386 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Jack London ile tanışmam çok çok eskilere dayanır. Çocukluk dönemlerimde okumuştum Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş'i... Ve ikisi de beni çok etkilemiş kitaplardı.
Uzun yıllar sonra da Martin Eden ile tekrar hayatıma girdi Jack London. Ama bu sefer bir farkla, hayatıma aldığım Martin Eden ismindeki bir kurgu karakter değil, Martin Eden ismi altında Jack London'un kendisini konuk etmiştim.
Kitap genel olarak eğitimsiz, cahil ve alt sınıfa mensup bir gencin nasıl çalışıp didinerek sevilen ve başarılı bir yazar olduğunu, bunu yaparken neler kazandığını ama karşılığında neleri kaybetmiş olduğunu anlatır. Kitap çok etkileyiciydi. Hem hırsı, inancı hem de insanların iki yüzlülüğünü, "ye kürküm ye" mantığını çok çok güzel işlemiş. Öte yandan, hayatımda okuduğum hiç bir kitap bende "tamam artık şimdi kitabı biraz kenara koy ve yaz" hissi uyandırmamıştı. Bu kitap, pek çok "yazarlık" kitabından daha çok yazma hevesi aşılıyor insana.
Öte yandan, Jack London o kadar harika yazmış ki, yayın evi ve çevirmen resmen kitabı katletmişler ama Jack London kitabın ölüsünü bile okutturdu.
Sevgili yayın evi ve çevirmene saygılarımı sunmak isterim.
Normalde klasikleri iş Bankası Yayınları'ndan veya Can'dan okurum. Ancak bu kitabı aldığım esnada sabırsız davranmıştım ve diğer yayınevlerinin baskıları tükenmiş olduğu için "Dünya Tilki Yayınları Klasikleri" serisinden okumuştum. Çevirisi de Alper Emre Has'a aittir. (Kitap bu, uzak durun görürseniz kaçın diye şuraya iliştireyim http://www.dr.com.tr/...urunno=0000000620471)
Öncelikle çevirmene değinmek istiyorum. Çeviri zor iştir, o yüzden bir çevirmene yazara duyduğum saygı kadar saygı duyarım. Yani iki dili de akıcı şekilde bilmek ve kullanmak yeterli değildir, iki dilin de kalıplarına, deyim ve deyişlerine hakim olacaksın. Ama bu da yetmez. Şu an bana örneğin "şu incelemeyi haydi İngilizce yaz" deseler, yeni bir sayfa açarım, beynimdeki Türkçe şalterini kapatıp İngilizce şalterini açarım ve aynısını rahat rahat yazarım. Ancak bana şu yazdığım incelemeyi verip "haydi bunu çevir" deseler, beynimde aynı anda iki dilin de işlemesi gerekecek ve bu gerçekten zor... O yüzden çevirmenleri her zaman takdir etmişimdir, ancak bu konuda iyi değilsen de çevirmenlik yapmamalısın.
Gelelim hatalara...
1. Bağlaçlar ve eklerin yaklaşık %70'i hatalıydı. Tek bir sayfada en az 3 adet bağlaç hatasının olması demek, en az 3 cümleyi 2 veya daha fazla okumama sebep oldu. Çoğundaki hatalar barizdi o yüzden sinirlenmekle yetindim ancak bir kaç tanesinde iki şekilde de kullanımı anlam bozukluğu yapmamakla birlikte anlamı değiştiriyordu. Olduğu gibi kabul ettim mecburen
2. Kelime hataları... Çok eskiden kitaplardaki yanlış yazımları hoş görürdüm. Sonuçta bugünkü teknoloji yok ve otomatik dil bilgisi kontrolleri bu günkü seviyede değil. Ancak bugün bilgisayarda herhangi bir kelimeyi yanlış yazdığımızda altında kocaman kırmızı çizgi belirince üstüne gelip bir sağ tıklamak, ve düzeltmek ne kadar zor olabilir. Kitabı yavaş yavaş, tadına vara vara, her kelimeyi özümseyerek okumak isterseniz sayfada en az 10 adet yanlış yazım kelime vardır. Örnek vermek gerekirse "kelime" yerine "kelme" yazılmış... O yüzden bunlara başta çok sinirlendim ama sonra hızlı okumayı tercih ettim ve bıraktım kelimelerin 3-4 harfini gözüm görsün, beyin gerisini doğru şekilde tamamlar... Evet bu yaptığım farkettiğim hataları azalttı ancak aldığım zevki de öldürdü
3. Deyim ve deyiş hataları... Hayatımda ilk kez "bitmek tükenmez" kalıbını burda duydum. "Bitmek tükenmek bilmez" ya da "bitmez tükenmez" denir. Bunun gibi onlarca deyim ve deyiş hatası var.
4. Yan cümleciklerin kullanımında özne yüklem uyumsuzlukları, fiil çekimindeki uyumsuzluklar... Aynı cümlede hem şimdiki zaman, hem geçmiş zaman, hem hikaye geçmiş zaman... Ortaya ne bulursa karıştırmış resmen, çorbaya dönmüş. Evet anlaşılıyor ama kulak tırmalıyor.
5. En çok güldüğüm kısımlardan biriydi... Martin Eden yukarıda da bahsettiğim gibi, düzgün eğitim almamış cahil bir çocuk. Bir arkadaşı da kitapta onun konuşmalarındaki dil bilgisi hatalarını düzeltiyor. Kız güzel güzel anlatıyor. "Konuşurken 'geliyom' diyorsun, 'geliyorum' demen gerek, arada harfleri yutuyorsun vs gibi Türkçe dil bilgisi kurallarından açıklamaya başlamış. Tamam, kabul... Derken bir anda şöyle bir cümle görüyorum. "kendinden bahsederken 'do' dersin ama nesneden konuşurken 'does' kullanman gerek! Ve ben bu noktada sağlam bir küfür savurdum. En başta ben okuyucu olarak İngilizce bilmek zorunda değilim, sen böyle bir açıklama yapamazsın. Türkçe'deki dil bilgisi kuralları ile başka örnek verirsin. Tamam orjinalliğine saygı göstereceksin anlıyorum, o zaman daha evvel verdiğin " 'geliyom' denmez 'geliyorum' demen gerek" örneğini de orjinal halinde tutman gerek. Ama bunu yapıyorsan da güzel bir dipnot koyup İngilizce'deki kuralı az çok anlatman lazım. Yuval Noah Harari'nin Sapiens kitabında yazar, verdiği arkeolojik örnekleri bile çevrildiği dile göre seçiyorken sen, alt tarafı bir çeviri yapıyorsan biraz daha dikkat etmen gerek.
6. Dipnotlar...Yukardaki verdiğim örnekte olduğu gibi, kitapta dipnot yok! Bir sürü etkilendiği yazar var, isimler felsefik akımlar vs vs, bunlara dair tek bir açıklayıcı bilgi koymamış. Gerçi hakkını yemeyeyim, toplamda 2 adet dipnot vardı, ilkini hatırlamıyorum önemsiz bir bilgiydi, ikincisi de çoğu kişinin bildiği bir balık türü...
7. Tercüme hataları... İngilizce'de de eş anlamlı kelimeler var sonuçta. Google translate kalitesinde bir çeviri var... Bir kaç sefer anlamlandıramadığım cümleyi kafamda İngilizce'ye çevirdim, ve tekrar Türkçe'ye çevirerek Jack London'un ne demek istediğini gördüm.
8. Kitap kesilmişti! Daha evvel de farkında olmadan kesilmiş kitaplar gördüm ama hayatımda ilk kez bunu fark edebildim. Ve kesinlikle bu benim dikkatim ve başarım değil, çevirmen ya da editörün başarısızlığıdır. Bir anda, konuşmanın ortasında birinn türemeleri, bambaşka bir mekana geçmeler... Başta ben farkedemedim heralde sandım ama daha sonralarda konuşmanın ortasında, hemen arka arkaya tekrar eden replikler ve cevaplanmayan soruları farkedince anladım ki saçma şekilde kesilmiş...
9. Zamir kullanımı... Türkçe ve İngilizce arasındaki bir fark da, 3. tekil kişi kullanımıdır. Türkçede yalnızca "o" kullanırken İngilizce ve pek çok dilde daha cinsiyet ayrımı vardır ve İngilizce'de kadın için "she", erkek için "he", nesne için de "it" kullanılır. bir kadın ve erkeğin sohbet ettiğini hayal edin... "He did", "she did" dendiğinde kimin yaptığı nettir, ancak "o yaptı" denilince "hangi o" sorusu doğar ve bu, cümlenin içindeki ipuçlarından anlaşılabilir. Kitapta, ya kesildiği için ya da Jack London zaten öyle yazdığı için, aynı paragrafta farklı öznelerin olduğu yerler vardı. ve sürekli gizli özne kullanıldığı için "yaptı, etti" gibi, özne değişiklikler farkedilmiyordu. X kişisi ile başlıyor paragrafa diyelim ben x kişisi hala onları yaşıyor diye okurken bir anda bakıyorum ki son cümle Y ile ilgili... ama radaki hangi cümleden itibaren özne değişti belli değil... Çeviri esnasında bu anlam kargaşasını da çevirmenin engellemesi gerekirdi.
Çevirmen için eleştirilerim, aklıma gelenler bu kadar...
Gelelim editöre...
Anlaşılan editörümüz, kitabı okumadan baskıya göndermiş. En azından, içinde bu kadar ağır editör eleştirileri olan bir kitapta biraz daha özen gösterebilirdi...
Sonuç olarak... Yukarda dediğim gibi, editör ve çevirmen kitabı öldürmüş ama Jack London, ölü kitabı bile okutturuyor. Bundan sonra da ne bu yayınevinden bir şey alırım, ne de bu çevirmenin bir çalışmasını okurum.