Gönderi

10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 46. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2023 02:50
Güzelliklerin tesadüflerden doğduğuna inananlardanım ben de. Ne zaman sahafa gidip sahafçının orada yaptığım felsefelerden dolayı artık beni benden bile iyi tanıyıp seveceğimi düşündüğü kitapları önermesi yaşadığım en değerli güzelliklerden olsa gerek. Tesadüf sonucu doğmuş bu güzellikten ise sıkça nasibimi alabilmek adına bunu gelenekselleştirmiş olmam da işin en zevkli yanı sanırım :). Cibran ile de böyle bir günde tanıştım. Kitabın ismi bile insanı derin felsefelere itecek türden: Ermiş Dönüş yolunun yarısını kitabın başlığını düşünerek kalan yarısını da kitabı yarılayarak tamamladım :). Fakat siz yolda yürürken kitap okumayı memlekette denemeyiniz arkadaşlar :) Felsefeyi bir cümle ile özetleyecek olursam; “bardağın dolu tarafını görme sanatı “ derim. Kim vardır ki anne karnından doğduğundan beri bardağın dolu tarafını görür? Geçeceğimiz iki süreç, iki sınav vardır sadece: 1) bardağı görebilmek için bakmak 2) dolu tarafını görmek içinse görmek. Sağlıklı bir felsefe rastgele oturup düşünmekle de yapılmaz. Onun için de önce düşünmenin hikmetini öğrenmek lazımdır tabii ki. O yüzden derim ki; bu hayattan zevk alabilmeniz için bardağın dolu tarafını görmeniz,felsefe yapmanız, gerekir. Genel bir yargı vardır ki; çok düşünmenin hayat kalitesini düşüreceğine dair veya insanı belki de hayattan soğutacağına dair. Belki de burdan türemiştir felsefe yapma! söylemi. Felsefe size bi anlamı olmayan şeylerin mahkumu olmamanızı ve sorgulamalar sonucu kendi değer yargılarınıza göre ulaştığınız gerçekleri anlamlandırabilmeyi öğretir. Ancak bir taraftan da Oğuz Atay’ a kulak vermek gerekir: “Felsefeyi seviniz, fakat koparmayınız.” Tutunamayanlar …. Erasmus yayınlarından okuduğum Ermiş kitabının ilk 50 sayfası Halil Cibran’ın biyografisini sunuyor okurlarına. Eğer siz de kitabı okumadan önce yazarını okumak, yazarını anlamak kanısındaysanız biyografisini içeren yayınları tercih etmenizi öneririm sayın meraklı okurlar. :) Nitekim ben ilk 50 sayfayı bir romanmış gibi okuyup dalıp giderken; Ermiş başlığını görüp uyanmıştım. Ve asıl işte o zaman bir kere daha gördüm yazarların aslında insanlara kendilerini sunduklarını. Asıl Ermiş’in bir taraftan sayın Cibran olduğunu da anlarsınız roman tadındaki biyografiden sonra. El-Mustafa, 12 yıldır ayrı olduğu memleketine geri döneceği esnada onu kendinden bir parça gibi benimseyen Orfales halkı ile yaptığı ayaküstü sohbeti anlatır bizlere sayın Cibran. Tabi bu sırada -misafirlik dönüşü yaptığınız son kapı sohbetlerinizi anımsamanızı istiycem- saatlerce oturup yine de konuşmadığınız şeyleri 10 dakikada konuşur ve daha çok zevk alırsınız ya. Sanki sadece 10 dakikalık bir konuşma hakkınız varmışcasına hisseder ve en gerekli, en önemli detayları konuşursunuz bu sefer. :) Kitap soru cevap şeklinde sohbet havasında ilerler. Her bir cümlenin kıymetinin yanında ben en çok etkilendiğim detay üzerine konuşmak isterim, zira zaten kitap hakkında fazla söze hâcet yoktur. Kitapta, herkesin kendi alanına dair hatta kendine dair yeni bir şeyler duymak istemesi, kendi acılarına, muzdaripliklerine yeni teselliler duymak istemesi beni derinden etkiledi açıkçası. Kitaptan örnek vereyim; Bir kadının ‘’bana sevinç ve kederden bahset’’ derken Bir başka kadının ‘’bana acıdan bahset’’ demesi; Bir avukatın “bana adaletten bahset”, Bir şairin “bana güzelden söz et”, Bir rahibenin “ bana tapınmaktan söz et”, Bir yaşlının - iyi ve kötüden-, Gencin -dostluktan bahset- demesi Vs. Aslında herkesin kendini bir şeyle özleştirdiğini, herkesin susuzluğunun farklı olmasını öğretti bana. … Kitaptaki buram buram Nietzche kokusundan da bahsetmek gerekir. Halil Cibran, Ermiş kitabını ciddi anlamda Nietzche’den etkilenip onu en derinliklerine yerleştirdiği sırada yazmıştır. Eğer Nietzche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabını okuduysanız, Ermiş kitabını onun farklı bir versiyonu zannedebilirsiniz. Keza Zerdüşt de soru cevap şeklinde ilerlerdi ve konu itibariyle de hemen hemen aynı sayılırlar. Hatta kitabın sonlarında El-Mustafa’nın; “ sesimin kulaklarınızda artık çınlamaz olduğu ve bana duyduğunuz sevginin de belleğinizden silinip gittiği zaman, işte o zaman tekrar geleceğim. Ve belki daha zengin bir gönülle yine konuşacağım” s-141 sözü Zerdüşt kitabında şu versiyonunda geçer; “ şimdi size beni kaybetmenizi ve kendinizi bulmanızı söylüyorum ve ancak hepiniz beni inkar ettiğiniz zaman, size tekrar geri dönmek istiyorum.” s-70 Normalde olsa aslında bu, yazara öykünüp taklit metodunda ilerlemek olmuş derim, ancak kitap öylesine içten ve öylesine akıcıydı ki ara ara Cibran’ın kitabı yazarken Nietzcheyi unutmuş olabildiğini de düşündüm. :) Zira Zerdüşt kitabının ağırlığını kaldıramadığımdan dolayı yaklaşık 1 aydır okumaktayım. Ancak Ermiş’i iki saatte bitirince meselenin derin cümlelerle değil, vasat cümlelerle derin anlatılması gerektiği kanısına varıp Nietzche ye de ufak bir sitem de bulundum diyebilirm. :) Çok uzatmadan :) son olarak da Ermiş kitabı Cibran’ın üç cilt olarak tasarladığı ( Ermiş- Ermişin Bahçesi- Ermişin Ölümü) ancak hastalığından dolayı gelen ölümü sebebiyle ikincisini bile tamamlayamadığı bir eseridir. Ermişin Bahçesi Cibranın ölümünden sonra yakın dostu tarafından basılmıştır. İkinci kitabı Ermiş kadar tat vermese de okunmaya değer bir kitaptır. Okumanızı şiddetle tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat
ErmişHalil Cibran · Erasmus Yayınları · 201785,2bin okunma
··
2 +1'leme
·
322 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu kitabı ben de okudum ama hiç bu açıdan bakmadım güzel bir inceleme olmuş kitabı tekrar okuyacağım😊
Ayşe
Gönderi Sahibi
Defalarca okunabilecek bir kitap. Kesinlikle başucu olması gerek. Her okuduğunda farklı anlamlar çıkaracağını düşünüyorum o yüzden hiç aksatma bile :)