Ne diye bırakmazsın artık beyhude dualarını
Vazgeçmezsin dertlerden hani akıtan gözyaşlarını
Gel hadi, içelim de analım güzel anıları
Unutalım bir süre daha ihtiyatı, tasaları
Huzursuzluk ve korkuyla tehdit edenler
Kendi suçları karşısında tir tir titrer
Ölülerin ruhları daima intikam ister
Bundandır yaptıkları planlar, dalavereler
Dün akşam midem şarap, kalbim neşeyle doldu
Issızlığıyla, kasavetiyle yeni gün doğdu
Gece öyle tekinsiz, öyle hain ki
Bütün duygularım tuzla buz oldu
Unut artık şu kaçınılmaz laneti
Insana sinsince musallat olan hani
Uzaktan gelen davulun sesi gibi
Kayda geçirirler en ufak günahları dahi
Dürüstlük pusula mıdır insaniyet yolunda? Öyleyse kanla sulanan savaş alanında Yahut bir katilin kılıcının ucunda
Uzanan şey sığar mı adalete, insafa?
Nerede bize yol gösterecek ilkeler?
Yolu aydınlatıyor hangi bilgelikler?
Hem güzel hem de dehşetli bu fani dünya
Ademin sırtına sonsuz dert yükler.
Asla gerçekleşmeyecek tutkuların tohumları ekildiğinden
İyi, kötü, günah, ceza eksik olmamış peşimizden
"Toplum. Bu kavramı az da olsa kavrayabilmeye başladığımı hissediyordum. Bu, bir bireyle diğeri arasında, spesifik bir anda gerçekleşen bir mücadeleydi ve tek yapman gereken o anda kazanmaktı. Hiç kimse bir başkasını tamamen fethedemez ve bir köle bile bir kölenin hakir karşılık verişinin altından kalkar, bu yüzden yapabileceğimiz tek şey, o anda ve orada, tek bir zar atışıyla her şey üstüne bahse girmek; ya hep ya hiç bahsi. Hayatı sürdürebilmek için başka bir yol yok. İnsanlar onur ve sadakate övgüler yağdırır ancak insan çabasının yegâne odak noktası bireydir. Bireyin ötesinde de bir başka birey vardır. Toplumun esrarengizliği; okyanus olan toplum değil, bireydir."