Gönderi

Sütten ağzım yanmıştı, yoğurdu üfleyerek yedim..
Puan vermedi·1380 syf.··
Beğendi
·
2022 28. kitabı
·
97 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2022 16:34
Nedir bu başlık.? Meramımı anlattığımda anlaşılabileceğini düşünüyorum.. * İster kabul edelim, ister etmeyelim; insan denilen varlık, doğduğu toprağa göre şekilleniyor. Doğduğumuz coğrafya, sonrasında aile, sonrasında çevre, sonrasında toplum ve elbette bu aile, çevre, toplumun sahip oldukları üzerinden bize verdikleri eğitim. Ve ortaya bir ''biz'' ya da tekil haliyle bir ''ben'' çıkıyor. ''Biz'' burada bana çok daha mantıklı geliyor. Çünkü, bunca bileşenin neticesinde bir tekillikten söz edilemez kanımca. ''Ben'' ''ben olmaktan çok uzaktır. Edinilmiş, öğrenilmiş bir öğretiler silsilesinden ortaya çıkan birey, kendi olmaktan çok, o bileşenlerin toplamıdır. O halde, ''ben'' nasıl olunur.? Olmak gerekli midir.? Önemli midir.? Benim dünyamda, evet.! Ben, başkalarından önce, kendi gerçekliğimi, kendi değerlerimi, beni ben yapacak her türlü etmeni arayıp bulup, bu dünyadaki varlığımı öncelikli olarak kendime kanıtlamak istiyorum. Ki, ''ben'' olayım. Bunun da okumaktan, araştırmaktan, düşünmekten başka bir yolu olmadığının farkındayım. Burada bir çelişki mi var.? Hani ben, ben olacakken; bir insana -veya topluma- benzemek gibi, yine yolum, kitaplar aracılığıyla insanlara çıkmıyor mu.? İnsanların bana empoze etmeye çalıştıklarını, kitaplar da yapmıyor mu.? Arada çok önemli bir fark var bana göre. Ben, kendi ilgi alanlarım üzerinden, okuyacağım kitapları seçme ve ikinci aşamada -gerçekten bir şeyleri çözümleme gayretindeysem- o seçtiklerimi olduğu gibi alıp özümsemek yerine, akıl süzgecimden geçirme şansına sahibim. Bunu, insanlarla, toplumlarla da yapamaz mıyım.? Bana göre, hayır. Çünkü birebir ilişkilerde, bir tarafın diğer tarafı, kendi düşünceleriyle manipüle etme çabaları, beni tam da rahatsız eden bu. İşte bu yüzden, sağlam, özgün ve tarafsız kaynaklarla yola çıkmak, bana göre en sağlıklısı. Bunu yaptığım taktirde, kendime olan yolculuğumda, olabildiğince yoldan sapmadan, bir yerlere varamasam da, yolculuğumu doğru güzergâh üzerinden yaptığımı hissedebileceğim. Burada şunu eklemeden geçemeyeceğim Yılmaz Erdoğan der ki: Yol bir yere gitmez, o bir durma biçimidir. Hayatım boyunca unutmayacağım bir cümle olarak, tam da anlatmak istediğim şeyi net ifade ediyorken, ekleme ihtiyacı hissettim. * Yukarıda kurduğum bütün cümlelerin özeti olarak: Ben bana öğretilenler olmak istemiyorum. Ben ''beni'' kendim şekillendirmek istediğim için okuyorum. Ve bu kitap da belki, belki değil kesinlikle, çok ama çok geç kaldığım kitaplardan. İnançlı bir insan değilim. Yani, kendime göre inançlarım var ama anlaşılan anlamda bir dine mensup değilim. Okuma sürecimin başlamasıyla birlikte, toplumu daha farklı gözlemlemeye başladım. Nutuk ve Mustafa Kemal'e yönelik kitapları okumadan Atatürkçü olanlar; Kapital ve ona dâir kitaplar okumadan komünist olanlar; bırakalım diğer din kitabı olarak anlatılan kitapları, doğuştan sahip olduğu dinin kitabını, anlayabileceği dilden okumadan müslüman olanlar... Benim düşüncem, bir şeyi, hiçbir etki altında kalmadan, ben kendim öğrenerek edindiğim taktirde, sahiplenmeliyim veya reddetmeliyim. İşte bu düşüncelerle, yıllar öncesi en az iki-üç kez farklı meal ve tefsirlerden okuduğum Kur'an dışında, diğer dinlere ait kitapları okumadan onların doğruluğunu ya da yanlışlığını nasıl kabul edebilirim, diye kendime sordum. Gecikmiş de olsa, öncelikli olarak bunu yapmam gerektiğini anladım. Birilerinin anlattıkları, öğrettikleri olmamalıyım, benim felsefem bu. Sonuçta, okuduğum bu kitap üzerine diyebileceklerim: Zaten dinlere inanmayan bir insan olarak, benim için çok bir şey değişmedi, aksine kuvvetlendi. Ama, şimdi ben okudum ve ben karar verdim. Bana göre bir tarih kitabı. Ve, kutsal olarak addedilen kitapların içinde, yine bana göre, en özgün olanı. Bu gözle baktığımdan, ''dine dâir bir gerçeklik'' aramak gibi bir amacım yok. Çoğunlukla daha öncesinden okumuş olduğum için Kur'an ile örtüşen yerleri dikkatimi çekti. Ve azımsanamayacak benzerlikler de gördüm. Ama benim için asıl önemli olan nokta şuydu: Sanat Tarihçileri bilirler; sanat, ister istemez, insanlık tarihi boyunca kutsal addedilen kitaplardan etkilenmiş, beslenmiş. Mimari, resim, müzik, sinema vs. Dolayısıyla sanatın da şekillenmesi böyle olmuş. İlk mağara resimlerinden başlayarak, insan, çeşitli eğilimlerini yaptıklarına yansıtmış. Piramitlerden, anıt mezarlardan, mâbetlerden tutalım da her şeyde ama her şeyde insanın kendi eğilimleri mevcut. Dolayısıyla bu kitaplarla inilen, insanın kendi tarihi. Herhangi bir ayırım yapmadan, topluca bir bakışla, benim gördüğüm bu. Ve bu yönüyle de bakınca, benim için hepsi çok değerli. Çünkü çekirdeğe inen özler, izler taşıyorlar. Sanırım, düşüncelerimi olabildiğince anlatmış oldum. Okumak kolay mı, diye sorulursa: Hayır. Oldukça zorlandım. Fazlaca olan tekrarlar vs. yer yer sıksa da, çoğu bölümden -ki ''VAİZ'' ''SÜLEYMAN'IN EZGİLERİ'' ''HEZEKİEL''in özellikle giriş kısmındaki betimlemeler, ''AMOS'' ve VAHİY- bunların başında olmak üzere- çok keyif aldım. Bitirdiğimdeyse, kendime teşekkür ettim. Çünkü bu, gerçekte, kendime olan bir hediyeydi. Çoktan verilmesi gereken.. * Kitabın sonlarına yaklaştığımda ancak bulduğum bu linki de şuraya bırakayım. Bölümlerin Giriş kısımlarındaki kısa bilgiler dışında kitabın tamamı mevcut. Okumak isteyip alamayanlar varsa okuyabilirler. * kutsalkitap.org/online-tevrat-oku... * + Kutsal olarak tanımlanan tüm kitaplar, Kur’an Tevrat İncil Kutsal Kitap + Jean Bottéro, Gılgamış Destanı, Ölmek İstemeyen Büyük İnsan, Jean Bottéro Gılgamış Destanı + Alâeddin Şenel, Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi, Alâeddin Şenel Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi - 3. Kitap benim için paha biçilmez kaynaklar oldu. * Bilimle kalın..
Din ve Kutsal Kitaplar
Kutsal KitapKolektif · Yeni Yaşam Yayınları · 2016513 okunma
·
356 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yangın çıkaran bedelini öder “Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya da satarsa, bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna karşılık dört koyun ödeyecektir. Kitabı Mukaddes Çiftçi Musayı bir köyden tavuk çalarken yakalamışlardı polis onu karakola götüren jandarmaya kardeşim Ağızlarınızdan çıkan söz ne büyük bir iftiradır sizler yalandan başka bir şey söylemiyorsunuz kardeşim seni evden çıkarken görmüşler seni ev sahibi yakalasa öldürse bilmezmisin o ev sahibi hiç bir ceza almayacaktı nefsi müdafa sayılacaktı Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Hiçbir şeyi yok dedi çiftçi Mustafa ancak onun eline ayağına pranga taktılar ve küçük bir köy hücresine kapattılar köylünün öküzü kaybolmuştu isteği Mustafanın iki katını ödemesi idi ne elde ne avuçta böyle bir gücü yoktu Mustafanın ne etsem nasıl etsemde kendimi aka çıksam diye düşünürken onun suçsuz olduğuna inanan bir tarla sahibi bu zararı tarladan çıkan mahsulün en iyi ürünleri ile ödedi ne derler tüm kapılar yüzünüze kapandığında Allah Teala size tüm kapıları ve imanlı kulları için tüm zorlukları ortadan kaldırandır Birinin yaktığı ateş dikenlere sıçrar, ekin demetleri ve diğer tarladaki ekinlere zarar verir fakat her devirde bir Nuhun gemisi yangın çıkaran o yangının bedelini öder