Gözleri eski, cildi yıpranmış kitabın ismine takıldı.
Gümüş Yürek.
Yaralı arkadaşı onu fark edince okuduğu kitaptan başını kaldırıp Beau'ya gülümseyerek el etti. Puhu, okuduğu şeyleri ona anlatmaktan mest olan bir tipti ve Beau da yolda geçen bu kitabın hikâyesini, sevgili yoldaşından dinlemeyi bir hayli sevmişti.
Öfkeden titriyorum. "Kumanda'ya katılmayacağım."
"Ya katılacaksın ya da çalışma kamplarından birine gideceksin"
"Peki. Çalısma kampını seçiyorum."
"Bu konuda seçme hakkın yok."
Yüksek sesle hırlıyorum. "Öyleyse neden çalışma kampi bir seçenekmis gibi konuştun?"
"Seçim illüzyonu bazı insanlarda rahatlatıcı bir etki yaratır."
"Tam bir pisliksin."
"Peki öyleyse neden kaçtın?" diye soruyor Struck başını eğerek. "Niye olay yerinden uzaklaşıp da..
"Hemen öncesinde amcamı öldürdünüz dc ondan!"
Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalışıyormuş gibi yapıyorum.
Aslında olabileceğim kadar sakinim. Azıcık bile sarsılmış değilim. Evet, hüzünlüyüm. Hatta belki beni burada ne kadar tutacaklarına dair kaygılıyım. Fakat beni er geç semtime salacaklarını biliyorum. Yanlış bir şey yapmadım. En azından onlara.
"Seri numarasını bir an önce telfinden sorup suikastçı olmadığımı doğrula da hayatıma devam edeyim."
"Veya seni buracıkta öldüreyim ve ben hayatıma devam edeyim,' diyor götoş.
"Aman aman, çok korktum.' Ellerimi belime koyuyorum. "Yap hadi. Vur beni. Her halükârda çektiğim işkence bitsin."
"Ama" dedi Eustace, Aslan'a bakarak. "O ölmemiş miydi?"
"Evet" dedi Aslan çok alçak bir sesle, güler gibi (Jill öyle düşünüyordu). "Öldü. Birçok insan ölmüştür, biliyorsun. Ben bile öldüm. Ölmeyen çok az insan var."