Ahmet Hamdi Tanpınar'ın başyapıtı olan Huzur romanından sonra okunması gereken, Huzur'daki Suat karakterinin Mümtaz'a yazdığı mektup.
Bu mektupta Suat'in hayata dair görüşlerini ve bir genç kızla olan diyaloglarını okuyorsunuz. Kitapta mektubun düzeltilmiş ve orijinal halleri yer alıyor. Okurken çok keyif aldım. Suat'ın görüşlerini okumayı seviyorum. Hayata zıt görüşler katan, hazzın felsefesini yapan, hayat üzerine derin düşündüğü için kafası karışmış bir karakter kendisi. Genç kızla olan diyalogları da çok akıcı ve hoştu. Genç kız, Suat'a kendi eksikliklerini farkına vardırıyordu. Ve sanırım ilk defa bir Tanpınar romanında bu kadar akıllıca konuşan bir kadın karaktere rastladım. Tanpınar kadın karakterlerine pek fırsat vermiyor sanki. Bir de Suat'ın hayvanlar ve hükümdarla ilgili bir piyes hayalinden bahsedilmiş. Bu piyes, Tanpınar'ın Hikâyeler kitabındaki "Son Meclis" başlıklı sayfalarda yer alıyor. Merak edenler o kitaptan bakabilir, güzel bir piyesti. Tanpınar'ın bu piyesi Suat'ın hayali olarak aktarması bana ilginç geldi. Demek ki kendini Mümtaz'la olduğu kadar Suat'la da özdeşleştiriyor. Zaten başka türlü Suat'ı bu kadar iyi anlatamazdı.
Mümtaz; kendi çalkantıları olsa da hayatta iyiyi amaç edinen, hayata bağlanması gerektiğine inanan bir karakterken Suat onun tam zıttı. Depresif, ölüm dürtüleri yoğun, hayatın karmaşıklığı karşısında bir istikrar yakalayamamış, ilkel hazlar peşinde koşmuş fakat bunun gayet farkına varmış ve hayatın anlamsızlığını içselleştirmiş bir karakter. Varoluşçuluk felsefesini en çok ortaya koyan Tanpınar karakteri diyebiliriz. Bence Suat, hazcı oluşu bakımından biraz Dorian Gray'in Portresi'ndeki Lord Henry, çok az da Yalnızız'daki Besim'dir. Mümtaz iyi ve kötü arasındaki gitgelleriyle yine Dorian Gray'in Portresi'ndeki Dorian Gray gibi görülebilir. Nitekim Mümtaz Suat'tan, Dorian Gray de Lord Henry'den inanılmaz etkilenir. İnsan, içindeki kötülüğü ne kadar bastırırsa bu kötülük, düşünceye döküldüğünde o kadar şaşırıp etkilenir herhalde. Bu iki karakter de içindeki kötü yanları bastıran karakterlerdi bence. Öte yandan İhsan; Suat ve Mümtaz'ın iki uç gibi uzak fikir dünyasını bitiştiren bir köprü gibi görülebilir. Bu açıdan da İhsan biraz Dorian Gray'in Portresi'deki Basil gibi. İyiyi yapmak gerektiğini benimsemiş bir karakter fakat bunu temellendiriyor, fikirleri akılcı ve derin analizlerinin bir ürünü. Suat da onun büyük bir insan olduğunu kabul eder zaten. Ki mektubunda da buna değinmiş. Bunun dışında, Mümtaz'a laf sokuşlarına bayılıyorum zaten. İnsan; Mümtaz'da olması gereken halini, Suat'ta kendini eleştirip duran iç sesini görüyor.
Kısacası Tanpınar, bu mektupla Suat karakterini daha detaylı çizdi gözümde. Tanpınar'ın kalemini bir kez daha sevdim. Karakterleriyle iyi ve kötünün zıtlığına, uzlaşma biçimlerine vurgu yapan romanların yeri bende hep ayrı (bkz. Huzur, Yalnızız, Dorian Gray'in Portresi).
Suat’ın MektubuAhmet Hamdi Tanpınar