Gönderi

Toprağın Elleri
Anneannemin toprakla uğraşmaktan çatlayan ellerindeki kudrete inanıyorum. O eller ki Ankara’nın kavurucu sıcağında yıllar boyu toprakla muhabbet kurmuş. Evet doğru kelime bu olmalı, uğraşmak rekabet barındırıyor ama o dostluk, ahbaplık ilişkisiyle ömrünü ölçmüş, biçmiş, değerlendirmiş. Bu dostluktan ona kahve telvesinden nişane kalmış; ayasıyla birlikte tüm parmakları toprağın rengine bürünmüş anneannemin. Elleri toprak olmuş, çatlakları var ince ve uzun. Şimdi, o uyurken, avucumda tuttuğum elindeki bu sert çatlaklar su yollarını anımsatıyor bana. Bereketli tarlamızda ufak ellerimle açtığım sığ su yollarını… Şimdi olduğumdan daha küçüktüm. Kömürlükten keser almamı söyledi anneannem. Salatalıklara, domateslere, mısırlara gidecek su için yol açmalıydım. Parmak uçlarımda koştum. İçerisinde, ne vakit görsem korktuğum öküzün barındığı ahıra yaklaşınca yavaşladım. Beni duymasını istemedim. Sanki duymasıyla kilitli tahta kapıyı kırıp üzerime gelmesi bir olacak hayvanın. Korkuma rağmen merakıma yenik düştüm ve kapıdaki delikten içeriye baktım. Burnuma keskin tezek kokusu çarptı ve o anda gözlerim yandı. Kafamı geri attım. Üçe kadar sayıp tekrar gözümü kapı deliğine yapıştırdım. Ses gelmedi. Bir şey mi oldu demeye kalmadan iri boynuzları görmemle kendimi geriye atmam bir oldu. Oyununa geldim öküzün. Korktum. Gözlerime yaş, ağzıma çığlık hücum etti. Hemen yandaki kömürlükten almam gerekeni aldım ve koşmaya başladım. O ana kadar sesi çıkmayan hayvan arkamdan kahkaha atıp böğürürken, ben, gözümde nem, elimde keser, dilimde anneanne çığlıklarıyla parmak uçlarımda koşuyordum. - Allah razı olsun oğlum. Dalmışım. Ben hatıra dehlizinin sisleri arasından, oysa yarı ölüm olan uykusundan uyandık. - Yanımda mı bekledin sen beni? Yalnızlıktan pek korkar. Başımla onaylıyorum sorusunu. - Oy seni yaradana kurban olurum. Ne burada ne ötede nedeceğum dedirtmesin sana. Tebessüm ediyorum. Dili daima dualı bu yaşlı kadının gözlerindeki yaşanmışlıklara bakıyorum. Mavinin en yorgun tonunda bu gözler. Buna rağmen bakana sıkıntı değil, asudelik katıyor. Sonra gözlerin muhafızlarına çeviriyorum gözlerimi. Kaşları azalmış, kirpikleri ama sarı oluşundan ama döküldüğünden yok denecek vaziyette. Buna rağmen griye çalan saçları sıkı ve uzun. Saç için kadının güzellik alametidir derler. Onun silahı, sırrı, ziyneti… Aşikâr ki anneannem çok güzel bir kadın. Sırtımı dikleştirip oturuşumu düzeltiyorum. O da dirseğinden destek alıp kalkıyor. İki elini yanlarına koyup vücudunu geriye atıyor. Oturuyor. Arkası sağlam olsun diye uzanıp hızlı bir hareketle sırtıyla yatak başlığı arasına yastık koyuyorum. - Ezan okundu mu oğlum? Saatle işi yok anneannemin. Kimi sorduğunda da laf olsun, konuşuk açılsın diye sorar. Esasında onun işi vakitlerle. En büyük oğlu abrilin ilk günlerinde, yatsı sonrasında doğmuştur mesela. Yahut ilk ineğini kurbanın ilk gününde ancak öğleye doğru kesmişlerdir çünkü seherde ineği yere serdiklerinde yüreği dayanmamış da fenalaşmıştır. Henüz ezan okunmadı ama imsak atmıştı. Söylüyorum. - Tut uşağım elinden kurban olayım. Abdest alayım. Bir elinde elim, diğer elinde bastonu abdeste gitti yavaş adımlarla. Çok geçmeden seslendi içeriden. Duşakabinde ayaklarına su dökmek üzere gittim. Dilinden eksik olmayan duasından bir tutam daha sundu bana. Suyla beraber yılların yükü de akıp gitti ayaklarından, gördüm. Çıktık. Odaya geçirdim. Hızlı hareketle öne geçtim sonra. O iki eliyle bastonuna dayanmış dururken ben sandalyeyi kıbleye doğru çevirdim, namazgahını serdim. Oturdu. Yemenisini uzattım. Bağladı. Bembeyaz. Moruyla, sarısıyla el işi oyaları var kenarlarında. Şimdi bir kaşığı dahi titretmeden tutamayan o parmaklardan bir zamanlar ne ince işçilikler çıkmış. Yüksek sesle tekbir getiriyor. Sabahı mı kılıyor yoksa kaza mı bilmiyorum. Zaten kimi vakit kendinde olmuyor mübarek kadın. Artık yaşlılıktan mıdır kullandığı ağır ilaçlardan mı emin değilim. Belki de ikisindendir. Demans demişti doktorlar. Yer yer onu çok vurur bu us illeti. Aklın işlevini layıkıyla yerine getiremediği bu devrelerde doksanına merdiven dayamış şu kadının yine de unutmadığı iki şey oluyor; çocukken şifahen ezberlediği sureler ve sekiz evladı. Nasıl oluyorsa hastalığı şiddetlendiğinde kendi adını bile unutabilen kadın bunları unutmuyordu. Belki de akıl, birkaç kilo ağırlığındaki yağ parçasından ibaret değildir. Belki de o aslında ruhun diyarı gönülle ilişkilidir. Öyle ya dilimize de aksetmiş bir deyişle hem. Gönülden bağlı insan var, beyinden bağlısı namevcut. Başlangıçta olduğu gibi yine yüksek bir ses çıkarıp selamını veriyor anneannem ve o sırada sabah ezanı okunuyor. Başı önünde usul usul tesbihatını yapıyor. Bitirdiğinde toprak ellerini semaya açıyor. Karanlığın ardına kadar açık duran rahmet kapılarına açıyor ellerini. Gök ile toprak, Leyla ile Mecnun oluyor. Ben bu iman dolu ellere inanıyorum. Neden sonra nemli gözlerini bana çeviriyor. - Sabahı da kılayım oğlum. Sen de kıl hadi. Bekletme. Tamam deyip geçiyorum odama. Yanına tekrar gittiğimde yatağa girmiş buluyorum onu. Benden hızlı mı kıldı? Alık gözlerle ona bakıyorum. Gülümsüyor. Eliyle yatağa oturmamı işaret etti. Sabah adetimiz oldu bu artık. Namaz sonrası yanına gider ve sırtım ona dönük olacak şekilde otururum. Oysa toprak elleriyle sırtımı okşar. İşte şimdi yine oturuyorum. - Büyüğünün büyüğünün eli şifadır oğlum. Bunu her defasında sanki daha önce dememiş gibi söyler. Akabindeyse avuç içlerini bastırmadan sırtıma sürmeye başlar ve bir yandan da ne olduğunu çıkaramadığım dualar mırıldanır. Duaları ederken sesi, havaya karışmakta tereddüt edercesine durulaşır. Anlamam ama inanırım. Güzellik anlamlandırmak değil, onun kendi anlamını bulmak, bulamasan da anlamıyla güzelleşmek, buna inanmaktır. Güzele inanmak güzelle anlamlanmaktır. Eli sırtımdayken geçen iki üç dakika neticesinde yıllardır sırtımı yuva belleyen o sinsi ağrı o gün beni terk eder. Evet, ağrım ne hikmetse ilaçlarla değil, anneannemin elleriyle diner oldu benim. Başta beni şaşkınlığa uğratan bu ritüelin nasılını düşünmeyeli çok oldu. Cevap karışık değildi. Toprakla yoğrulan el, topraktan gelene şifa olur. İşi bitince yüzümü ona dönüyor ve toprak ellerini öpüyorum. Birazdan içimde esen okşayıcı yeller eşliğinde işe gideceğim. Evet şüphem yok. Ben bu ellerin güzelliğine inanıyorum. *** Bir fatiha okursunuz nasipse. *** #168877647
Öykü
··
13,3bin Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
erhan
Gönderi Sahibi
Senin elin söyler Avucunun toprağa değip donan çizgileri Anlatır Cahit Zarifoğlu
Anneanneme yetişen bir ömrüm olmadı ama dün gibidir, çocukken mezarlığını ziyaret ettiğimde, çocuk aklı toprağına sarıldığımda, sanki kavuşabilecekmişim gibi, o toprağın beni çeken, sarılan yanını unutmam.. vefatına yakın doğmuşum, annemin kalbindeki boşluğa bir dua misalinde belki. Velhasıl sözünüzle de hayli uzaklara gittim ben de Erhan kardeşim, iyi ki geçmişler bu dünyadan o topraktan eller ki manasıyla bir kılmışlar. İnsanı büyütmüşler en çok içimizde... Mevlam rahmetiyle eylesin. Kaleminize ve dahi ömrünüze bereket olsun.
erhan
Gönderi Sahibi
Mekanı cennet olsun. Toprağa sarılmak... Çocuklardan öğrenilecek çok şey var denir ya öyle. Teşekkür ederim abla, yorumun için sağ olasın.
Rahmetli babaannem, eşi bir kazada vefat eden çok çocuklu bir komşusunun çocuklarına hırka patik örerdi, komşusu dediysem aynı sokakta değil, ama mahallede epey uzak bir evde otururdu bu hanım.Ben çocuktum hiç unutmam, babaanem elimden tutar o hanımın oturduğu evin kapısına, kış ağzında poşetle ördüğü kışlıkları bırakır. Kapı açılıp poşet içeriye alınıncaya kadar köşede beklerdi.Artık hepimiz büyümüş olanı biteni anlayacak çağa erişmiştik. Bir vesile ile babaannemin cenazesine gelince bu hanım, herşeyden habersiz şöyle diyordu, "rüyamda merhumeyi gördüm bana üstüne örttüğüm örtü için teşekkür ediyordu." Bu sahneyi ömrümce unutmadım, unutmam... Hanımın hiç birşeyden haberi yoktu ama Rahman Latiflerin en güzeliydi ve bize asıl ferahlık yurdu burası diyordu... Onların bize su yollarını andıran emektar elleriyle sundukları bereket, toprağın kalbinin atışı gibi taze... Gönlüne sağlık Erhan kardeşim.
erhan
Gönderi Sahibi
Subhanallah. Görünen alemden ötesi var işte. Sağ olasın abla. Rahmet olsun ölmüşlerimize.
Erhan reis bir yandan Eylül abla bir yandan... Dünyanın kötü tesirlerini söküp atıyor insanın üstünden. Böyle insanların var olduğunu bilmek ve var olacağından ümitvar olmak.. Allah onlardan razı olsun, mekanları âli olsun. Rabb'im o hasen diyarda kavuşmayı nasip etsin.
erhan
Gönderi Sahibi
Amin Olgun amin. Bu dünyaya baktıkça daralıyoruz ama nefes almak yine ondakilerle oluyor.
Bazen, ne kadar güzel insanlar geçmiş bu dünyadan bu güzellikleri bize de nasip olur mu/ olmuş mu? diye hayıflanıyorum.Sonra da her şeye rağmen ümit var oluyorum bu güzellikleri duydukça🌸 Bu güzellikleri paylaşan gönüller de daim olsun, sağolun.
erhan
Gönderi Sahibi
Sağ olun. Ümitten gayrı neyimiz var, tutunmalı.