"Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum," der canım Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar kitabında.
Yaşarken anlaşılmak...
Çok az kişiye nasip oluyor sanırım. Onlara da oldukça geç nasip olduğuna eminim. Saçlarım beyazlayınca ünlü oldum der mesela Kenan Işık. Sakallarıma ak düşünce... Yaşayan şairlerimizden Ataol Behramoğlu Yaşarken okunması, anlaşılması gereken şairlerimizden...
Sizde de oluyor mu bilmiyorum ama sanat hayatında yer edinmiş, sevdiğim sanatçılarla tanışmak istemişimdir hep. İçten içe bir gün tanışacağımı ummuşumdur. Çocukluğumdan beri gelir bu his, bu düşünce. Ama kime karşı beslediysem bir bir yitip gittiler hep... Attila İlhan, Cengiz Aytmatov; Kemal Sunal, Cüneyt Arkın... Tanışabilir miyim bilmiyorum ama bir Şener Şen kaldı geriye. Bu yüzden yaşayan sanatçılara ayrı bir kıymet veriyorum kendimce.
Ataol Behramoğlu,
Bir Gün Mutlaka ile tanıştım -kendiyle olmasa da- kalemiyle. O kitabı bitirdiğimde söz vermiştim kendime, "Bir Gün Mutlaka" geleceğim diye. Daha bir yıl olmadan koştum, geldim işte...
Şair deyince farklı bir izlenim var toplumumuzda. "Düşünce işçisi, kelime ustası" Oturduğu yerden düşünen, düşündüğü yerden yazan... Oysa gerçek hiç ama hiç öyle değil. Birçoğu büyük mücadelelerle baş etmek zorunda kalan, hapse düşen, yurt dışına çıkan, eziyetin en zorlusuyla karşılaşıp ayakta durmayı başaran, fikir ve şahsiyet sahibi isimler. Ataol Behramoğlu da öyle. Eseri okurken fark edeceksiniz ki birçok şiir cezaevinde kaleme alınmış.
"Nicedir özlemişim
Bir dosta sarılıp
Ağlamayı." (s. 11)
Hangimiz özlemedik?
Belki de ihtiyacımız olan, birçok şeyi unutturacak olan şey bu: Bir dosta sarılıp ağlamak... Ama öyle bir dönemde yaşıyoruz ki ne dost belli ne düşman...
"Geleceğiz üstesinden
Bu acıların da..." (s. 116) Geleceğiz. Sarılsak da sarılmasak da.
"Yaşasın dünya halklarının devrimci dayanışması..." (s. 113)
Umut kokuyor şairin şiirleri... Umut dolu. "Her zaman yeniden başlamak duygusu
Doğuyor içimde
Her uyanışımda." Ne çok da ihtiyacımız var umutla dolmaya. Güne umutla başlamaya... Sendromsuz günler geçirmeye. "Fakat bütün dağ fırtınalarından sonra /Güneş açıyor yeniden." Açıyor muydu sahiden? Fazla uzun sürmedi mi fırtınalı günler?
"Fakat hiçbir şey kurutamayacak
Çorak topraklarda yeşerttiğim aşkı."
Şu kadar umutla dolsak yeterdi. Uzun zaman sonra umut dolu şiirler okumak o kadar iyi geldi ki...
Dolu dolu bir eser. Arkasında büyük bir deneyimin, büyük bir yaşanmışlığın izleri olduğu görülüyor. Yeri geliyor Fareler ve İnsanlar çıkıyor karşınıza yeri geliyor Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Mahur Beste. "Tek yükü kendi yorgun yüreğidir," diyor Marquez eserin bir yerinde. Okumuş yazar, okumuş, notlar almış, kendini geliştirmiş ve donatıyor eserlerini kendi niteliğiyle... "Fırtınalı zamanlarda, kıyının yosunlarından sonsuz derinliklerinin kumlarına kadar aralanan okyanuslar gibi, bütün ruhun, içindeki şeyleri belirsizce gösterdiği bir buhran içindeydi," diyerek çıkıyor karşımıza Flaubert satırlarıyla.
Kimi dizeleri Nâzım gibi:
Hiçbir şey
görkemli olamaz
kocaman
bir göğün altında
yüce bir dağla
engin bir denizin
birleşmesi kadar...
Kimi yerlerde Attila İlhan, Orhan Veli Kanık'ın izleri. Sadece yerli izler mi? Louis Aragon, Pablo Neruda
Neresinden baksanız büyük zenginlik, nitelikli dizeler. Ben bu kadarını yazayım, siz daha fazlasını anlayın. Keyifle okunması temennisiyle...