RİSALE-İ NUR SERENCÂMIM - 2
İfade ettiğim bu 3 zaman diliminden sonra bu merhalelerde yaşadığım bazı hatıralarımı da anlatmak isterim. Hatıralar, insanın hâlet-i ruhiyesini gösteren en mühim kaldırım taşlarıdır. 6. sınıftayken sıra arkadaşım "Biz bir yere gidiyoruz, sen de gel." dedi. Ben de ona "Orada ne yapıyorsunuz?" diye sordum. O arkadaşım da bana "Biz orada çorba içiyoruz." dedi. Ben de "Annem evde de çorba yapar, evde de çorba içerim." dedim. Sonra o arkadaşım şöyle dedi: "Biz orada namaz kılıyoruz." Ben de cevap verdim: "Benim evimin yanında cami var. Ben camide de namaz kılarım." Ardından o arkadaşım bana şunu dedi: "Biz orada Risale-i Nur Külliyatı okuyoruz." Ben de "Tamam gelirim." dedim ve daha 6. Sınıfta olan bir çocuğun kalbini sadece bu eserlerin ismi cezbetmiști. Çocuklukta kulak dolgunluğundan mı yahut kalbimin burada çarpacağı ve istikbâlde bu eserlere talebe olacağımdan mıdır bilmem ama bu arkadaşım benim medreseye ilk defa gitmeme vesile oldu. Bir öğretmenin onları medreseye götürdüğünü söyledi ve beni de o hocamız ile tanıştırdı. Artık haftada bir gün okuldan arkadaşlar ile gideceğimiz medresemiz, birlikte namaz olacağımız yerimiz, o manevî havayı teneffüs edeceğimiz mekânımız belli olmuştu. 7. sınıfta iken elîm Van - Erciş Zelzelesi ile medrese dersleri ile kopukluk yaşadım. Zaten ana medresemiz de ağır hasar almış, sonradan da yıkılmıştı. 8. sınıfın 2. döneminde mahalleden evimizi merkeze yakın bir yere taşıdık. Taşındığımız site de medresenin hemen yanında idi. Ana medrese yıkıldığı için Barla Medresesi'ne geçmişlerdi. 2 katlı, huzur veren, Nurları ciddi okuduğum zamanlar; "Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer" dememe vesile olan kırılma noktaları yaşadığım bir mekân idi. Peki elime Risale-i Nur Külliyatı eserlerini alır almaz anlayıp kavrayıp anlatmaya mı başladım? O merhale nasıl oldu? O kadar farklı bir dönemdi ki, kelimelerin kifayetsiz kaldığını söylesem yanlış olmaz. Sürekli bir şekilde küçüklükten beri "Risale-i Nur'un dili ağırdır, herkes anlayamaz, anlaşılması zordur" şeklinde ifadeler duyardım. Hatta kitabın altında lûgat olmadan anlaşılmadığını, illa ki lûgate bakmak gerektiğini söyleyenler vardı. Ben de merak ederdim, acaba niye böyle diye. Nitekim bunların da tesiri ile evimde küçük kitap Risale-i Nur eserleri varken açıp da okumaya teșebbüs etmemiştim. 8. sınıfın yaz tatilinde evde bulunan sayfanın altında lûgat olan Sözler kitabını elime aldım. Madem dili ağır ve lûgat olmadan anlaşılmıyor, o halde bundan anlarım diye düşündüm. Elime kitabı aldım ve başladım okumaya. Anlamadığım kelime için sayfanın altına bakıp sonra üstte yerine koyuyorum ama bir türlü anlayamıyorum. Bir daha deniyorum diğer cümlede. Yok yok yok. Anlayamıyorum ve kalbim daralıyor. "Hani lûgat ile anlaşılacak idi bu kitaplar?" diyorum kendi kendime gözlerim dolu dolu bir sûrette. Baktım böyle olmayacak. Çünkü ilerleyemiyorum. Benim için sadece kapağına bakıp "Neden anlayamıyorum bu Kur'ân ve iman hakikatlerini?" diye iç geçirip ağladığım bir eser olmuştu. "Nasıl anlaşılacaktı bu kitaplar ve ben ne yapmalıydım?" diye düşüncelere dalıyordum. O sırada okuduğum bir hatıra bana çok tesir etti ki, hatıraların ehemmiyetine dâir ilk kanâatim o dönemlerde oluştu. Okuduğum hatıra şu idi; Musa Yukarı Ağabey Anlatıyor; «Ahmed Feyzi Ağabey bizim Ayrancılar'a çok gelir, Risalelerden dersler, sohbetler yapardı. Bu arada bizim bir kardeşimiz ona şöyle bir sual sordu: "Ben Risale-i Nur’u okuyorum, fakat anlayamıyorum, ne yapmam lâzım?" dedi. Feyzi Ağabey buna "Tahsilin ne?" diye sordu. O da "İlkokul" dedi. "Şimdi sana tahsili çok yapsan, üniversiteyi bitirsen anlarsın, desem; çok üniversite bitiren var, tahsil yapmışlar var, anlayamıyorlar. Arapça, Farsça bilsen anlarsın desem; onlardan da çok Arapça, Farsça bilenler var, onlardan da anlayamayanlar var. Şimdi ben sana Risale-i Nurları anlaman için şunu tavsiye edeceğim: Evvelâ tövbe istiğfar edeceksin. 'Hangi günahlarım var ki Kur'ân'ın bu asırdaki tefsirîni anlayamıyorum, hangi günahlarım mâni oluyor?' diye tövbe istiğfar edeceksin. İkinci tavsiyem de, mideye giren lokmaya dikkat edeceksin, haram olmasın. Eğer vücûda giren lokma haram olursa, nasıl ki bir çeşmenin havuzuna bulanık su girerse etraftaki muslukları açınca bütün sular bulanık akar; mideye de haram girdi mi bütün vücûdun azâları bulanır, göz hakikati göremez, kulak hakikati işitemez, bütün azâlar bulanır. Demek ki: 1. Tövbe istiğfar edeceksin. 2. Vücûda haram lokma almayacaksın. İşte o zaman Risale-i Nurları anlarsın." dedi.» (Ağabeyler Anlatıyor - 1, s. 41) Bu hatıra bana bir can suyu oldu ve 'Hangi günahlarım var ki Kur'ân'ın bu asırdaki tefsîrini anlayamıyorum, hangi günahlarım mâni oluyor?' deyip tövbe ve istiğfar etmeye niyet ettim. Her namaz sonrası Kur'ân'ı, Sünneti ve İman hakíkatleri olan Nurlar'ı anlamak için Rabbime niyazda bulundum. O zamanki dualarımın hâlisiyetini, hasbîliğini başka bir şeyde bulamadım. İnsan en ziyade ihtiyacını hissettiği zaman Cenâb-ı Hak nasip ediyor.
1000Kitap
··
6 +1'leme
·
1.367 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Abdulkadir Çelebioğlu
Gönderi Sahibi
RİSALE-İ NUR SERENCÂMIM 1- #230473141 2- #230517913 3- #231281953 4- #231571114 5- #232012222 6- #233192824 7- #233291939 8- #271377712 9- #271636352
Risale-i nur' da sadece zihnin hissesi yoktur ki herşeyi bir okuyuşta anlayalım. Anlamasanizda okuyun demişti bir nur talebesi zira ruh hissesini alır, göz hissesini alır, kulak hissesini alır. Yani zihnin iman hakikatlerine ihtiyacı olduğu gibi hislerinde güçlü olması için nurlara ihtiyaç vardır.
Abdulkadir Çelebioğlu
Gönderi Sahibi
İnsan ilk okuma yaparken kalp, ruh, nefis ve latîfelerim de hisse alıyor deyip bunu kabullenemiyor.. Okuyorsam aklen de anlatayım diyor insan.. Hele günümüzdeki gençlere anlamasanız da okuyun deyince, anlamıyor isem niye okuyayım cevabını almaları işten bile değil.. Zaten o yıllardan itibaren zihnimde oluşan tüm notları yıllar sonra bir araya getirip önce canlı ders, sonra yazı serisi ve en sonda bir kitap şeklinde "Risale-i Nur Külliyatı'nı Okuma ve Anlama Usûlleri" ismiyle neșretmiștik.. Nurlardan hissen, ruhen, kalben istifade vardır lakin aklen de olacak ki okuyan kişilerde devamlılık sağlansın.. İnsan istemsiz bir sûrette aklım niye almıyor diyor..
Abdulkadir Çelebioğlu
Gönderi Sahibi
Mesela Nurlar'da geçen bu yer de bize usûl belirtmektedir; "Evvelki okuyuşlarımda hazmedemiyordum. Şimdi gayet yavaş ve dikkatli okuyup anlamaya çalışıyorum. Takıldığım noktalar oluyor, soruyorum. Bu vesile ile istifade fazladır." (Barla Lâhikası, s. 190)
Niyetinize uygun bir paylaşım olmuş, pişman olmak söz konusu bile olmaz, Risale-i Nur'un ismini duymak bile nasip meselesi, bir tohum gibi, o tohumu çürütmektense okuyup filizlendirmek verilmiş en doğru karar olacaktır.
Abdulkadir Çelebioğlu
Gönderi Sahibi
"Nur, fenalara nardır." (Münâzarât, s. 16) muktezasınca kişilerin nazarları da tesir ediyor. Bazıları tenkid nazarıyla yönelince Nurlar da o kişiye açılmıyor. Bunun çok misali verilebilir.
Doğrudur.
Dilerim ki; Risale-i Nur'un adı kulaklarına değmiş, bu tefsir bir şekilde yoluna çıkmış herkesin güzel bir hikayesi olur.
Abdulkadir Çelebioğlu
Gönderi Sahibi
İnşaAllah.. Șevke medar ve teşvik olması mahiyetinde bazı yaşadığım hâdiseleri kaleme almak istedim.. Nurlar ile tanışıp, hakikî mânâda muhatap olup, hâlisane anlamak ve yaşamak isteyip de pişman olana bu güne kadar denk gelmedim.. Bazı insanlara Nurlar'dan bahsederken nedir yani vs demeleri insanın yaşadığı o hâlet-i ruhiyelerden geçmemeleri sebebiyledir..