10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2022 178. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2022 22:54
MÜZİK DİNLER GİBİ OKUNAN KİTAP İmkansızın Şarkısı Kapalı bir havada sürekli yağmur yağarken arka fonda bir müzik kutusu gibi hiç durmaksızın size şarkılar çalan bir kitap okudunuz mu? İlk satırlarından başlayıp son satırlarına kadar arka fonda sürekli yağan yağmur ve müzik sesi eşliğinde bu kitabı okuyor olacaksınız. Kitabın Orijinal Adı: ‘’Norwegian Wood’’ yani bir The Beatles şarkısı. Murakami’nin okurları, onun her kitabının kendine has bir “Çalma Listesi”ne sahip olduğunu bilirler. Bu kitabı 3 kez okumuş olan birisi olarak kitapta geçen tüm şarkı isimlerini - ‘’Murakami Çalma Listesi’’ni - kitap incelememin sonuna ekledim. Bu incelemeyi kitabı okumuş olanların okuması, daha uygun olacaktır, eser bir miktarda spoiler içermektedir. Japon Edebiyatında I-Novel (ben-romanı) olarak adlandırılan bir kitap türü olarak karşımıza çıkıyor, İmkansızın Şarkısı. I.tekil şahıs ağzından yapılan bir anlatı, tüm romana hakimdir. Yazarın kendi hayatından da otobiyografik izler taşıyan tarzı ile doğal bir itiraf niteliği taşır. 1968 üniversite öğrenci hareketlerinin de arka planda olduğu ortamda yoğun duyguların ve aşkların merkezinde hiçliğin ortasına savrulan bir ‘’Vatanabe karakteri’’ vardır. 350 sayfanın içine o kadar çok duygu sığdırmış ki yazdığı her satırın hakkını vermiş, Haruki Murakami . Japon olmak, kolay değil; ille de aldığı parayı sonuna kadar hakedecek… Tüm zamanların en çok satan 16. kitabı olma şöhretini kazanmış olan İmkansızın Şarkısı kitap incelememe başlıyorum: 37 yaşındaki Toru Vatanabe’nin uçağı Hamburg’a iniş yaptığı esnada The Beatles’in “Norwegian Wood” şarkısını uçakta duymasıyla roman başlar. Daha ilk satırlardan itibaren müzik, roman kurgusunun içindedir. Bu şarkı, onu 20 yıl önceki üniversite yıllarına götürür. O dönemde yedikleri ve içtikleri ayrı gitmeyen en yakın arkadaşı Kizuki’nin intihar etmesiyle hayata bakış açısı tamamen değişir. İntihar eden Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko da ablasını intihardan kaybettiği için bu ortak acıları onları birbirlerine tamamen yakınlaştırır. Ancak Naoko, bu trajik ölümün etkisini anlatamaz, sanatoryuma yatar. Buhranlı dönemlerinde Vatanabe yurttaki yegane arkadaşı Nagasawa ile takılmaya başlar. Nagasava, her yerde ağırlığı hissedilen dominant bir karakterdir. Tek gecelik ilişki bağımlısıdır. Çevresinde itibar gören ve maddi imkânları yüksek bir insandır. Böylesi bir dost, Vatanabe için birçok kapıyı ona açar. Hayatı hedonist bir savrulmayla ve boşluk hissiyle geçen Vatanabe üniversite kantininde tesadüfen tanıştığı Naoko’nun tam zıttı bir karakter olan Midori ile bir anda yakınlaşır. Bir yandan Naoko’yu sanatoryumda ziyaret eden Vatanabe, artık Naoko ve Midori ikileminde sıkışıp kalmıştır. Temelde yaşanan, romandaki herkesin aslında saf bir aşkın uğraşında olmasıdır. Bazı karakterler, bu uğraşın üstesinden gelemeyip psikolojileri alt üst olmakta bazıları ise Nihilizm’in karanlık sularında çaresizce debelenmektedir. Ancak eserde ‘’Aşk Arayışı’’ndan daha güçlü bir tema vardır: ‘’Ölüm ve İntihar’’ ki bu tema, esere damgasını vurur. Her şey, aslında tam da ölümün etrafında gezinip durmaktadır. Kitaptaki sayfa 38 eserin tam da böğrüne böğrüne vuruveriyor: #172095376 (Sayfa 38, Kizuki’nin Ölümü, Ölümle İlk Yüzleşme) Evet… Ölümü trajik, hayatı sekteye uğratan bir unsur olarak değil de sanki hayatın genel akışının içindeki rutin bir parçası gibi yorumlanır. Yazarının kaleminin bir tılsımı olsa gerek ki; her ne kadar bizler ölümün de hayatın akışı içinde var olduğunu bilsek de sanki yazar tarafından bize bu konuyu ilk kez duymuşuz gibi hissettiriliyor. İşte, burada ‘’Murakami'nin Kaleminin Tılsımı’’ ön plana çıkıyor. Ölüm temasının yanına konan diğer bir tema ise ‘’İntihardır’’. Murakami’yi pesimist gösteren bu kavramın pesimizm ile bir ilgisi yoktur. Nasıl mı açıklayalım: #254755468 İÇİNDEN ÇIKILAMAYAN DERİN GİRDAP: ANLAMSIZLIK Kitapta geçen nihilist bir kavram: ‘’Derin Girdap’’… Eserde içinden çıkılamayan anlamsızlık sonucu varılan hazin son; intihardır. Kitapta bolca intihar söz konusudur; Naoko’nun ablası sonra sevgilisi Kizuki, Nagasava’nın kız arkadaşı Hatsumi ve son olarak da Naoko, eserde ardarda intihar eder. Erken yaşlardaki hızlı yaşanmışlık ve tükenmişlik kontağı kapatıp rölantiye çekilen hayatlardan bazıları bu derin girdabın içine girerek kaybolacak bir şekilde hayatta kalabilenler ise ‘’Nihilist bir Travma’’ ile yoluna devam edecektir. Gri ve kapalı bir havada sürekli yağmur eşliğinde işleyen olay örgüsü zaten intihar ve ölüm temasını sıkça işlendiği bu kitabı daha da kasvetli hale getirmiş. Bütün kasvetli ambiansı, karakterlerinin ruhlarının içine işlemiş. Ölüm temasının gökkuşağı gibi rengarenk bir fonda anlatılması elbette beklenemezdi. ‘’Ölüme Çeyrek Kala’’nın rengi gri, Ölüm’ün bizzat kendisi ise siyahtır. Murakami‘nin hemen hemen tüm romanlarında işlediği bir yalnızlık türü: “Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık”tır. Kimi roman karakterleri yalnızlığından beslenip güçlenerek çıkarken kimisi de yalnızlığın girdabında nihilist bir travma ile savrulup genelde sonu intihar ile biten finallerle hayatına son verir. “Sıfır” ve “Sıfırın Altında” mücadele eden roman karakterlerinin yıldızını Murakami eserlerinde oldukça parlatır. Yaşama sevgi ile tutunup mücadele etmeye vurgu yapar. Özellikle, romanında Vatanabe karakterinin Midori ve Naoko karakterleri arasındaki gel-gitli hallerini, Yaşam-Ölüm metaforlarını bu roman karakterleri üzerinden harikulade bir şekilde işlemiştir. Romanın sonunda Vatanabe’nin yaşadığı bir Nihilist Travma ile sonlanan romanın finali ise sonu bir yere varamamış bir final gibi gözükse de her zamanki gibi okurun hayal gücünü insiyatif alıp bir parça düşündürmeye zorlayan düşüncelerin uzay boşluğuna salındığı tipik bir ‘’Murakami Finali’’dir. ROMAN KARAKTERLERİNİN ANALİZLERİ Haruki Murakami roman karakterlerin her biri çok güçlüdür. Fyodor Dostoyevski hayranı olan Murakami’nin her bir roman Dostoyevski’nin roman kahramanları gibi herşeyin farkında olan bilgiç, filozof karakterlidirler. Hep bir yüksek bir farkındalık ve güçlü bir önseziyle hayatı göğüslemeye hazır ve nazır haldedirler. Herkes her şeyi önceden hisseder gibidirler; en safından en akıllısına kadar her biri ‘’Hisli Birer Roman Karakter’’leridir. Her biri genç ve şehirli tiplerdir (Reiko hariç). İntiharın eşiğinde gezinseler de ruhlarının en derin köşelerinde hep mutluluk arayışı içinde çırpınan bu mahluklar, dışarıdan bakıldığında ise kusurlu hayatlar yaşayan kusurlu insanlar olduğu gözlenir. Her biri bitmek bilmeyen bir arayış içinde günlerini tüketmektedirler. Müzik, onlardan bazılarına intihar ihtimalini unutturan bir çeşit anestezi gibidir. Her bir karakter müzikle ilgili ve bilgilidir. Roman karakterleri, müzik ile birlikte flashbackler (geri dönüşler) yaşar. VATANABE KARAKTERİ Eser, Vatanabe ekseninde anlatılır. Romanın baş kahramandır. 1968 yılının siyasi kaotik ortamında apolitik bir tavır takınmış, ergenlik enerjisiyle hedonist bir travma ile kendini umarsızca zevk alemine bırakmıştır. Arkadaşı Kizuki'nin beklenmedik intiharına kadar hayatın gerçek yüzüyle/gündemiyle yüzleşmeyen, hayatı sorgulamadan yaşayan umarsız biridir. Bu olay, onun kafasında ve ruhunda bir balyoz kırmıştır, ruhunun kimyasını değiştirmiştir. Hayatın anlamsızlığını sorgulamalar ve bitmek bilmeyen arayışlar artık ardısıra gelecektir. NAOKO KARAKTERİ Hayat, maalesef Naoko’ya adil davranmamıştır. Hayata dört elle sarılmış olan güzeller güzeli ablasının cansız bedenini evde ipte sallanır vaziyette bulur. Ardından sevgilisi Kizuki’nin intiharı onu sanatoryuma düşürecek kadar darmadağın eder. Nitekim hayata daha fazla tutunma mücadelesini kazanamayacak ve aynı akibeti kendisi de yaşayacaktır. Romanda ‘’Ölüm’’ metaforunu sembolize etmektedir. Naoko = Ölüm ’ dür. MİDORİ KARAKTERİ Genç yaşta annesini kaybetmesine rağmen yüksek hayat enerjisi sayesinde hayata tutunmayı başarmış, hayat dolu, kanlı canlı, biraz da uçuk kaçık bir kızdır. Ölüm döşeğinde tedavi gören babasına hastanede sabırla refakat ederken diğer yandan da babadan kalma kitapçı dükkanında yaşamını idame ettirmeye çalışmaktadır. Mizacı karakteri oldukça renklidir; sevdiği insan için ömrünü adamaya hazır bir mizacı vardır. Hafif tatlı kaçıklığı sayesinde yaşadığı andan maksimum haz almayı hep bir şekilde becermektedir. Dürüst, dobra konuşan, hem iş hem ev işlerini tek başına çekip çeviren becerikli çalışkan bir yapısı vardır. Hatta bu özellikleriyle de bazen kendisinin de övündüğü olur. Hal ve tavırları oldukça da sevimlidir; bu tavırlarıyla romana renk ve neşe katar. Midori, Naoko’nun tam zıttıdır. Naoko ‘’Ölüm’’; Midori ise ‘’Yaşam’’ı simgeler. Romanın baş karakteri Vatanabe’nin Naoko ve Midori arasında kararsız kalması, ‘’Ölüm’’ ve ‘’Yaşam’’ arasındaki alegorik bir gel-git halidir. Bir arafta kalma durumu, gözlemlenmektedir. Vatanabe, Naoko’nun tam zıttı bir karakter olan Midori ile yakınlaşır. Midori; hayat dolu, kanlı canlı bir kız olması, içten tavırları, yaşadığı andan keyif alma tutkusu ve yanındaki insanlara pozitif elektrik yükleyen doğal mizacı ile romanda okura kendini epey sevdirmektedir - sanırım gerçek hayatta Midori ile karşılaşsam onu ben de çok severdim diye düşünüyorum. Her geçen gün daha da kaotik bir hal alan dünyada ağır yaşam koşullarına rağmen hala pozitif kalmayı becerebilen ve bir yanda hayata dört elle sarılırken etrafına da moral/motivasyon saçan bu az sayıdaki insanlar açıkçası diğerlerinden daha çok saygı görmeyi hakediyor. Midori’nin Duyarsızlığı Midori de aslında diğerleri gibi ölümle sert bir şekilde erken yaşlarda yüzleşmiş, hayat mücadelesi veren, hayata bir şekilde tutunmaya çalışan bir karakterdir. Kitapta Midori’nin babasının olduğu kısımlar özellikle çok ilgi çekici. Burada farklı bir ölümle karşılaşırız: Midori’nin anne ve babasının ölümü. Annesini daha önce beyin tümöründen kaybetmiş olan Midori, babasını da uzun süren ve oldukça sabır isteyen bir tedavi ve refakat dönemi sonunda aynı hastalıktan kaybeder. Midori’nin ölüme verdiği tepki, ölüm karşısındaki duruşunu ve tavırlarını okurken ayrı bir özel gözlem isteyen bir konu olarak okurun karşısına koymaktadır, Murakami. Zor koşullar altında her ne olursa olsun yine de hayata dört elle sarılmayı bilen hayatla barışık hatta hayatı tiye alan bir Midori karakteri, çok eşsiz bir karakter olarak romanın kurgusuna monte edilmiş duruyor.Buradaki ‘’Ölüme/Felakete Karşı Duyarsızlık/Hissizlik Hali’’ nin iyi analiz edilmesi gerekir. Eserdeki en güçlü karakter olan ‘’Midori’’nin durumu, eserde en iyi şu paragrafla anlatmaktadır: #254755946 Vatanabe’nin Midori ile tanışma kısmı var. Bu tanışmayla beraber aslında her ikisinin de hayatı anlamlanıyor ve Vatanabe’nin de Midori gibi ölüm olaylarından artık çok da etkilenmediğini, olağan karşıladığına şahit oluruz konuşmalarından tavırlarından. Özellikle, eserde oturduğu mahallenin cayır cayır yandığı mahalle yangını sahnesinde herkes dışarda panik içinde koşuştururken Midori’nin balkona çıkıp Vatanebe ile olup biteni elinde bira şişesiyle umarsızca izlemesi, kayıtsız kalması, bir yangında yanmaktan korkmaması aslında hissettiği duyguların bir dışavurumudur. Ölüm, yaşam kadar günlük ve sıradandır onun için. Ailesini elinden alan ölüm, onun bir parçasıdır, o yüzden ölüm onun için asla korkunç birşey değildir. Vatanabe’nin bu durumda Midori ile ilgilenmesi, sürekli yanında olması, Midori’nin Vatanabe’ye aşık olmasına neden olur. Yaşamda ve ölümde birlikteliğin ilk tohumu o akşamki mahalle yangınında atılmıştır aslında hem de ölümün tam da dizlerinin dibinde. REİKO KARAKTERİ Yaşça en büyük karakter olan Reiko, Naoko’nun sanatoryumdan oda arkadaşı/dert ortağıdır. Zamanında çevresi tarafından büyük bir müzisyen olacağına kesin gözüyle bakılan bir büyük yetenek iken bir parmağındaki hissizleşme sonucu bu hayali gerçekleşemez ve sıradan bir müzik öğretmeni olarak yaşamına devam eder. Ders verdiği kendisinden yaşça çok küçük bir kız öğrencisiyle birbirlerinden hoşlanırlar. İlişkiye karşı dirense de bu genç kızın taciz iftiralarına maruz kalır ve yayılan dedikodular sonucu, hem mesleki hayatı ve hem de mutlu evliliği biter, kendini bir anda sanatoryumda bulur. Tepetaklak yuvarlanmıştır bu hayatta. İçindeki en değerli parça, gerçekten olduğu kişi yıllarca evvel ölmüştür. Artık o hayatını otomatik pilotta sürdüren nihilist bir travmaya kapılmış bir hastadır. NAGASAVA KARAKTERİ Eserdeki en dominant, özgüveni yüksek ve lider vasıflı karakterdir. Çevresi tarafından ilgi görür, sevilir. Özünde çok iyi, yardımsever yapılı birisi olsa da hedonist savrulmalar yaşayan, özgüveni şişkin, hafif züppe ve haddini oldukça aşmış uslanmaz bir çapkındır. Kaba tabirle; kendini kompetan bir kız avcısı olarak görür, karizması yüksektir, istediği kızı kolayca tavlar. Vatanabe’yi diğer dostlarından ayrı tutar. Kendi ortamlarına sokar, yedirir, içirir, onu korur, kollar. Hayatı çapkınlık üzerine geçse de iyi bir okur-yazar ve hatta bir parça da filozof karakterlidir: #166775489 (Sy.62, Nagasava) HATSUMİ KARAKTERİ Hatsumi, Nagasava’nın düzenli olarak beraber olduğu kız arkadaşıdır. Hatsumi, gerçek bir hanımefendidir. Oturuşu, kalkışı, tavırları, giyimi-kuşamı, eğitimi ile tam bir ideal rol model kadını simgeler. Hatta Hatsumi her şeyiyle Vatanebe’yi de etkilemiştir. Cazibesi, çok yüksek bir kadındır. Uslanmaz sevgilisi Nagasava’nın kendisiyle birlikteyken bile yaptığı çapkınlıklarını bildiği halde göz yumar. Vatanabe bile buna isyan eder. Nagasava’yı azarlar, böylesi bir kadına sahipken nasıl olur da hala başka kadınlarla vakit geçirirsin diye isyan eder. Ancak Hatsumi, Nagasava’ya deli gibi aşıktır. Nagasava da Hatsumi’nin diğer kızlardan çok farklı olduğunu bilir ona oldukça değer de verir ancak çapkınlıklarının freni yoktur. Bu şekilde birlikteliklerine devam ederler, bir süre sonra herkes kendi yoluna gider. İlişki biter: #254756435 DİNLENME EVİ Kitapta ‘’Dinlenme Evi’’ olarak tasvir edilen yer, nihilist bir travmaya kapılıp ruhsal sancılar çeken, intiharın eşiğinde gezinen insanların yaşam alanı/habitatıdır. Buradaki her bir kişi, sanki yoğun bakım ünitesine bağlı olarak yaşatılmaya çalışılan birer hasta gibidir ve yine bu her bir hasta, her an fişi çekilmek üzere bekletildiğini bilerek veya hissederek yaşar bir haldedir. Bu izole ortamdan uzaklaştırıldıkları takdirde hemen intihar edecek gibi duran karakterli yapıda insanlar burada yaşar. Her biri birer Karahindiba bitkisi gibi üflesen dağılacak cinstendir. ‘’Dinlenme Evi’’ olarak tabir edilen yer, dış dünya ile bağlantıların tamamen kesildiği izole doğal yaşam alanıdır. Kendi sebze meyvelerini eker biçerler, kendileri organik ortamda imece usulü bir üretim yaparlar. Herkesin bir görev tanımı ve sorumluluğu vardır. İçinde doktorlar da bulunsa da klasik bir sanatoryumdan farklı bir yapıdadır. Oradaki doktorların da akıllı mı yoksa hasta mı olup olmadığı da zaten belli değildir. Sevgilisi Kizuki’nin intiharı ile derin ruhsal sarsıntı geçiren Naoko da ‘’Dinlenme Evi’’ olarak tabir edilen böyle bir ortamda yaşama tutunmaya (intiharını geciktirmeye) gayret eder. Buradaki kader birliği yaptığı partneri ve gözlemcisi ise biricik dostu ‘’Reiko’’ dur. FİNAL Vatanabe'nin onca çabasına aşkına rağmen Naoko'nun ilk aşkı Kizuki'den çıkamaması. İlkler her zaman beyinde bir şekilde kalıcı bir kodlama yaratıyor sanırım. Sonraki aşklarında insanlar o ilk aşktan esintiler arayıp yerine bir başkasını koyma çabasına girebiliyor. Aynı bir bebek gibi ilk gördüğü şeyleri boş zihnine (John Locke - Tabula Rasa) gibi kodlayıp kalıcı halde zihniyle bütünleştiriyor ve bir daha da o bilgiyi atıp sökmek de mümkün olmuyor. İlk aşk, ilk taze heyecan, ilk dokunuş, en derinlerde bir yerde arsızca eve gelen ve hiç gitmeyen kalıcı misafir gibi en baş köşeye tam da en merkeze (salonun tam ortasına) kuruluveriyor içerde diğerleri de evin kıyıda köşede kalan bir yerlerde kendine yer ediniyor, odalara dağılıp bir şekilde devam ediliyor işte yaşamaya ama asla ''İLK''i gibi olmuyor ardından gelen için her ne kadar çok çabalansa da. Bir şarkının kitabı olan İmkansızın Şarkısı’nın inceleme yazısı eğer bir şarkı ile bitseydi sanırım bu Çiğdem Talu’nun sözlerini yazdığı Melih Kibar’ın bestelediği bir Erol Evgin şarkısı olan ‘’Tüm Bir Yaşam’’ adlı şarkısı olurdu: Herşeyin ‘’Bir Tek Yıla’’ sığdığı, çok erken bir finalin yaşanmak zorunda kaldığı, hatırlandıkça hüznü tortu gibi dibe çöküp orada kalan ve bir daha asla geri getirilemeyecek olan o sonlu aşkların hatrına gelsin Çiğdem Talu’nun yazdığı o güzel şarkının sözleri: #254754000 … “Öyle çok sevdim ki seni Öyle çok ki anlatamam Bir tek yıla sığdı her şey Bir tek yıla tüm bir yaşam” … *SON* Kitap Ve Murakami Hakkında Meraklısına Bazı Notlar #254754894 MURAKAMİ OKURKEN NOT TUTMA ALIŞKANLIĞI Kitapta geçen şarkı isimlerini üstün körü geçmeyin. Arada bir durun ve Youtube'dan dinleyin. Sadece müzik değil, kitapta bahse konu yazarlar hakkında da bilgi edinip, bir not edin derim kitap incelememin en sonunda size bu kitaptan tek tek not ettiğim tüm şarkı isimlerinin olduğu ‘’Murakami Çalma Listesi’’ bulabilirsiniz: #254546717 İmkansızın Şarkısı Haruki Murakami
Edebiyat
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 201513,9bin okunma
··1 alıntı·
6,1bin Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.