesi ki, adım Rep’tir. Su gibi akayım, tez koşayım diye, Ak Rep demişler, olmuş adım.
- Neden daha önce söylemedin? Korkup kaçmazdım senden bu kadar.
-Bırakmadın ki... Bilirsin her rakam başında, her köşe başında oturup beklemişimdir seni.
...
Konuştular, koklaştılar. Herşey durdu. Ve sonra, saat hep 12 oldu. Bir daha hiç dönmediler...
‘’Eksik olduğumuzu hatasız yapmaya çalışıyorduk, oysa o hüzün dolu eksiğimizi sadece hata yapabilme özgürlüğü ile tamamlanabilirdi.’’ Sen eğer yüzleşme cesareti gösteremezsen, bunun senin biricik destanın olduğunun farkına varmazsan, bunu ısrarla ıskalamaya devam edersen, bir kitapla, ağaçla, bulutla, yüzleşmezsen, onlar sana bir şey söylemezse, örselenmekten kaçtığın için örselenmiş saçma bir hayat yaşıyorsan, hayat sana öyle bir bela verir ki o zaman hemhal olup, yüzleşmek zorunda kalabilirsin.
Şu anda bir hayali olduğunu zanneden insanların çoğunun da aslında gerçekten hayali yok. İnsanların hayal olarak tarif ettikleri şeyler... Mesela Milli Piyango ona çıksın istiyor, ‘’Para benim hayalim.’’ diyor. Araç bu. Bir aracı hayal yerine koyuyor. Bunu hayal zannediyor.