gonca gök

gonca gök
@goncaSG
Bir gün Bedreddin Şeyh'e gönül borcunu dile getirecek oldu: - Siz olmasaydınız, bilim denen karanlığın içinde yitip gidecektim. Ama Şeyh kabaca kesti sözünü: - Aynı gönül borcunu benim yerime bir solucana ya da bir kurbağaya da duyabilirdin. Öğrencisindeki şaşkınlığı görünce, sözlerini açıkladı. - Şeyh Şibli’ye, "Sana hakikat yolunu gösteren kim oldu?" diye sormuşlar, "Bir köpek", demiş Şeyh ve anlatmış: "Bir gün, bir su kıyısında, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek gördüm. Köpek, içmek için suya her hamle edişinde suda kendi suretini görüyor ve bunu başka bir köpek sanıp korkuyla geri kaçıyordu. Sonunda susuzluğu içindeki korkuya üstün geldi ve köpek suya atladı. Atlamasıyla da sudaki suret kayboldu. Gereksindiği şeyle kendisi arasındaki engel, kendisiydi. Ben de, kendim sandığım şeyin aslında içimdeki engel olduğunu anladığımda engel ortadan kalktı. Ama bana yolumu ilk gösteren bu sokak köpeği oldu." Öğrenmeye hazır durumda olan, kimden olsa öğrenir... Şibli'nin sözlerini herhalde böyle anlamak gerek, diye düşündü Bedreddin. Yani öğrenmek, öğretmene değil, sana bağlı. Eğer sen olgunlaşmamışsan, değil herhangi bir öğretmen, peygamber olsa sana bir şey öğretemez. Eğer sen hazırsan, bir köpek bile sana hakikat yolunu gösterebilir. Yaşadığımız her an, bizim için bir rehberdir. Ve ben her gün bana yol gösterecek fırsatları görmeden, yanlarından geçip gittim. Bildiğimi sanıyordum çünkü, buydu benim talihsizliğim. Ben biliyorum, diyordum. Oysa kim ki bilir; bir daha hiç öğrenemez. Once, bilmediğini bileceksin. O zaman öğüt akıl dört bir yandan yağar üzerine. "Bir gün, bir su kıyısında, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek gördüm...” Susuzluktan ölecek halde su kıyısında duran bendim. Peki beni suya atlamaktan ne alıkoyuyordu? Korku. Kıyı, bildikti; suya atlamaksa
Sayfa 155·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
-Senin ilacın sende. Ama sen bunu bilmezsin. Ve senin hastalığın da sende; ama sen bunu görmezsin. Sen, kendin, yüceler yücesi bir kitapsın; harfleri kapalı olanı açan bir kitap. Sana dışardan hiçbir şey gerek değil. Çünkü yüreğinde bütün bir evren var senin. Ama sen kendini bir minik kum taneciği gibi görürsün.
Sayfa 50·Kitabı okudu
KORO Daha büyük başka suçların olsa gerek. PROMETEUS Evet, ölüm kaygısından da kurtardım ölümlüleri. KORO Nasıl bir deva buldun bu derde karşı? PROMETHEUS Kör umutlar saldım içlerine. KORO Yaman bir destek vermişsin insanlara! PROMETHEUS Dahası var: Ateşi armağan ettim onlara. KORO Ne, kızıl ateş ölümlülerin eline geçti mi? PROMETHEUS Evet, bütün sanatları da öğrenecekler ondan.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Ama hayatımızın, tıpkı bir roman gibi artık son şeklini aldığını hissettiğimiz günlerde, en mutlu ânımızın hangisi olduğunu benim şimdi yaptığım gibi hissedip seçebiliriz. Yaşadığımız bütün anlar içerisinde neden bu ânı seçtiğimizi açıklamak da, kendi hikâyemizi bir roman gibi yeniden anlatmayı gerektirir elbette. Ama en mutlu ânı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanılabilir kılan tek sey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu ânını yaşadığını bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın ânın "şimdi" yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. Çünkü özellikle gençliginde, hiç kimse bundan sonra her şeyin daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi, insan eğer hayatının en mutlu ânını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur.
Sayfa 72·Kitabı okudu