Edebiyatın üç büyük devin hayat hikayesini Stefan Zweig ele almamış. Sadece kendi hisslerine göre yazarların okuduğu eserlerinden kendince bir inceleme yapmış. Anlayacağnız şekilde dedikodusunu yapmış diyebilirim,kişisel fikirlerini bu metinde okuyoruz.
Honore de Balzac , Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski hem gömüş hem de övmüş. Arada Alman edebiyatına laf sokmakta kaçınammış. Diğer okurların incelemelerini okudum gerçekten abartılmış. Almanlar bile Stefan Zweig abartılı bir yazar olarak bulmuyorlar.Bizde niye böyle oldu soru işareti? tabiki
SIRLARIN SIRRI
“Ölümden sonraki yaşam ortak bir yanılsamadır. Yaşadığımız hayatı katlanabilir kılmak için ortaya atılmıştır.”
Dan Brown bu kez bizi insan beyninin karanlık ve gizemli taraflarına götürüyor. İnsan zihninin sınırsız mı ya da düşünceler hayatımızı değiştirip yönlendirebilir mi sorularıyla bir gerilimin ortasına atıyor.
Bilim,semboller, şifreli metinler yani tipik bir Langdon yolculuğunda buluyoruz kedimizi.
Yılın en çok beklenilen kitabıymış. E beklenilmeyi de hak etmiş. Bilimin yaptığı çalışları konu alarak biraz da uyarlayarak akılları tonlarca ya olabilirse sorusuyla oldukça meşgul etti diyebilirim.
Bir cinayet, kaybolan bir kitap ve ortaya çıkan mistik semboller her şeyin yönünü değiştiriyor.
İnsanın kendini keşfettiği bir kitap tabi ki doğru soruları sorduğunda…
Kitabımız Meursault'un annesini kaybetmesiyle başlamakta. Meursault iş yerinden izin alarak hemen yola çıkar huzur evine gelince müdüre kendini açıklama ihtiyacı duyar . Müdür bunu farkedince onu yargılamadığını annesine bakıcak madi durumunun olmadığını bildiğini söyler. Gerçektende ilaçları alıcak parası yoktur zaten annesi onunlayken çok sıkılmaktadır. Görevli onu annesinin tabutunun yanına getirir ve annesini son kes görmek isteyip istemediğini sorar Meursault istemediğini söyler, görevli buna şaşırsada bişey söylemez. Meursault'a kahve isteyip istemediğini sorar, Meursault sütlü kahveyi çok sevdiği için kabul eder. Annesinin tabutu yanında kahve ve sigara içer. Annesinin ölümüne üzülmüşe benzemiyodur, tek bir göz yaşı bile dökmemiştir. Bi sonraki gün sabah erkenden annesini gömüş, gömdükten sonra başında biraz bile beklemeden geri dönmüştür. Annesinin ölümünden 1 gün sonra sahile çıkmış ve eski bi iş arkadaşını görmüştür ,bi süre sonra yakınlaşmışlardır ve Meursault, Marie'yi sinamaya davet etmiştir. Akşam tekrar buluşarak sinemadaki bi komedi filimine ardından eve gitmişlerdir. Meursault akşama doğru kapı komşusu Ramont'la karşılaşmışlardır. Raymont Meursault'u eve davet etmiştir Meursault'da bunu kabul etmiştir. Raymant Meursault'a sevgilisinin onu aldatığını düşündüğünü, bu yüzden onu dövüp, ondan ayrıldığını ama yinede intikam almak istediğini söylemiş. Meursault'un sevgilisine mektup yazıp yazamiycağını sormuş, Meursault farketmez demekle yetişmiş, kıza mektup yazmaya başlamış bitirince de Raymont onu postalamış mektupta sevgilisini afetiğini tekrar birlikte olmak istediği yazmıştır. Meursault yemek için teşekkür edip kendi evine geçmiş. Sonraki sabah işe gitmek için hazırlanırken alt kataki komşusu Salamonayı ve köpeğini görmüştür. Salamona karısı ve
Her türlü aptalın önde gideni yapıyor yazar kadınları. Kitabı okurken ilk başlarda yerinde tespitleri işle baya ilgimi çekmişti kitap. Ancak ilerledikçe yazar adeta gömüş tüm kadınları. Nasıl da sınırları zorlayarak inceden inceden bazen de aleni kadın okurlarına tabiri caizse resmen gerizekalı, işe yaramaz muamelesi yaptı yani. Tüm erkekler ne yapsa yeridir mesajı verirken kadın daime alttan almayı bilmeli , varlık amacına uygun davranmalı falan filan.. Tamam yazara bir çok konuda katılmakla ve okudukça valla doğru söylüyor dedim tabi ki. Ama hakaretler gerçekten fazla kaçtı bence. Bu kadarı gurur kırıcı yani.. Kadınlara egoist diyor ya sevgili yazarımız asıl egoistin önde gideni kendisi...