Taş'tım, Sektim, Battım...
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2023 01:26
"Aslında her okur, okuduğu esnada kendi kendinin okurudur. Yazarın eseri, okura sunduğu bir görme aygıtına benzer; okurun o kitap olmasa kendinde belki fark edemeyeceği şeyleri görmesini sağlar. Kitapta söylenenleri okurun kendinde tanıması, kitabın gerçekliğinin kanıtıdır..." (Marcel Proust, Yakalanan Zaman, s. 218) Bizleri pek çok şeyden alıkoyan hayat telaşına rağmen, sosyal varlıklar olmamız hasebiyle üzerine düşündüğümüz dahası düşünmenin zorunluluk haline geldiği bazı kolektif konular vardır: Var olma çabası, benlik arayışı, yabancılaşma, aidiyet, sosyal beklentiler, birey-toplum çatışması, normallik algısı... Kitaplar -doğrudan yahut dolaylı- insanlığın bu ortak paydasına temas ettiği ölçüde Proust'un bahsettiği gerçekliğe ulaşır. Zira okunan artık kitap değil, okurun kendisidir. İşte tam da bu konulara mercek tutarak okuru için bir çeşit görme aygıtı işlevi üstlenen ve onları içgörüye yönelten bir kitap ile beraberiz: Taş Sektirme Ustası Değerli okur ve yazar Resul Bulama 'nın kaleminden bizlere ulaşan, toplamda 22 öykü barındıran bu tematik öykü kitabında zannımca en çok dikkat çeken noktayla başlamak istiyorum incelememe. Yani kitabın profesyonel sadeliğiyle! Her türlü aşırılıktan bir heykeltıraş titizliğiyle törpülemiş adeta eserini yazar. Gülümsetiyor ama kahkaha attırmıyor, hüzünlendiriyor fakat ağlatmıyor. Öyle ki varoluşsal sancıların dahi bir ölçülülüğü söz konusu, intihara meylettiriyor lakin en nihayetinde yaşama arzusunu galip kıldırıyor. Arka fonda özenli bir araştırma ve ön hazırlığın yapıldığı aşikar olsa da göze batırırcasına hissettirme çabasına maruz bırakılmamış okur. Bu nedenle 'profesyonel sadelik' tabirini kullandım. Kapağıyla, konusuyla, karakterleriyle ve üslubuyla TRT dizisi softluğunda bir kitap. Gelgelelim Kierkegaard'ın da dediği gibi, “Herkesin daima fazladan küçük bir aykırılığı olmalıdır.” Yazarımız da bu aykırılığı, gidemeyen ama bulunduğu yerde de kalamamanın arafında savrulan kayıp bir başkarakterle koyuyor meydana. Öyle kayıp ki karakterimiz, bir ismi dahi yok! Kitap boyunca Selim Bey'in oğlu veya Taş Sektirme Ustası olarak anılıyor. Taş sektirmedeki mahareti, isminin önüne geçmiş bir usta. Cümle ahalinin işsiz güçsüz bellediği kahramanımızın "usta" olarak addedilmesinde de bir ironi olduğu aşikar. Selim Bey'in oğlu olarak anılmasının hikayesi ise çok daha derindir fikrimce. Kim bilir, toplumumuzda evlatların ille de ebeveynlerinin istek ve beklentilerinin gölgesinde yaşama mecburiyetine bir dokundurmada bulunmayı niyetlemiştir belki de yazar. Nitekim ustamız ve babası arasında da bir türlü aşılamayan manevi uzaklıklarla ve ulaşılamazlığın hamuruyla yoğrulmuş yaralı bir ilişki söz konusu. "Ki her insan bir miladı yaşar, bir yerde hayatının." der bir şiirinde Ahmet Erhan. Kitabın "İnsan Taşa Benzer Mi!" adlı ikinci öyküsünde, Taş Sektirme Usta'sının babasıyla yaşadığı olumsuz bir çocukluk anısından bahsedilir. Kahramanımızın sürekli deniz kenarına "sığınmasının" miladı, bahsedilen bu olumsuz anı olabilir belki. Zira kitabın "Taş da Bir, Kum da Bir" adlı öyküsünde (s. 91) babasıyla konuşamadığı için deniz kenarına gittiğini söyler kahramanımız. Yaşamda anlam arayışı, insan davranışlarına yön veren temel ve sürekli bir güdüdür. Her birey, kendi anlamını kendi bulmakla yükümlüdür. Bu arayış ketlendiği zaman, insan kendini okyanusun ortasındaki başıboş bir konserve kutusu misali hayat çalkantıları içerisinde oradan oraya yalpalarken bulabilir. Taş Sektirme Ustası da kitap boyunca bir öz arayışı içerisindedir. Bundandır ki kimi zaman kendini denizin ortasında kalmış küreksiz bir kayıkla tasvir ederken kimi zaman uçuşan toz zerrelerine benzetir kendini. Bir bakarsınız diplere batan bir taş ile özdeşleşir, beri yanda delinin biriyle bağdaşım kurarken yakalarsınız onu. Benzetmelere özel bir ilgi duyduğu bu konudaki maharetinden de anlaşılan yazarımız, kahramanın öz arayışını "Toz ve Gölge" adlı kitabın en sevdiğim öyküsünde çok güzel tasvir etmiş. Bu öyküde kahramanımızın duvardaki gölgede gördüğü "denizin ortasında kalakalmış küreksiz ve biçimsiz bir kayık" yansıması, bizzat kendisini temsil eden muazzam bir metafor. Modifiye gölge konusunda da ayrı bir hünere sahip olan ustamız akabinde, kendisi gibi ortalık yerde kalmasın diye parmaklarıyla yelken yapıp nefesiyle rüzgar oluyor gölgeden kayığa. "Sevdiğimiz insanlar, her zaman açıkça seçemesek de peşinde koştuğumuz bir hayali özlerinde barındırırlar." der Proust. Kim bilir sevdiklerimiz hangi hayalimizi temsil ediyor ve kim bilir bizler, sevildiklerimizin hangi hayaliyiz peşinden koştuğu? Peki Taş Sektirme Ustası'nın sevdikleri onun hangi hayallerini barındırıyordu özlerinde? Çocukluk arkadaşı olan muhtarın oğlu mesela, gidebilmenin ta kendisiydi belki de! Anıları, beklentileri, serzenişleri, gelecek kaygılarını ve daha nicelerini ardında bırakarak kalamadığı yerden çekip gidebilmenin... Aralarında bir "gibilik" farkın kaldığı köyün delisi Memet mesela, mutlak İzolasyon haddine varabilmenin aşkınlığı değil de nedir dostlar? Umursamaktan feragat ederek yadırganmamaya erişebilmiş bir adam. Bu mertebeye ulaşabilmenin yegane yolu, akıldan ve gerçeklikten azade olabilmektir belki de. Kıymetli yazarımız Resul Bulama'nın pek sevdiği (üç defa okunmasından anlaşılacağı üzere) Don Quijote kitabında Cervantes görebilen için hikmetler içeren bir soru yöneltir, "Söyler misiniz, acaba kim daha delidir, elinden başka türlüsü gelmediği için deli olan mı, bile isteye deli olan mı?" Ustamızın hangi kategoride yarıştığını kestirmek zor. Tanımlanamayandır insan, tanıma sığmayıp tanımdan taşandır insan. Hal böyleyken insana dair olanlar da bir parça kestirilemezlik barındırır. Kahramanımıza diğer her şeyden el çektiren taş sevdası tutku mudur, yoksa bir takıntı mıdır? İnsanlarda veya başka uğraşlarda bulamadığı neyi veriyordu taşlar ona, hangi teselliyi? Sükutu mu, koşulsuzluğu mu, yadırganmamayı yahut yargılanmamayı mı? İfadesizliğin timsali olan taşlar, ne ifade ediyordu onun için? Madem söz taşa değdi sözün burasında Safir'e de özel bir parantez açmak isterim. Hayır, değerli bir taş olduğundan değil! Bilakis yazarın kaleminde değerin göreceliliğini vurguladığından. Usta, Safiri denize atıp sıradan(!) taşlarla bir tutarak değerin, atfedilen manadan ileri geldiğini gösteriyor bizlere ve en değerli olanın dahi bir sekimlik canının olduğunu. Safir pek çok sırrı gizliyor bağrında. Değil mi ki batmadan evvel son bir defa dönüp "Kimseye anlatma!" demişti... Sözü daha fazla yormadan nazar boncuğu niyetine birkaç eleştiride bulunup tamamlayacağım incelememi. Kitabın ikinci öyküsünde, daha önce de söz ettiğim üzere kahramanımız ile babası arasında geçen ve -yazar bunu açıkça belirtmese de- kahramanımızı etkileyip hayatının şekillenmesinde önemli rol oynayan olumsuz bir anıdan bahsedilir. Her insanın hassasiyet ve duyarlılık eşiğinin farklılık gösterebileceği fenomenini de göz ardı etmeyerek söylemek isterim ki söz konusu olumsuz anının, bir insan üzerinde bu denli bir etki yaratacak güçlülüğe sahip olmadığı düşüncesindeyim. Yazarın sade ve ölçülü biçeminden, çocuğun ayaklarından tavana asılıp kırbaçlandığı arabesk bir hikaye bekliyor değilim elbette. Bununla birlikte daha güçlü bir anı sunulabilirdi fikrimce. İkinci eleştirim ise Taş Sektirme Ustası'nın, kitabın ikinci yarısında birdenbire Resul Bulama'ya dönüşmesi. Kahraman, ilk yarıda kendi halinde bir kasaba sakiniyken ikinci yarıda -herhangi bir ön hazırlık yahut ara fon olmaksızın- radikal bir biçimde entelektüel bir insana geçiş yaparak okura yadırgatıyor kendini. En azından bir yerlerde eline bir kitap tutuşturulduğuna şahitlik etseydik, böyle gafil avlanmazdık hiç değilse. Son olarak da gelelim Jung materyaline. Materyal ifadesini kullandım çünkü içerikte işlenme yönüyle ele alacağım Jung'u. Naçizane yazara da Jung'a da az buçuk aşina olan bir okur olarak söyleyebilirim ki yazar, Jung'u gereğince özümseyememiş ve özümsetememiş. Aksi halde Resul Bulama gibi incelikli bir yazarın, Jung gibi mistik derinliğe sahip olan bir materyali öyküleriyle çok daha nitelikli bir biçimde harmanlayıp harikalar yaratabileceğini biliyorum. Taşın en nihayetinde hamura tekamül ettiği bu kitapta, bir çeşit "hamdım, piştim, yandım" düsturuyla bilmekten bilememeye evrilen bir seyir uzanıyor sözcüklerin saklısında. "...sanatsal değere sahip bir yazı için bir uyumsuzluk olmalı yazarda. Ya hayalleri uzakta kalmalı, ya da yaşadıklarında onu rahatsız eden bir şey. Yoksa yazmak çekilesi değil." demiş yazar KitapHaber Dergisi'ne verdiği röportajında. Yazmayı kendisi için çekilesi kılan bu ilk eser, yazarın uzakta kalmış hangi hayallerinin veya duyduğu hangi rahatsızlıkların bir neticesidir bilinmez. Fakat uyumsuzluklarını daima böyle güzel eserlerle yüceltmesini temenni ederim. Yazın yolculuğunda kalemine taş değdi, ayağına taş değmesin...
Taş Sektirme UstasıResul Bulama · Şule Yayınları · 0234 okunma
··
2.561 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Taşa dair bir kitaba dair yazılan incelemeye dair notlar... Değerli okur ve yazar dostumuz Neşe 'in eseri hakkında Kitap Haber için yazdığım incelemede yazarın metinler içinde hem görünmeye, hem de gizlenmeye çalıştığını, böyle bir ikilem içinde bulunduğunu, bunun için de kahramanlar arasında geçişler yaptığını anlatmaya çalışmıştım. Benim öykülerim için de aynı şeyden bahsedebiliriz. Daha doğrusu bahsedebilirdik. Çünkü sobelenmişiz :) Bir inceleme içinde Proust, Don Quijote, Jung varsa saklanacak bir yerim kalmamış sayabiliriz. Aslında yapmak istediklerimi şu cümlenizle özetlemişsiniz. "Gülümsetiyor ama kahkaha attırmıyor, hüzünlendiriyor fakat ağlatmıyor. " Sanırım bu yüzden incelemenizi okurken gülümsedim fakat kahkaha atmadım. Adı olmayan kahramanlar böyle yapmalı çünkü :)) Yakaladığınız ve kaleme döktüğünüz her ayrıntı için şükranla...
Sümeyra Özat
Gönderi Sahibi
Daha nice eserinizde buluşmak temennisiyle, şükranlar bizden.. :)
Çıtayı aşırı derecede yükselten bir inceleme olmuş bu. ;) Sık eleyip ince dokunulmuş belli. Özellikle "Gülümsetiyor ama kahkaha attırmıyor, hüzünlendiriyor ama ağlatmıyor." doğru bir tespit. Şu an daha ortalardayım ama kitapta verilen hüzün hayattan kopuk değil. Drama boğulmuş cümleler yok. Karaktere üzülüyorsun ama acımıyorsun. Neyse diğer yorumlarımı da incelememe saklayayım.;) Ellerine sağlık.
Sümeyra Özat
Gönderi Sahibi
Tüh, yakalandık Olric! Teşekkür ederim. :)
Sümeyra Özat
Gönderi Sahibi
Kaynakça: – Cervantes, M. (2021). Don quijote 1. (Çev. Hakmen, R.). Yapı Kredi Yayınları. s. 535. – Erhan, A. (2015). Burada gömülüdür 1. Kırmızı Kedi Yayınları. s. 94. – Kierkegaard, S. (2010). Baştan çıkarıcının günlüğü. (Çev. Sertabiboğlu, S.). Ayrıntı Yayınları. s. 17. – KitapHaber Dergisi. (2023). kitaphaber.com.tr/gunumuzun-anlat... – Proust, M. (2020). Yakalanan zaman. (Çev. Hakmen, R.). Yapı Kredi Yayınları. s. 148, 218.
Platformda arka arkaya yazılan değerli incelemelerden sonra kitabı satın almıştım. Kitabı çok detaylı bir şekilde analiz ettiğiniz merak uyandıran bu incelemenizden sonra en kısa sürede okumaya karar verdim. Çok teşekkür ediyorum🙏, kaleminize sağlık.👏📚
Sümeyra Özat
Gönderi Sahibi
Sabırsızlıkla bekliyor olacağım..
Bu tahlil, daha iyisi yazılana kadar en iyisi olma hakkını elinde bulunduruyor. O kadar ince işlenmiş cümleler ve o cümlelerin ardında da o kadar iyi bir kafa var ki! <Çok kitap okumak değil, okudukları üzerinde iyi düşünebilmek hünerdir> cümlesinin vücut bulmuş hâlisin Sümeyra. "Umursamaktan feragat ederek yadırganmamaya erişebilmiş bir adam. Bu mertebeye ulaşabilmenin yegane yolu, akıldan ve gerçeklikten azade olabilmektir belki de." ➡️ Çoğunluğun dünya hırsıyla ihtirasları içinde gama kedere düştüğü bu hayatta, aklı gitmiş gibi davranmak herkesin tercih edebileceği bir davranış türü değil. Zaten aslolan kişinin ne şekilde olursa olsun, yeter ki kimseye zararı olmadan kendi mutluluğunu keşfetmesi değil midir? "Kahramanımıza diğer her şeyden el çektiren taş sevdası tutku mudur, yoksa bir takıntı mıdır? İnsanlarda veya başka uğraşlarda bulamadığı neyi veriyordu taşlar ona, hangi teselliyi? Sükutu mu, koşulsuzluğu mu, yadırganmamayı yahut yargılanmamayı mı? İfadesizliğin timsali olan taşlar, ne ifade ediyordu onun için?" ➡️ Karakterimizin bir miktar obsesif olduğunu söyleyebilir miyiz? Bence kesinlikle söyleyebiliriz. :) Ama zaten bu kafadaki çoğu kişi, insanlarda bulamadığı mutluluğu taktığı konularda bulmuyor mu, buluyor. "Safiri denize atıp sıradan(!) taşlarla bir tutarak değerin, atfedilen manadan ileri geldiğini gösteriyor bizlere ve en değerli olanın dahi bir sekimlik canının olduğunu." ➡️ İnsanlar da böyle değil mi? Kimilerinin bir sıkımlık, kimisinin de üstüne tek çiziklik canı var. Her birimiz Yaratan nezdinde kıymetli olmanın farkındalığı ve derdinde olsaydık, ölüp gittiğimizde de denizde kaybolan o safir gibi olmazdık. Hani herkes çok değerli ya... Bizi zihninle buluşturduğun için çok mutlu oldum. Uzun zamandır okuduğum bir yazıdan bu kadar keyif almamıştım. İyi ki varsın.
Sümeyra Özat
Gönderi Sahibi
Süha Murat Kahraman Murat hocam, Kübra vesilesiyle haberdar olduğum takdiriniz beni mutlu etti. Teşekkür eder, eşiniz Zeynep Hanım ve sizlere selam ve saygılarımı sunarım.. :)
Reklam
Çok çok güzel bir değerlendirme olmuş. Bu eseri okuduğumda hissedip de tanımlamakta zorlandığım deneyime adeta tercüman olmuşsunuz. Tebrikler ve teşekkürler...
Sümeyra Özat
Gönderi Sahibi
Güzel olan öncelikle kitabın kendisi ve sonrasında da sizlerin takdiridir Murat Bey. Güzel sözleriniz için içtenlikle teşekkür ederim. Kitapla kalın..