Hayatın, varoluşun, ilişkilerin, gerçeğin irdelendiği; felsefe ile yoğrulmuş; insanı düşünmeye sevk eden bir kitap Nietzsche Ağladığında…
Öyle kolayca hazmedilecek bir kitap olmamakla birlikte, dili sade, insanı olayların içine çeken, yoğun, düşündürücü ve insanı içsel yolculuğa sürükleyebilecek nitelikte bir kitap.
Kitabın konusuna gelecek olursak; 1880’li yıllarda Viyana'da Doktor Breuer ünlü bir doktordur. Breuer'in fikirlerini paylaştığı, hastaları hakkında uzun uzun tartıştığı sırdaşı ise Freud 'tur. Freud o zamanlarda henüz genç ve gelecek vadeden bir doktordur. Bir gün Breuer Venedik’te tatilde iken Lou Salome adında bir genç kadın onunla iletişime geçer ve arkadaşına yardım etmesi için bir ricada bulunur. Bahsi geçen arkadaşı Nietzsche 'dir. Nietzsche fiziksel olarak oldukça hastadır ve inanılmaz baş ağrıları çekmektedir. Ancak O çektiği bu ıstırapları fikirlerinin doğum sancısı olarak tanımlar. Nietzsche oldukça gururlu, kimseye güvenmeyen, yalnız, inatçı, kendi bildiğini okuyan etrafa karşı duvarları olan ilginç bir karakterdir. Breuer onunla iletişim kurmanın yolarını ararken Freud’dan da fikir alır. Nietzsche’nin tedavi süreci giderek ilginç bir hal almaya başlar. Filozofun ruhunda derin yaralar açan Salome’nin planıyla bir araya gelen Dr. Breuer ile Nietzsche arasında müthiş bir diyalog oluşur. Dr. Breuer Nietzsche’nin fikirlerinin etkisinde kalmaya başlar…
Yazarın, harika bir kurguyla, gerçekte yaşamış böylesine önemli şahsiyetlerin fikirlerinin, varoluşçuluk, nihilizm, özgür irade, inanç, kader, yalnızlık ve gerçek mutluluk gibi kavramlar ile birleştirip işlediği harika bir roman ortaya çıkmış. Kitap akıcı dili ve muhteşem olay örgüsüyle okuyucuyu kitabın içine alıyor, zira Nietzsche ve Brauer sohbet ederlerken kendimi aralarında hissettim.
Kitabı