“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!” Nietzsche adeta haykırmıştı. “İnsanca, Pek İnsanca adlı kitabımda ileri sürdüğüm gibi, Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”
Bahman’ın dediği gibi; “Bir atın umudu yoktur. Onu, sırtında şakıyan kamçının umutsuzluğu yürütür. Bizim hikayemiz de biraz böyle.” İnsan bazen, sadece o sırtında şakıyan kamçının sesiyle devam eder yaşamaya ve işkencelerine...
Ellerim, en hoyrat dikenlerin içinde çiçeklenme çabasıyla ziyan etti ellerini.
Bizi en çok biz ziyan ettik.
Kalibresi büyük mermilere ihtiyacım yok.
Sızlıyor umudum.
Albert Camus, Yabancı'da şöyle tarif ediyordu; "Umut; nefes nefese koşarken bir sokağın köşesinde arkadan yetişen bir kurşunla vurulmaktı elbette."
Friedrich Nietzsche'nin de dediği gibi; "Umut en büyük kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır." Her şeyin fazlası zehirdir. Evet, umudun da.